Bir festivalin oluşum öyküsü üzerine: Munzur Kültür ve Doğa Festivali

Bu yıl Munzur Kültür ve Doğa Festivalinin 18. yılı… Topraklarından uzaklarda yaşayan Dersimlilerin ve Dersim dostlarının özlemle ve heyecanla beklediği bir buluşmanın 18. yılı…

Geçen yıllarda yaşanılan kimi olumsuzluklara rağmen festival 15’incisi hariç her yıl çeşitli etkinliklerle kutlandı. 7 Haziran seçimleri sonucunda oluşan irade halka umut olurken, iktidarı elinde bulunduran güçleri de bir o kadar tedirgin etti. 1 Kasım seçimlerine kadar devam eden ve sonrasında daha da şiddetlenerek süren savaş konsepti ile halkın iradesine el konulmuş, milli irade tek kişinin çıkarlarına indirgenmişti. Bu süreçte birçok ilde seçilmiş belediye başkanları görevden alınıp tutuklanmış ve yerlerine de “kayyum belediye başkanları” atanmıştır. Dersim’de bu gelişmelerden nasibini almıştı. Bu süreç içerisinde “OHAL” gerekçe gösterilerek 17. Munzur Kültür ve Doğa Festivali iptal edilmişti.

Bir festivalin kurumsallaşması için uzun bir süre olmasına rağmen, festivalin sistem karşısında bu kadar korunaksız bırakılmasını ayrıca tartışmak gerekir. Bu nedenle, önümüzdeki dönemde Festivalin yasal temsilcisi olan Belediyemizin (kayyum ile temsil edilen değil), Dersimdeki demokratik kurumlarımızın ve Festivalin oluşmasının asıl sahibi olan Dersim Derneklerimizin bu süregelen olumsuzluğu bir an evvel bitirmelidirler. Bunun için her kurum kendi içerisindeki birliktelikleri sağlamlaştırmalı, sonrasında da kurumlar arası birliktelikler güçlendirilmelidir. Kariyerist, siyasal çıkarcı anlayışlardan uzak durulmalıdır.

Peki, Munzur Kültür ve Doğa Festivali hangi ihtiyaçtan, nasıl oluştu? Gelin, Bir festivalin oluşum öyküsünü anımsayalım.

1994 yılının sonbaharında başlatılan Dersimdeki köy yakma ve boşaltmalarından sonra metropollerdeki Dersimliler bir araya gelerek dernekler kurdu ve bu kıyıma karşı direnmeye çalıştılar. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bursa, Kocaeli, Mersinde dernekler kuruldu. Bu derneklerimiz bir araya gelerek, yasal olarak federasyon kurma henüz mümkün değilken ve bölgemiz olağanüstü hal denilen savaş koşullarında yönetilirken fiili bir oluşum olarak “Tunceli Halkıyla Dayanışma Komitesi”ni oluşturdular. Derneklerimiz dışında milletvekilleri, Dersimdeki yerel kurumlar da bu komitenin üyeleriydi. Fakat gerçekte bu mücadele Derneklerimiz üzerinde yürüyordu, Tunceli Sendikalar Platformu, Muhtarlarımız (Ovacık ve Hozat köylerinin)  ve Hozat Belediye Başkanı Celal Doğan bu mücadelenin önemli emektarlarıydı. 1995 yılından başlayarak bölgemizle ilgili defalarca heyetler oluşturuldu, raporlar hazırlandı, devletin en üst kurumlarına kadar bu talepler iletildi. Dersimdeki en ufak bir hak ihlali ve doğa katliamı anında karşılığını buluyor ve kamuoyunda bilinir hale geliyordu.

Dersimle ilgili mücadele yöntemlerimizi sürekli olarak geliştiriyorduk. Dersime yönelik mücadelede, sadece hak ihlallerine karşı yürüttüğümüz mücadele ile başarıya ulaşma olanağı yoktu. İki önemli sorunu aşmamız gerekiyordu. Dersimin 400’ün üzerindeki köylerinden 280 kadarı boşaltılmıştı. Büyük bir insansızlaştırma uygulanmıştı. Merkezlerde ve merkeze yakın köylerde kalan çok az sayıdaki insanımızda gerek gıda ambargosu ile gerekse de baskılar sonucunda yaşayamaz hale gelmişlerdi. Bizim bu ablukayı bir şekliyle kırmamız gerekiyordu. Bu nedenle derneklerimiz defalarca toplantılar yaptı. Bu toplantılar sonucunda iki önemli projenin hayata geçirilmesine karar verildi. Bunlardan biri Dersimli iş adamlarımızın bir araya gelerek bölgeye yönelik ekonomik projeleri hayata geçirmelerini sağlamaktı. Munzur A.Ş.’nin kuruluşu süreci ve amacı böyle oluştu. Dersimin ekonomisi hayvancılığa dayalıydı ve dolaysıyla boşaltılan köyler, yayla yasakları ve gıda ambargosu ile ekonomi çökertilmişti. Bu konuda Tunceli Sendikalar Platformunun hazırladığı rapor çok ayrıntılı ve öğreticiydi. Sadece yurt içi ve yurt dışından gelen yardımlarla insanlar hayatlarını sürdürüyorlardı. Esnaf içinde durum daha da vahimdi. Halkın alım gücü yoktu, bölgenin en büyük askeri yığınağına sahip olan Dersimde, ister istemez askeriye / devlete bağımlı bir başka ekonomik bağımlılık ilişkisi oluşmuştu.

Diğer en önemli sorun ise Dersim ve halk üzerindeki tecridin kırılmasıydı. Bölge yasaklı bir kent haline getirilmişti. Her Dersime gidişimizde, 2911 sayılı Olağanüstü hal yasası gereğince “ilde sağlanan barış ve huzur ortamını bozacağımızdan” ya Dersim£e sokulmuyorduk, Dersim’e geldiğimizde de etrafımızda bir sivil polis ablukası bulunuyordu. İnsanlar dertlerini bize anlatmaktan dahi çekiniyorlardı. Yaşlı bir anayla hal hatır sorarken, moral olsun diye “siz kutsal topraklardasınız, Düzgün Baba yanınızda” dediğimde verdiği cevap “ O kendini kurtaramıyor, bize nasıl yardımcı olsun” demişti. Bu çaresizliği anlatabilecek en uç noktaydı. Neler yapabileceğimizi değerlendirirken, öncelikle metropollerde ve yurtdışında yaşayan Dersimlilere büyük bir sorumluluk düştüğünden hareketle, neticede her birimiz yıllık iznimiz dolayısıyla bir yerlere gitmek durumunda kalıyoruz. Bu tatil iznimizin bir kısmını kendi insanlarımızla, kendi topraklarımızda geçirebiliriz. Bu sadece tecriti kırmak anlamına gelmeyecek aynı zamanda esnafın ticaret etmesinin yolu açılacak, ekonomik bir girdi sağlanacaktı. Bu düşünce ile 1998 yılında “Tatilinizi Dersimde Geçirin” çağrısıyla bir kampanya başlatıldı. İlk yıl dernek başkanı, yöneticileri ve Dersimli sanatçı – aktivistlerden oluşan az sayıda ki bir katılımla  olumlu bir başlangıç yapıldı. O yıl İstanbul dernek başkanımız Selman Yeşilgöz valilik kararı ile ile girişi yasaklandı, İzmir dernek başkanımız Kemal Mutlu ise bir bahane ile göz altına alındı. Konuyla ilgili yaptığımız değerlendirme toplantılardan sonra bu kampanyayı kalıcı bir festivale dönüştürmemiz gerektiğine karar verildi. Festival yapmanın da birçok zorluğu vardı. En önemlisi Olağanüstü Hal Yasası yürürlükteydi, ne bizim ne de Dersimdeki kurumlarımızın izin alma şansı yoktu. Bir tek istisna vardı, o da belediye bunu yerelde üstlenebilirdi. 1999 yerel seçimler yapıldığında CHP’den Belediye Başkanı seçilen Sayın Hasan Korkmaz cezaevindeydi. Tahliye olduktan sonra kendisi ile yapılan görüşmeler sonrasında olumlu baktığını söyleyince çalışmalara heyecanla başladık. “Munzur’dan bir tas su için” çağrısıyla yaptığımız çalışmalar sırasında yerelden bir sorun daha önümüze çıktı. Tunceli’de Tunceli Derneği adıyla bir dernek kuran sayın Gürsel Erol vali ile olan ilişkilerini de kullanarak, Cumhurbaşkanı Demirel ile görüşüp desteğini alacağını ve bir festivalle Türkiye’nin sayılı işadamlarını Tunceli’ye getireceğini söyleyerek izin başvurusunda bulunmuştu. Valilik için, bize izin vermemek adına önemli bir gerekçe doğmuştu. Bununla ilgili olarak Ankara’da Hasan Korkmaz, Gürsel Erol, İstanbul’dan  Selman Yeşilgöz, Cemal Taş, Hüseyin Ayrılmaz  ile birlikte uzun bir görüşme yaptık. Gürsel Erol izin başvurusunu geri alacağını söyledi ve belediye festival başvurusunu yaptı. Temmuzun son haftası olarak belirlenen festivalin tüm hazırlıkları büyük bir heyecanla bitirilmişti ki, üç gün kala Olağanüstü Hal Valiliğinin kararıyla festivale izin verilmediği bildirildi. Dernek başkanları olarak Dersim’e gidip valilikle bir görüşme yaptık. Vali Mehmet Ali Türker bize izin vermeme kararının kendisine ait olmadığını söyledikten sonra masasının üzerindeki dosyaları göstererek “ Başkanlar sizden de hiç sağlam biri yok ki, hepiniz defolusunuz. Belediye Başkanınız bile defolu” diyerek neden izin vermediklerinin gerekçesini açıklamıştı. Bütün bu yasaklamalar bizim doğru yolda olduğumuzun kanıtıydı ve bizi daha da motive ediyordu.

2000 yılında yapılan ilk festivalin duygusu ve heyecanı görülmeye değerdi. Gelen otobüsler Seyitli Köprüsü’nde duruyordu, inen herkes yere secde edip niyaz ediyordu. Belediye Başkanı ve Dersimdeki kurum temsilcileri Davul zurna ile gelenleri Seyitli Köprüsü’nde karşılamıştı. Büyük bir konvoy ile Dersim’e girildi. Tecrit ve abluka kırılmıştı. O yıl Dersimde her evde misafir vardı ve evlerin kapıları hiç kapanmamıştı. Şehir merkezi ağırlıklı olarak gerçekleşen festival coşkusuyla bir başka güzeldi.

Festivalin bitiminden sonra bir sonraki yılın festival çalışmalarına başlandı. Festivalin içeriği derneklerimizin ve Belediye öncülüğünde Dersim’deki kurumların ortak düşünceleri doğrultusunda belirleniyordu. Çalışmaların tümü derneklerimiz tarafından yerine getiriliyordu. Festival sürecindeki çalışmalar ise derneklerimiz ve Dersim’deki kurumların oluşturduğu komite tarafında yürütülüyordu. İkinci festivalin çalışmaları sona doğru yaklaşırken, Haziran başında Belediye Başkanı Hasan Korkmaz  valiliğin bu yıl festivali kendilerinin öncülüğünde yapmak istediklerini söyleyip mutlaka gelmemiz gerektiğini söyledi. O yıl dernekler adına dönem sözcüsü olarak ben, Pülümür Dernek Başkanı Bahadır Tanrıkulu ve İzmir Dernek başkanı Kemal Mutlu ile Dersim’e gittik. Belediye Başkanı ile birlikte Vali Mustafa Erkan’ı ziyaret ettik. Valilikte kendi oluşturdukları festival komitesinin toplantısı vardı. Festival komitesinde Turizm Müdürü, Kültür Müdürü, Esnaf Sanatkarlar Odası, Sanayi Odası, Bedensel Engelliler derneği ve Tunceli Derneği vardı. Vali bize bu yıl festivali kendilerinin yapacağını, İbrahim Tatlıses, Emrah, Ceylan vb. sanatçılarla görüştüklerini, ancak dernekler olarak bizim katkımızın önemli olduğunu ve destek vermemizi talep ettiler. Belediye Başkanı, festival çalışmalarını derneklerle birlikte yaptıklarını dolayısıyla bu çalışmaya izin verilmesini istedi. Dernekler adına ben söz aldım. “Sayın vali, Festival yerel yönetimlerin yaptığı etkinliklerdir. Tüm çalışmaları bizim yapmamıza rağmen, kamu kurumu olan ve bu halkın iradesi ile seçilen belediyeye destek veriyoruz. Sizin bu halka ve bu halkın iradesi ile seçilen kamu kurumuna dahi güveniniz yoktur. Biz festival çalışmamıza devam edeceğiz. Festival günü geleceğiz, ile girişimizi yasaklarsanız il sınırında, ile girersek de kendi programımızı uygulayacağız. Sizin hiçbir çalışmanıza destek vermeyeceğiz” diyerek toplantıdan ayrıldık. Ertesi gün Belediye Başkanı, Dersim’deki askeri yetkili olan Tugay Komutanı  Dursun Bak Paşanın bizimle görüşmek istediğini söyledi. Belediye Başkanı ile birlikte karargaha gittik. Dursun Paşaya tüm detaylar anlatılmıştı. Bize “Bölgede huzuru sağladığını ve bunu korumak istediğini, gelenlerin bu durumu bozabileceğine dair duyumlar aldıklarını” söyledi. Biz de Valiliğin bu tavrının halka güven duymadığının kanıtı olduğunu, bizim beklentimizin gelenlerin konaklaması, güvenliği ve eksikliklerin giderilmesi konularında birlikte neler yapabileceğimizi konuşmak olmalıydı. “Sayın Paşam biz kitle örgütleri olarak devletin eksikliklerini gördüğümüzde eleştiririz. Valiliğin bu tavrı bizim için önemli bir fırsat vermektedir. Gidip Ankara veya İstanbul’da bir basın toplantısı yapar, faşist devlet en demokratik hakkımızı elimizden aldı diyebiliriz. Bunun ne bize, ne size ne de bu halka faydası olur” dedim. Dursun Paşa “ Sayın başkan faşist vali, faşist paşa deyin fakat faşist devlet demeyin. Devlet hepimizindir. Siz gidin çalışmalarınıza devam edin. Ben vali ile görüşürüm” diyerek biz yolcu etti.

Festival coşkusu ile Dersim’e geldiğimizde şehrin ilk girişindeki “ Türk namusludur, haysiyetlidir, şereflidir.” Pankart bizi karşılıyordu. Her taraf bu ve benzeri pankartlarla ve bayraklarla donatılmıştı. O yıl açılışı yapılacak Celal Doğan Parkında ise ses aracından “Ölürüm Türkiyem” parçası çalınıyordu. Konserlerin yapıldığı Şehir Stadına da “Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli’ye teşekkür” pankartı asılmıştı.  Dernekler ve Dersim’deki kurumlarla bir araya gelerek bir durum değerlendirmesi yaptık. Ortak kararla “valiliğin bir provokasyon girişimi içinde olacağını ve bizi bu provokasyona alet etmeye çalışacağına, Belediye Başkanının üzerindeki baskıdan dolayı net bir tavır içinde olmadığından, festival komitesinden ayrılmamız gerektiğine karar verdik.” Bu haberin duyulması üzerine halk kent meydanında toplanıp protesto gösterisinde bulundu. Toplantı yaptığımız Tepebaşı Oteline Belediye Başkanı Hasan Korkmaz büyük bir panikle gelip,” halk ile emniyet güçleri karşı karşıya gelmiş, her an kan dökülebilir. Gelin müdahale edin”  dedi. Biz de kendisine “yaşananlardan kendisinin de sorumluluğunun olduğunu, bir tek şartla devam edebileceğimizi, bizimle birlikte davranacağına ve festivalde bizim programımız dışında hiçbir müdahaleyi kabul etmeyeceğimizi kabul etmesi” gerektiğini söyledik. O da kabul ettiğini söylediğinde alana gittik. Gerçekten de halk çok kitlesel olarak alanı doldurmuştu ve bizim dışımızda kimsenin sözüne inanmıyordu. Selman Başkan anons aracının üzerinden dernekler olarak festivali yapmaya devam ettiğimizi ve  şehir stadında başlayacak olan etkinliğe gitmeleri gerektiğini söyledi. Halk stada doğru yürüyüşe geçti. Stad önündeki ana caddede yolu açma bahanesi ile özel tim akrep denilen zırhlı aracın kapısını açarak kitleyi dağıtmaya çalışınca kitle tepki gösterdi. Kitlenin taş atması sonucunda yaşanan gerginlikte,  yoldan geçen Dursun Bak Paşanın makam aracına taşlar isabet eder. Paşa araçta yoktur. Festivalin başlangıcında bitimine kadar müthiş bir gerilim hakimdi. Konserlerde elektrikler kesiliyor, polis koruma noktalarından belediyeye tehdit telefonları ve küfürler ediliyordu. Zabıtanın telsizlerinden gelen tehditler nedeniyle tüm telsizler toplandı. Festival boyunca tüm yöneticiler büyük bir sorumlulukla görevleri üstlendik. Vali basına verdiği demeçte “hiç kimse elini kolunu sallayarak kentten gidemeyecektir” diyerek niyetini belli etmişti.

Festivalin bitiminden sonra Pazartesi günü valilik bir duyuru ile halkı Belediye Toplantı Salonu’nda toplantıya çağırdı. Diğer yöneticiler ilçelere gittiklerinden Hasan Şen ile birlikte toplantıya katıldık. Divanda Dursun Paşa, Vali ve Belediye Başkanı bulunuyordu. En ön taraf protokole ayrılmıştı, üst düzey askeri ve emniyet yetkilileri yer alıyordu. Halk yoğun bir katılım sağlamıştı. Vali festivalle ilgili değerlendirme yaptı. Derneklerin buradaki huzuru bozmak istediklerini, halkı tahrik ettiklerini söyleyip ağır ve küçük düşürücü bir konuşma yaptı. Amacının dernekleri halk nezdinde suçlu ilan edip, dernek başkanlarını tutuklatmak olduğu çok açıktı. Halktan söz alanlar oldu. Tunceli CHP İl başkanı Mehmet Ali Tirkelli ağlamaklı bir sesle “Dursun Bak gibi değerli bir paşanın arabasına nasıl taş değer, bu bizim için çok üzücü bir olaydır” dedi. İngiltere’den gelen bir Dersimli, psikolog olduğunu ve kitlenin baskılar nedeniyle verdiği tepkinin anlaşılması gerektiğini söyledi. Ön protokole yakın bir sıradan biri daha söz aldı. Adana Pir Sultan Abdal Derneği Başkanı Metin Çelik, “Sayın Vali, devleti temsil eden bir yönetici olarak, sizi derneklere karşı söylediklerinizden dolayı kınıyorum.” deyince ön taraftan herkes ona doğru hücum etmişti. Ondan sonra ben dernekler adına söz almak istediğimi söyledim. Dursun Paşa beni ön taraftaki konuşma kürsüsüne davet etti. Bende festival çalışmalarının başından bu yana yaşanan gelişmeleri, valinin festivali kendi yapma istemlerini, yaşanılan provokasyonları detaylı olarak anlattım. Vali Mustafa Erkal amacına ulaşamadan toplantı sona erdi. Vali rapor alıp ilden ayrıldı, bizde rahat bir nefes aldık. Daha sonraki yıllarda aynı vali olmasına rağmen festival önemli bir sorun yaşanmadan devam etti. Fakat daha sonra belediye seçimlerinde yönetimin el değiştirmesinden sonra kurumlarımız arasında sorunlar yaşanmaya başladı. Belediye ve derneklerimiz arasında siyasal erk mücadelesi festival çalışmalarına yansımış, derneklerimiz siyasal olarak kendine yakın belediyeler üzerinden ilçelere katkılar sunmaya başlamışlardır.

Büyük bir emek ve mücadele sonucunda kazanılan değerlerin korunması ve geliştirilmesi öncelikli olarak sorumluluğu devir alan kurum ve yöneticilerindir. Festivalin 18 yıldır sürüyor olması değerlidir. Fakat sadece piknik, gezi ve panellerle devam ediyor olması yeterli değildir. Dersimde, 1994 yılından bu yana halen tecridi yaşayan, insansızlaştırılan ve güvenlik bölgesi ilan edilen Haydaran, Demenan ve Kalan Bölgelerine yönelik girişimlerin yapılmaması durumumuzu anlatmaya yeterlidir.

Bu festival dolayısıyla, o dönemin zor koşulları içerisinde emek veren, Selman Yeşilgöz’ün şahsında tüm İstanbul Derneği yöneticilerine, Kemal Mutlu’nun şahsında İzmir Derneği yöneticilerine, Yusuf Topçu’nun şahsında Gemlik Derneği yöneticilerine, Bertal Ateş’in şahsında Bursa Derneği yöneticilerine, Yılmaz Zeroğlu’nun şahsında Adana Dernek yöneticilerine, aramızdan ayrılan Hasan Gündoğdu’nun şahsında Gebze Dernek yöneticilerine, Ruhi Çelik’in şahsında Kocaeli Dernek yöneticilerine, şahsımda Ankara Dernek yöneticilerine, Hasan Şen’in şahsında Pülümürlüler Dernek yöneticilerine, Ali Rıza Bilir’in şahsında Ovacıklılar Dernek yöneticilerine, Mehmet Çetin, Fadıl Öztürk, Nesimi Aday, Ö. Enver Bulut, Metin Kahraman, Ferhat Tunç’un şahsında emeğini esirgemeyen sanatçı dostlarımıza, Elazığ İHD Şube Başkanı Cafer Demir’e, Yusuf  Kaya, Metin Turan, Alican Önlü,  Ali Ekber Kaya’nın şahsında Dersim Demokrasi Platformu bileşenlerine ve halkımıza teşekkür etmeyi bir borç olarak kabul ediyorum.

DOSTLUKLA….19.06.2018/ İSTANBUL

İbrahim KARAKAYA

(1995 – 2001 yılları Ankara Tuncelililer Dernek Başkanı)