Babam derdi ki; karamsarlık faslıdır

Hava bulutlu, içim sanki huzursuz. Karamsarlık gibi şeyler koşturuyor beynimde.

Karamsar bir adam ne söylemek isteyebilir ki? Oysa sevginin dili ile bakıyorum yanıma yöreme. Sevginin gücü ile gözlerin içinden geçiyorum. Sevginin büyüklüğü ile hayaller kuruyorum. Bugün sevgi sanki kalbimi yalnız bırakıyor. Yağ-mur yağsın istiyorum, yüzüme yağmur damlaları düşsün. Ru-humun paramparça yanını alıp götürsün o damlalar. Kır çiçeği olup, kokusu ile ısıtsın beni. Ya da çok sıcak bir selam ile gönlümü mest etsin ve ben o sıcaklıkla yanıp yoluma devam edeyim.

Dünyanın öyle bir dönüşü var ki, kimse o dönüşe ayak uyduramıyor. Sanki herkes farklı bir zamanda, farklı bir mekânda. Ama kimse nerede ol-duğunun farkında değil. Gelgitlerin, pişmanlıkların, savrulmaların ikli-minde çok uzak bir düş yaşıyor gibiler. Ben böyleyim de, herkes de öyleymiş gibi geliyor bana. Mesela çok sevdiklerim dönüp bana bakmıyor bile. Beni se-venleri de ben atlıyorum.

Bahar faslıdır

Hava nasıl da iç yakıyor ve huzur veriyor. Elazığ’da bir du-var dibinde saatlerce dünyayı yorumladığımız günleri anım-sadım. Şu an tam da o duvarın dibinde aynı havanın atmos-ferindeyim. Yanıtsız yazıların iç burkan seremonisi vuruyor kalbime. Öyle ürkek ve öyle yalnız. Bir sevda bahçesinde toprak eşeleyip aşk ekiyorum.

Hava nasıl da iç yakıyor ve huzur veriyor. Elazığ’da bir du-var dibinde saatlerce dünyayı yorumladığımız günleri anım-sadım. Şu an tam da o duvarın dibinde aynı havanın atmos-ferindeyim. Yanıtsız yazıların iç burkan seremonisi vuruyor kalbime. Öyle ürkek ve öyle yalnız. Bir sevda bahçesinde toprak eşeleyip aşk ekiyorum.

Bazen insan bir ses duyar, yüzünün rengi değişir. Bazen bir isim görür, kalbi büyüdükçe büyür. Bazen yıldız yağmuru olur beklentileri, bazen samimi bir bahar havası ile düşer kente. Kent büyük bir gürültü ile patlar, ancak büyü o gürültüyü yok eder. Hüzünlü ve parlak bir büyüdür o. Dingin dalgaların huzur veren ritmi ile artar. Bir de insan kahkahalarının içten-liği. Her şey sade ve anlamlıdır artık. Sokaklardan kente gülüşlerin üzerinden gözlerin akılda kalan rengi akar.

Baba ve çocukluk faslıdır

Şiirleri düşünüyorum, şairleri. Şairler şiirlerinde daha bir an-neci. Babalar ise hesap sorulan, öfke kusan volkan gibiler. Zaman akar, zaman geçer, yavaş yavaş ‘babam derdi ki’ ye gelirler. Yanlış düşünüyor, yanlış analiz yapıyor olabilirim. Benim babam hep sevgiyle bakardı bana. Hep öperdi. Çocukları-mı sevmemi isterdi. Babama sözüm yok. Yalnız şu son za-manlarda ben de babacı oldum sanki. Onunla daha çok zaman geçirmek, onu dinlemek ve benim de aktarımlarımda ‘ba-bam derdi ki’ olsun istiyorum. Gençliğin ilk zamanlarında, henüz tıfılken bir şiir yazmıştım. ‘babamın payını inkar etmiyo-rum da/ annem doğururken beni/ bir de not düşmüş yüreğime/ güzel olanı savunayım diye.’ Ben de an-neciymişim. Oysa güzellik, doğruluk, samimiyet, vicdan sadece anne kökenli kavramlar değil ki. Biraz da yaşlanınca ve çocuklar insandan kaçınca bu duygu-lar büyüyor sanki. Sevginin yürekte kabaran hali babaya denk düşüyor bende. Anne ise inlemenin, ah etme-nin, kederin sesi.

Bazen çocukluğuma da gidiyorum. Büyümek için belki, büyüklüğünü yakalamak için ya da. Geçmişin gelecek olduğunu düşünenlerdenim galiba. Bir yazı okumuştum. Orada Tuva Türklerinden söz ediyordu. Tuva Türkçesindeki iki kelimeden… Geri gitmek anlamına gelen ‘songgaar’, yani gelecek; ‘burungaar’ ise ileri gitmek, yani geçmiş demekmiş. Geçmişin önü-müzde uzandığı, geleceğin arkamızda kaldığı anlamında bir felsefeydi. Çocukluğuma her uzandığımda bunu düşü-nürüm. Çocukluğum, dünüm, gençliğim önümde uzun bir yol. Aynı zamanda da gelece-ğim oralarda saklı.

Huzur arama faslıdır

Şu kangren ve kısır ilişkilerin dünyasında, zamanın içine bir bela gibi değil, bir fırtına gibi dalmak istiyorum. İçimdeki ahlarla, kalbimdeki sevginin büyüklüğüyle. Kaybolan aidiyetler ve çöl yalnızlığını arkama alarak… Göğün gün-düz hali ile değil de, gece hali ile düşünmek ve düşlenene ulaşmak… Sarhoşluk hali, aklın kaybolması ve yaraların infilakı böyle bir şey. Ayın paramparça hali ile güneşe değmek… Yıldızlarla konuşmak, duy-guların yoğunluğu ile kadeh kaldırmak…Zor. Oysa huzur zorun ara-sında, kalbin derinliğinde.Biliyorum ki bekleyen bir yü-rek uzun gecelerde gam ve keder içerisinde düşler kurar.Zaman ona büyük hayaller kurmasını öğretir. Gönül feryat ve figan ile güle teslim olur.Her şeyin durduğu andır o an. Düşlerin derinliği taşır sevda bahçesine bekleyeni.O bahçe susuzluğun bittiği yerdir. O bahçe özgürlüğün yeri-dir. Evde yapılan şarabın tadı kadar derindir. Haklı bir direnişi ussa taşımak kadar geniştir. Zaman içinde yola düşen, zaman içinde yol arayana rastlarken, özgürlüğün sesini duyurandır. İnsanın gözleri daldığında, çok çok uzaklara, sonsuzluğa, adı olmayan bir coğrafyaya, bir düş ülkesine doğru yola çıkar. Son zamanlarda hep böyleyim. Sanki uzayda toz bulutları ara-sına gizlenmiş küçük bir dün-yadayım. Aynı koku var üzerim-de. Derin derin alıp ciğerlerime kadar indirdiğim o büyülü koku. Rüzgar sanki her yanıma o kokuyu taşıyor. O kokuyla yatmamı istiyor. O koku benim kırık sözlerime iniyor ve söz büyüyor. Sözün büyüdüğü yer, acıların büyüdüğü yer. Anıların kaybolduğu, yerle bir edildiği yer. Kıyametten hemen önce toprağa karışan taşın yakarışı gibi bir şey. Taş söze düşüyor, söz akla. Ey yüreği yaralı hak, işitiyor musun beni?

Şiir deneme faslıdır

Usul usul akan, ama hep hareket halinde olan yıllar çok şey mi katar insana, çok şey mi götürür diye düşünürüm sürekli. Bulduğum çözüm beni yıkar yıkmasına da yanlış dü-şündüğümü düşünür, kendimi kandırırım. Sonra başlarım koşuşturmaya. Çünkü benim ruhum, başka başka yerlerde yaşıyor. Ruhumun beni gez-dirdiği özgürlük diyarları güç veriyor bana. Dağlar, denizler, ağaçlar, insanlar, hayvanlar…

Hepsi ruhumda anlam bulur, ruhumda gezerler. Onlar ezber bozup, ezberi bozduran varlık-lardır şiirlerimde.Her gün içime ışığın her halini doldurup doldurup bıra-kıyorum. Ödünç aldığımı geri bırakıyorum. Umut ve cesaret bulaştırmak gibi sayıyorum bunu. Önce gözlere, sonra kalplere ulaşsın istiyorum. Onları aynı anda yakalasın isti-yorum. Sonra değdiği yerlerde herkes en çok ne-yini seviyorsa tam oraya konmasını diliyorum. Sonra bir şiiri örmek için masama otururum.‘yüzünü’ dedi adam.‘gözlerini, dudaklarını, saçlarını,her şeyini çok özledim’ dedi.‘bahara değen kokunu,yürüyüşünü, ar-dından bakmayı,yürüdüğün sokaklarda iz sürmeyi’ dedi.‘ellerini tutmayı, parmaklarına dokunmayıve avucunun içinitenini,gülümsemeni,gözlerime derin derin bakmanı’ dedi.‘özledim’ dedi.‘bir yıkıntının üstünde anılara bakarkengeç kalan adımlarımdangeriye iki söz kaldı söyle-yemediğim’ dedi.‘gül bahçesisin sen,gelincik tarlası,dere kenarlarında biten papatyasın,leyla’sın, milena’sın, elsa’sın,çocuk çığlığısın,anne yüreğisin,bedeli ağır o yıkımlardadireniş direğisin,barışın sesisin vesevgilisin düşler denizin-de’ dedi.ve parçalanmış rüyasına daldı adam…