Barış ve demokrasiyi savunmak bedel ister

Almanya’nın Hamburg şehrinde doğan Dersimli boksör İsmail Özen, 60’lı yıllarda Dersim’in Pülümür ilçesinden işçi olarak Almanya’ya giden, bir ailenin 3. çocuğu olarak doğdu. 15 yaşında spora başlayan Özen, o günden beri profesyonel spor hayatını sürdürüyor. Almanya şampiyonluğu, üstüne orta sıklet kıtalararası şampiyonluk derken, ringe çıktığı 15 maçın 13’ünden galibiyetle ayrılınca ‘Deli Yumruk’’ lakabıyla nam saldı. Ancak Türkiye onu 2013 yılında Kobani, peşine Cizre, Sur ve Nusaybin’e yaptığı yardımlarla tanıdı. Her fırsatta, diline, kültürüne, kimliğine bağlı olduğu olduğunu dile getiren Özen’i bir de kendisinden dinleyelim.

İlk soruya seni tanıyarak başlayalım. İsmail Özen kimdir, nerede doğmuştur, nasıl bir ortamda büyümüştür?

Babam 1963 yılında Dersim’den Almanya’ya işçi olarak geliyor. 1981’de Almanya’nın Hamburg kentinde doğdum. Benden büyük bir ablam bir de ağabeyim var. Beni iki yaşımda İstanbul’a yollamışlar, dedemlerde kaldım. 1991 yılında ailemin yaşadığı Almanya’nın Hamburg kentine geri döndüm. Geleneklerine, diline, kültürüne ve inancına bağlı bir ailede büyüdüm.

Sporla olan ilişkin nasıl ve ne zaman başladı?

Hayat bazen sürpriz yapar. Benim de öyle oldu. Boksa başladığımda 15-16 yaşlarındaydım. O gün bugündür profesyonel olarak dövüşüyorum. Boksa başlamadan önce sokakta dövüşüyordum.  Belki de bu nedenle boksu kendime yakın buldum.

Eğer Almanya’da değil de bugün Türkiye’de olsaydın boksta bu başarıyı elde edebilir miydin sence?

Bunu bilmiyorum. Ancak Türkiye’de pek çok konuda olduğu gibi sporcular içinde zor bir ülke olduğunu biliyorum. Önemli yetenekler belli olanaklardan yoksun oldukları için kendilerini gösteremiyorlar. Türkiye gibi ülkeler de başarının yolu bir ‘dayınızın’ olmasından geçer. Dolayısıyla fırsat eşitliği yok. Böyle bir ülkede Kürt, Alevi ve Dersimli biri olarak belli bir yere gelebileceğimden pek emin değilim. Bu Almanya’da her şeyin çok kolay olduğu anlamına gelmemeli.

Ne gibi?

Bir defa bu ülkede yabancısınız ve bir Almanla eşit şartlara sahip değilsiniz. Burada da hayata bir sıfır yenik başlıyorsunuz. Yabancıysanız başta dil, kültür, uyum sorunu yağıyorsunuz. Nerede olursanız olsun başarı için öncelikle inanmak ve çok çalışmanız gerekiyor. Ben de öyle yaptım.

O zaman Almanya’da olmak başarını besledi diyebilir miyiz?

Elbette katkısı olmuştur ancak Almanya’da olmak her şey yolunda, bütün olanaklara sahipsiniz demek değildir. Halen de antrenmanlar çok disiplinli ve ağır geçiyor. Almanya’da Türkiye’ye göre olanaklar daha fazla ve sektör daha iyi durumda.

İlk kazandığın müsabakaya dönersek, o günü hissettiklerini biraz anlatır mısın?

İlkler her zaman heyecan vericidir ve kalıcı izler bırakırlar. Benim de öyle oldu. İlk maçımdan aldığım haz sonraki yıllardaki spor hayatıma önemli katkılar sundu.

Şampiyonluklarından da biraz bahsedelim. Almanya şampiyonluğu, üstüne orta sıklet kıtalar arası şampiyonluk. Tüm bunları değerlendirirsen, ne söylersin bize?

Benim için önemli olan amaç ve başarıdır. Elbette kazanmak için ringe çıkıyorum. Karşınızdaki rakipte aynı amaçla çıkıyor. Maçlarıma genelde bir misyonla çıktım. Bu da sorumluluğumu fazlasıyla arttırdı.
Bugüne kadar çıktığım maçların çoğunluğunu kazandım. Bu sonuçta beni mutlu ediyor.

Bugüne dönersek, boksun dışında İsmail Özen’i politik tavrıyla da tanıyoruz. Milliyetçiliğin beslediği damarlar spora bulaştı. Özellikle futbolda, Kürt illerine ait takımlara yönelik sıkça ırkçı saldırılar söz konusu. Amedspor, Dersimspor derken son olarak Cizrespor futbolcularının darp edilmesi gündemdi. Sen hem bir Kürt hem de bir sporcu olarak nasıl değerlendiriyorsun, dışarıdan Türkiye’ye bakan biri olarak.

Spor amacına uygun yapıldığında toplumsal barışa hizmet eder, amacı dışında kullanıldığında ise kötülüklere… Ne yazık ki sporla ırkçılık bulaştırılıyor. Böyle olduğu zaman vahim sonuçları oluyor. Dersimspor, Amedspor, Cizrespor’a yapılan saldırılar devletin Kürt politikasından bağımsız değildir. Bilerek bir şey yapılıyor. Bu saldırıları kınıyorum. Toplumun saldırıya uğrayan spor kulüplerine ve sporculara sahip çıkması gerekir. Sporcuların da ırkçılığa karşı durması gerekir.


Alptuğ Öner’in size maç yapma çağrısını da spor ve milliyetçilik bağlamında okuyabilir miyiz?

Bu yolla gündeme gelmek istiyor. Ciddiye almadım.

2016’da kıtalararası boks müsabakasında şampiyonluğu elde ettikten sonra, gelirini Cizre, Sur ve Yüksekovalı ailelere bağışladınız. Böyle bir karar almanızda hangi duygu baskındı?

Cizre, Sur, Nusaybin, Şırnak, Silvan, Kerboran, Hezex, Silopi ve Gever’de yaşanan insanlık dışı katliamlara sessiz kalamazdım. İnsanlar diri diri bodrumlarda yakıldı. Adeta Dersim 38 yeniden yaşatıldı.  Binlerce insana öldürüldü.  On binlerce insan doğduğu toprakları terk etmek zorunda kaldı. Bu açık bir vahşetti. Bunu kabul etmediğim için bir şeyler yapmak istedim. Maçta kullandığım eldivenleri açık artırmayla satarak gelirini evleri yıkılan insanlara verdik.

Galiba Kürt illerine yaptığın yardımlar bazılarının hoşuna gitmedi. Hamburg konsolosluğunda ‘’Türkiye’de tutuklama kararın var’’ denilerek pasaportuna el konuldu. Tüm bu süreci değerlendirirken, ne söylemek istersin?

AKP hükümetinin politikalarını eleştirdiğim için  pasaportuma el konuldu, bu açık. İstediğim Türkiye’de Kürt sorunun şiddetle değil, diyalog yoluyla çözülmesidir. Şu anda hükümetin uyguladığı yol yol değildir. Herkese zarar veriyor. Kan akıyor ve insanlar ölüyor. Bunun bitmesi lazım. Barış ve demokrasiyi savunmak bedel ister. İnsanların hayatını kaybettiği yerde benim pasaportuma el konulması ya da hakkımda tutuklama kararının çıkartılmasının  lafı olmaz.