AKP iktidarı son bulmalı, ancak yetmez!

AKP’nin özelliği ise sadece sermaye çevrelerine hizmeti hedeflemez. Kendi zenginini de yaratmak ister ve bu nedenle emek ve doğa sömürüsü bu iktidar eliyle inanılmaz sevilere ulaşmıştır.

AKP iktidarının 16 yıllık geçmişi olası iktidarının devamında neler yaşanacağını açıkça gösteren nitelikte. Sermaye çıkarları üzerinden üretilen ekonomi politikalarının tamamı doğal yaşamı alt üst etmek üzere programlanmış durumda.

Sermaye, emek sömürüsü üzerinden büyümeyi sağlarken, emek sömürüsünü sürekli kılabilmek adına kapitalist üretimleri büyütmek zorundadır. Kapitalizmin aşırı üretim ve tüketim zorunluluğu, üretim süreçlerinde en büyük ihtiyacı ham maddeye dayanır. Ham maddenin karşılanabileceği tek yer ise doğal yaşamın kendisidir. Bu bağlamda sermaye iktidarları emek ve doğa düşmanı politikaları sürdürülebilir kılmak amacıyla özellikle Türkiye gibi ülkelerde faşizmi hakim kılarlar.

Tüm bunların nedeni ise hem uluslararası hem de yerli işbirlikçisi sermaye çevreleri için sınırsızca ham maddeyi açığa çıkarmaktır. Kapitalizm doymak bilmez ve emperyalist politikalarla yerli işbirlikçilerini çalıştırarak doğal yaşamın yağmalanmasını sağlarlar. Türkiye’de, emperyalist kapitalizmin en önemli dayanaklarından biri olarak doğal yaşamı adeta yok edecek boyutta sömürüye tabi tutar. Antikapitalist bir perspektiften yoksun olan tüm iktidarlar farklı bir tutum izleyemez. AKP’nin özelliği ise sadece sermaye çevrelerine hizmeti hedeflemez. Kendi zenginini de yaratmak ister ve bu nedenle emek ve doğa sömürüsü bu iktidar eliyle inanılmaz sevilere ulaşmıştır.

Son çıkarılan ‘Maden Bölgeleri’ yönetmeliği ile dağlar, vadiler hamuduyla sermayenin hizmetine koşuluyor. Bir bölgede MTA tarafından belirlenmiş maden varlığı var ise bu bölge maden bölgesi olarak işaretleniyor. Bu da yetmiyor maden bölgesini tek bir şirketin hizmetine koşulması sağlanıyor. Yönetmelikte maden bölgesi olarak belirlenmiş alan içinde birden fazla şirketin maden ocağı var ise bu şirketlerin birleşerek tek çatı altında şirketleşmesi zorunlu hale getirildi. Birleşme sağlanamazsa o maden şirketlerinin lisansları ellerinden alınıp bölgeyi tümden yok edebilecek güçte olan bir şirkete, holdinge veya yabancı sermayeye devredilecek. Bu yönetmelik doğal yaşamı hedefine koyan ve doğayı yok etmekle sonuçlanacak bir içerik taşırken AKP hükümeti bununla övünüyor.

ABD ve AB ile yaşanan sorunlara çözüm olarak getirilen bu yaklaşım geleceğimiz adeta yok edecek nitelikte. Vadilerde ki sular, ormanlar, meralar ve diğer tüm yapılar yok sayılarak madenler tek amaç haline getiriliyor. Türkiye’de yaşanan son ekonomik krizi geçiştirmek adına başvurulan bu yönelim İngiltere ziyareti ile birlikte ortaya çıktı. Dış borç ödemelerinin içinden çıkılmaz hale geldiği bu dönemde seçimi öne alarak iktidarda kalmayı hedeflemiş olan AKP, borç ödemleri için yeni kan emici fonlara başvurmak ve vadesi gelmiş olan borçları ötelemek üzere İngiltere’de bir dizi görüşmeler yaptı. Erdoğan’ın 3 gün kaldığı Londra’dan eli boş dönünce bakanlarını ve merkez bankası başkanının Londra’ya gönderen AKP iktidarının ne tür sözler verdiği ya da nasıl anlaşmalar yaptığı yakın süreçte ortaya çıkacaktır. Ancak ip uçlarını uygulamalarında görmek mümkün.

Örneğin Dersim coğrafyasında uygulanacağı belirtilen 27 HES ve 145 maden ocağı açılması planlanıyor. Munzur Nehri’ni enerji üretmek amacıyla kontrol altına alınmak istenirken madenler için gerekli olacak sular da bu Munzur ve çevrede yapılmış barajlardan temin edilecek. Bunun dışında açılacak olan madenlerde kömür çıkarmakta hedeflenmekte. Böylece suyun ve kömürün yanına termik santral kurmak sermayenin en önemli yeni hedefleri içinde olduğu biliniyor.

Yukarıda belirttiğimiz gibi birçok vadi maden bölgesi olarak işaretlendikten sonra ilk olarak köyler boşaltılacak ve bölge insansızlaştırılacak. Elbette bu hedefler AKP’nin hedefleri olmasına karşın ekonomi politikaları bakımından AKP’den farklı olmayan CHP’nin iktidar olması halinde bölge kurutulur mu? Bunu halkın mücadelesi belirleyecek. Bu nedenle AKP’nin iktidardan uzaklaştırılması tek başına yeterli bir sonuç doğurmayacak. Yaşam alanlarını ve doğayı savunabilenler sermaye karşısında ancak kazanabilecektir.