24 Haziran: Onlar hileyle, biz hakikatle…

Seçim süreci ve sonuçlarındaki hilelerini, hukuksuzluklarını da hesaba katarsak, mevcut karanlık ittifakı, en çok da demokrasi için mücadeleyi yükselterek geriletebileceğimizi anlıyoruz.
24 Haziran’ı değerlendirirken, en başta sürecin ve sonuçların meşruyiteni tartışmak gerekiyor.
Genel olarak OHAL’de, görünürde -doğasına aykırı olsa da- en demokratik yöntemler ve işleyişlerle de seçim tamamlansa, tam anlamıyla meşruluğundan söz edilemez.
Kaldı ki Türkiye’de diğer hiçbir ülkedekine benzemeyen bir OHAL ve dolayısıyla seçim sürecinden geçtik.
İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) verilerinden yararlanarak, birkaç örnek vermek gerekirse:
“28 Nisan-22 Haziran tarihleri arasında HDP’ye 94 saldırı düzenlendi.
Seçim çalışmaları sürecinde HDP’den 26 kişi işkence ve kötü muameleye uğradı. Ayrıca, HDP’liler, gözaltı ve gözaltı yerleri dışında da işkence ve kötü muamele gördü. Bu şekilde işkence görenlerin sayısı da 33.
Seçim sürecindeki gözaltı ve tutuklama bilançosu da, HDP’den 361 kişinin gözaltına alındığını, 20’ye yakın kişinin tutuklandığını işaret ediyor.
Yine bu süreç içinde, HDP’nin 17 miting ve gösterisi de yasaklandı.”
En önemlisi, Suruç’ta partililerimiz katledildi ve böylece seçimlere kan bulaştırıldı.
HDP oylarının yoğun olduğu kentlerde sandık taşıma-birleştirme kararı verildi.
Cumhurbaşkanı Adayımız Selahattin Demirtaş hakkında, doğrudan Tayyip Erdoğan tarafından kara propaganda yürütüldü. Bağımlı yargının bile suçlama konusuna dönüştürmediği olaylardan sorumlu gibi gösterildi.
Ayrıca uluslararası gözlemci heyetlerin ülkeye girişi engellendi, girenlerden kimileri de gözaltına alındı! Eş Genel Başkanımız Sezai Temelli de engelle karşılaştı; pasaportuna el konuldu, yurt dışına çıkamadı.
Valiler, kaymakamlar dahil tüm devlet kurumları tek bir adaya, Erdoğan’a çalıştı; asker-polise dahil olarak korucular da tehdit unsuru olarak kullanıldı.
Hakkımızda, parti örgütlerimize aitmiş gibi sahte broşürler bile basıldı, dağıtıldı.
Hepiniz izlediğinize (ya da izleyemediğinize!) göre medyanın performansını açmaya gerek bile yok.
Bunlar, seçime giderken karşılaştığımız saldırı ve ihlallerin bir kısmı.
Seçim günüyse binlerce ihlalle karşılaştık. Muhalefet adına çalışanlara saldırılar devam etti, görevlilerimiz engellendi, çalıntı oylar açığa çıktı, birden fazla oy kullananlar oldu, yine Suruç’ta AKP adayı ve korumaları silahlarla baskı kurdu ve daha birçoğu… Sayım sırasında da birçok yerde izlemek isteyenler engellendi, YSK’ye giden yollar kapatıldı.
Dünyanın ortalama demokratik bir ülkesinde, bunların yarısı bile olduğunda, seçimler artık meşru değildir; oradan demokrasi çıkmaz. Bunu tespit etmeden yapılacak her yorum eksik, çok eksik kalır.
Her şeye rağmen…
AKP, son 2 yıldır yaptığı düzenlemeler, kazanmaya endeksli çıkarılan yasalar ve toplumu terörize edip kutuplaştırmasıyla, başkanlığı aldı ama Meclis çoğunluğunu elde edemedi. Bunun da nedeni partimiz HDP oldu.
HDP, bu seçimde yüzde 12’ye yakın oy alarak, Türkiye’nin AKP karşısında seçeneksiz kalmasını engelledi.
Kürt halkı geleneğini bozmayıp istikrarlı bir azim ve sahiplenme gösterdi; neredeyse başına silah dayadılar ama hakikatinden vazgeçmedi. Demokrasi güçleri/çevreleri de HDP’yi benimsedi, ya dayanıştı ya da kendi partisi olarak gördü.
Ne olacak, ne yapılmalı?
Öncelikle bir ekonomik krizle karşı karşıya kalacağız ve bu, emek cephesinin örgütlenme zeminini iyi yönetmesi gereken, kritik bir dönem olacak.
Anlaşılan o ki, zaten milliyetçi uygulamalarını esirgemeyen AKP, bunu artık daha açıktan, ortağı MHP ile yürütecek. Bunun anlamıysa, şimdiye kadar görülen baskıların, zulmün yaygınlaşması için ellerinden geleni yapacaklar. Zaten seçimleri de baskıyla, hukuksuzlukla ‘kazanan’ bir hükûmetin, ‘doğru yolda olduğunu’ düşünüp, bu yöntemi sürdürmek isteyeceği belli. HDP’nin barajı geçmesi AKP’nin tek başına çoğunluğu almasını engelledi ve AKP, demokratik kültürden yoksun, ‘intiâmcı’ bir zihniyet olarak, HDP’nin ve onun etrafında kenetlenen demokrasi güçlerinin, demokrat kesimlerin etkisini kırmaya çalışacak. MHP ile birlikte savaştan nemalanan AKP, savaş politikalarına hız verecek ve toplumu kutuplaştırmayı sürdürecek.
Batı dünyası ile Türk devletinin ilişkilerini yakından inceleyen ABD’li Uzman Kenner Joshua-Walker, Batı ile Türk devletinin ilişkilerini yakından incelemesiyle biliniyor. 24 Haziran seçimlerini yorumlarken, Erdoğan rejiminin Avrupa Birliği ile batının değerlerinden daha fazla kopacağını; yakın bir dönemde Avrupa ile Türkiye’nin ilişkileri ölmek üzerinde olacağını belirtiyor.
Yine seçimlerin hemen ardından ABD Dışişleri’nden, ‘Rusya’dan S-400 alırsa Türkiye’ye yaptırım uygularız’ uyarısı geldi.
Erdoğan, gerek içerideki muhalefet, gerek ekonomik kriz ve gerekse başarısız dış politikasının daha zorlu geçeceği bir dönemde, neredeyse ‘kazandığına’ pişman olacak!
En başta olası hayal kırıklığının önüne geçmek gibi bir görevimiz var çünkü her şeye rağmen umutsuzluğu hak etmeyen bir direnç gösterildi ve bunun sonuç alacak bir performans olduğunu bilmeliyiz.
Seçim süreci ve sonuçlarındaki hilelerini, hukuksuzluklarını da hesaba katarsak, mevcut karanlık ittifakı, en çok da demokrasi için mücadeleyi yükselterek geriletebileceğimizi anlıyoruz. Seçim sürecindeki tüm zorluklara rağmen bir araya gelmeyi, dayanışmayı, umutlanmayı başarmış önemli bir dinamik, nüfusuz. Bunu korumayı değil, büyütmeyi esas alarak, birleşik bir demokrasi cephesinin sorumluluğunu üstlenmeliyiz. AKP’nin artık yalan dolana, hileye hurdaya, baskı ve saldırıya başvurmadan seçim kazanamayacağını gördük. Kaybetmeye hâlâ çok yakınlar; görevimizi yaparsak.
Aydın’a teşekkürler
Aydın’da ilk kez ve hem de bu olağanüstü zor koşullarda oyumuzu arttırıp yaklaşık 70 bin oy aldık. Bir önceki seçimlere oranla, oyumuzu 23 bin arttırarak umut yarattık. Ancak bu adaletsiz seçim sistemi ve ittifak yasası nedeniyle, hak etmemize rağmen ittifak oylarının dağılımından kaynaklı olarak milletvekilliği hakkımız AKP’ye geçti.
Bu seçim çalışmasının en büyük kazanımı; her inanç, etnik köken ve kültürden insanlarımızı buluşturup kaynaştırmamız oldu. Bunu HDP’nin geniş kesimlerde karşılık bulan kucaklayıcı politikasıyla yaptık.
35 yıllık sanat hayatımda, zaten bu büyük mücadelenin içindeydim. Mevki makam, vekillik vb. gibi koltuk sevdam olmadı. Halka inandım ve bu inancımın gereği olarak böyle zor bir dönemde partimizin önerdiği bu görevi kabul ettim, bundan ötürü de asla pişman değilim. En büyük mutluluğum Aydın’ın yerli halkıyla, Kürdü ve Alevisiyle tanışmam oldu. Sevgilerine layık olabildiysem ne mutlu bana!
Moral bozukluğu, küskünlük, umutsuzluk ve karamsarlığı asla kabul etmiyorum. Dün olduğu gibi bugün de, yarın da partimize ve mücadelemize sahip çıkılmalı. Aydın’da bundan sonraki çalışmalara daha aktif katılım sağlayarak, partimizi zafere taşıyacaklarına inanıyorum.
Bu zorlu mücadelede büyük bir coşku ve heyecanla yanımızda olan başta kadın ve gençlerimiz olmak üzere; il ve ilçe yöneticilerimize, mahalle ve köy çalışanlarına, seçim bürolarında benden sıcak çayını esirgemeyen çalışanlara, ellerinde bayraklarla bizi hiçbir yerde yalnız bırakmayan geleceğin umudu çocuklarımıza; kısaca tüm halkımıza yürekten teşekkür ediyorum! Hepinizi çok seviyorum! Hakkınızı helal edin!