Bir Hatun’dan diğerine Dersim hakikati

Dersim meselesi Hatun (Xatun) Tuğluk ile birlikte yeniden gündeme geldi. Aslında Kürt Kızılbaş kimliğinin
beraberinde Ermeni kimliği ile birlikte mahkum edilişinin sayısız örneklerinden biriydi Hatun ana ile yaşananlar. Yine de çarpıcı olması Hatun ananın kimliğinden ve 80 yıl önce devreye giren bir başka Xatun’un da trajik hikayesinden açığa çıktı.

1937 de Dersim soykırımı, ‘av ve bombardıman’ planörü kullanması için Rusya’nın Kırım eyaletinde eğitilmiş ve
halk arasında tayyareci olarak adlandırılan genç bir kadının, göklerden Dersim hava sahasına girmesi ile başladı. Genç kadın ‘istikbal göklerdedir’ şiarı ile yetişmiş, M. Kemal’in evlatlığı, yeni Cumhuriyetin kadın sembolü, yaşamı sırlarla dolu Sabiha Gokçen’di, namı diğer Xatun (Hatun) Sebilciyan.

Aynı dönemde bir başka Xatun henüz dünyaya gelmemiş lakin ailesinin tanık olduğu olaylar ile koca bir soykırım geçmişinin tüm yükünü sırtlanarak başka bir yazgıya doğru evirilmişti. 1940 lı yıllarda dünyaya gelen Xatun ilginç bir yaşamında sürdürücüsü olmuştu.

Devletler Aktörler Modası geçen uygulamalar

Türk devlet anlayışı, modası geçen, hükmü biten Osmanlının yıkılış evresinde, ulus devlet ekseninde bir
filizlenmenin adayı olarak, uluslararası destekle Türkiye Cumhuriyeti projesini geliştirdiğinde, projede iki karakteri de taşıyıcı unsur olarak öne çıkartır. Bunlardan biri yeni Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal, diğeri ise devletin dönüşümünü simgeleyen Cumhuriyet kadını modeli Sabiha Gökçen. Kadın erkek eşitliği, din ve devlet işlerini birbirinden ayıran laiklik ilkesi, parlamenter siyaset gibi unsurlarla yeni kurulan Cumhuriyet için Sabiha, övgü ile bahsedilen örnek olmuştur.

Fakat rejimin kendisini bir kurt gibi kemiren diğer özelliği ise, Türk İslam sentezine adapte olamayacak tüm unsurların tasfiyesi hedefiydi. Günümüzde hala aktif biçimde yürürlükte olan bu hedefin kurbanları ise Osmanlının çöküş evresinde yok edilen halklar (Ermeniler, Rumlar ve Süryaniler) ve ardından biat etmeyen, kimlik değiştirmeyen, Müslüman, Kürt, Alevi diğer kesimler oldu. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra son iki halk daha estetiz edilmiş katliam ve tasfiye programlarına entegre edildi. Bunun en başlıca uygulaması ise Dersim soykırımıydı.

Fatima Ana’nın yahut onun temsil ettiği mananın bin yıllardan beri taliplerinin yaşadığı Dersim, 1937 – 1938 yıllarında, dünya tarihine örtülü olarak geçecek bir soykırımında mekanı oldu.

Başlangıçta Cumhuriyetin kurucu ekibi tarafından, savaşı kazanacak manevraları yapmak için dağıtılan mavi boncuklarla Dersim aşiretlerinin desteğini kazanılmış, Sivas kongresinden Erzurum’a her adımında Dersimli aşiretlerin askeri ve siyasal gücü değerlendirmişti. Öte yandan başta kurucu unsurken mevcut Cumhuriyet için özerklik talebi nedeniyle tehdit olarak algılanan Dersim mebuslarının tasfiye ve idam kararlarına imza atmış Mustafa Kemal ve ekibi, 1937 – 38 harekâtınındı bizzat uygulayıcısı olmuştu. (Bkn http://m.bianet.org/biamag/siyaset/134353-kemalizmin-seref-sozu)

Türk devlet geleneğinin devşirme uygulamasının bir örneği olarak Osmanlı döneminde katledilen Ermenilerin yetim çocuklarından olduğu söylenen Hatun Sebilciyan, Mustafa Kemalin evlatlığı olmuş ve Cumhuriyetin laik, modern, eğitimli kadın kimliğinin sembolü olması için kaderi ile oynanmıştır. Kaderine feleğin çarkı ile edilmiştir. Kamuoyuna ışıltılı sözlerle aktarılan yaşamından geriye kalan ise 88 yaşına kadar oynamak zorunda bırakıldığı sırlarla dolu yaşamı olmuştur.

Kadere müdahale Hatun Sebilciyan’dan Sabiha Gökçene

Devletin aktarımına göre bilindiği üzere Sabiha, Mustafa Kemal tarafından evlatlık alınır ve 20’li yaşlarına denk gelen soyadı kanununda, geleceğini belirleyen projenin bir uzantısı olarak Gökçen soyadı ile onurlandırılır. 1936’da Eskişehir Askeri Hava Okulu’nda ‘av ve bombardıman’ uçağına yönelik aldığı eğitimle, dünyanın ilk “Kadın Savaş Pi-lotu” unvanını kazanır. 1937 yılında Türk Hava Kurumu’nun yetiştirdiği ilk kadın savaş pilotu olması nedeniyle kurumun “9 numaralı Murassa (iftihar) Madalyası” ile ödüllendirilir. Ödülü almasına sebep olan ilk ve tek savaş uçuşu ise Dersim olur ve daha sonra “Atının üstünde, erkek kahramanları geride bırakarak, akıncıların önüne düşen Tomris’i (eski Türk inancında sembol olan kadın) Türk ırkı bir kere daha yarattı.’ değerlendirmesiyle Havacılık ve Spor Dergisi’ne göre, Türk kimliğini Osmanlı’dan sonra Kemalizm’e göre yeniden inşa eder. Sabiha ve Gökçen yetmezmiş gibi bir de Tomris yükünü sırtlar bu yetim kız… (bkn https://m.bianet.org/bianet/siya-set/1361-dunyanin-ilk-kadin-savas-pi-lotu-gokcen)

Aslında Sabiha, Dersim harekatının karadan kazanılamayan hamlesini, havadan yapmak üzere hazırlanmış geçit görevlisi gibidir. Ömrü boyunca yaptığı tek savaş uçuşu kendi halkını avlamak ve bombalamak olan, geçmişi
ve esas kişisel hikayesi hakkında ise bir şey bilmeyen, bilse de söylemeyen bu kadının tüm hayalleri, Mustafa Kemal henüz hasta yatağında iken, Meclis kararı ile sonlanır.

Sabiha 1937 de hazırlandığı Tomris Ana rolünden bir daha bırakın savaş pilotluğunu, istihbarat amaçlı uçuş dahi yapmamak kaydı ile Türk Havacılık Kurumunda öğretmenliğe yönlendirilir.

Savaş pilotu olarak kullanıldığı tek iş ise sonuçları bakımından; manevra harekatı olarak soykırımla yüzbinin üzerinde insanı yok ederken, bir halkın sembollerini ve değerlerini ustalıkla çalmak, çoluk çocuğunu evlatlık vererek devşirmek, verilen sözleri tutmamak ve asimile etmek gibi faşizan hedeflerle kendini var etmiştir.

Turkiye’den bir Hatun Sebilciyan namı diğer Sabiha Gökcen geçti, beraberinde varlığı da yokluğu da pek çok cana mal olan bir takkiye, yalan yaşandı ve bitmedi. Sabihanın Xatun olduğu dile getirildiği için AGOS gazetesi yazarı
Hrant Dink bir çocuktan yaratılan katil tarafından öldürüldü. Yüzbinler Hrant’ın ve dolayısı ile haberini yaptığı Xatun Sebilciyanın ardından vicdan için sokağa döküldü. Aynı yöntemle aynı bilinci taşıyan ekibin devamlılığı niteliğinde işler, asimilasyon ve katliam uygulamaları bugün daha fütursuzca devam etmektedir üstelik bölgesel nitelikte.

Dersimin Haq evladı Hatun Tuğluk Ana

1937 de Dersim in soykırımında bombardıman ile ilk sufleyi veren Hatun Sebilciyan, tam 80 yıl sonra2017’de bir başka Hatun’un hikayesine de sebebiyet veren nefreti körükledi. Cenazesi Kürt ve Kızılbaş olması sebebiyle Ankara’da, milliyetçi İslamcı güruh tarafından gömüldüğü yerden çıkarılan Hatun anne, ana vata

nı Dersim’de mekanı cennet oldu. İyi de oldu, hakikati unutmaya başlayan ve zulme karşı güler yüzlü zulmü seçmeye aday Aleviler için de bu rezalet açık bir uyarı oldu. Birlikte yaşamın ilkesel birliği oluşmadan, minareyi çalanın kılıfını uydurduğu, baskı ve zorla, tehditle insanlara kendisini umut olarak dayatan ne varsa aşikar oldu. Hatun Ana, 80 yıl önce Cumhuriyetin kurucu unsurlarınca sürgün edildiği topraklara, ana vatanına, Cumhuriyetin kurulduğu şehir Ankara’dan sürgün edilerek geri gönderildi. 80 yaşında Hatun Ana, herkesin gözü önünde ana yurduna, Dersime yol aldı.

Hatun Ana günümüzde iyice mezar kente dönüşen Ankara’ya kendi gönüllü rızası ile gelmemişti, 1937-1938 olaylarındaki zorbalardan kurtulan ve başka şehirlere sığınmak zorunda kalanlardan olmuştu. Kendisi Dersimli olduğu için sürgün edilmişti, ailesinin yaşaması bile şanstı… Hatun ana, Dersim katliamının en önemli değerlerinin evlatlarındandı.

Ailesi önemli kişilere kaynaklık eden Hatun Ana asaletini ve değerlerini koruyacak manevi gücünü de işte bu geçmişinden aldı. Cumhuriyetin kullanıp atamadıklarındandı Hatun Ana, hayatı yalanın, hile ve hurdanın anti
tezi olmakla geçti. Ölümü de öyle oldu. Takkiyenin bozulduğu, Alevilerle birlik vb. söylemlerin daha yola çıkmadan
devre dışı olduğu bir hakikat mesajıyla aramızdan ayrıldı Xatun Ana.

Devşiremediklerinizden Hatun Ana

Nezahat Gündoğan’ın aktarımına göre anamız, 1937 yılında, Seyid Rıza ile birlikte yargılanan ve müebbet hap-
se mahkum edilen Kamer Ağa’nın torunudur. Yine Seyid Rıza ile yargılanan ve idam edilen Fındık Ağa’nın (dayısı) ise yeğeni. Kendisi ve ailesi 1937/38’in hakikatinin tanığı ve mağdurun olan Hatun ana, yalanla uzlaşmadan ve şeytana ruhunu satmadan, hakikatten, haqdan yana bütün ailesi ile birlikte durma gücünü yaşam karşısında edinirken, acı ile pişmiş, ham iken has olmuş, geçmişinin soylu gerçekliğini gururla taşımıştır. Seyid Rıza ile birlikte yargılanarak öldürülen Kamer Ağa, Hatun Ananın dedesi olup hapishanede öldüğü söylenir, mezar yeri ise bilinmez. Fındık Ağa’nın ise nereye gömüldüğü hala açıklanmaz…

Hakikat mücadelesinden bir an kopmayan Hatun Ana kendisini bekleyen zorlu yaşamı ailesi ile paylaşmış ve koşullar ne olursa olsun evlatları ile birlikte özgür yaşam iradesinin ardına düşmüştür. Dedesi ve dayısının ardından kendi oğlu Aytekin Tuğluk da PKK davasından yattığı cezaevinde öldürülmüş, kızı HDP’li Aysel Tuğluk ise cezaevine gönderilen milletvekillerinden biri olarak Cumhuriyetin yalandan demokrasisinin klasik mahpus tarihine eklenmiştir.

Hatun Ana, birlikte yaşamanın takkiye adımlarına karşı ölümü ile açık bir uyarı vermiştir. Takkiye önerilerin cazibesine kapılan, seçilen motifler, kurulan cümleler ve kodlanan davranışlarla Alevi toplumunu kendisine hedef grup belleyen bu siyasal modelden, birleşik kapsayıcı bir hoşnutluğun çıkması ancak devletin dayattığı kimlikle uzlaşma ile mümkündür ki bu denklem 80 yıl önce Dersimlilerin önüne açıktan konan denklemin bir ve aynısıdır.

Hatun Ana, Dersim in evladı olarak onun dergahına gömülürken, Türkiye’nin siyaseten savrulmasının da sinyalini vermiş oldu. Yalandan hamleler ve ısmarlama liderlikle geliştirilen siyasal açılımların toplamı günümüzde dram ile komedi arasında dolanan bir filme dönüştü.

Bir Hatun’dan diğer Hatun’a ilerleyen hikayeye bakıldığında da bu görülmektedir. HDP milletvekili Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk, hak yoluna yürümesinin ardından Ankara’da parası ile satın aldığı mezarlığa gömülememiş, 80 yıl önce gerçek ismi Hatun Sebilciyan olan Sabiha Gökçen’in de katkı sunduğu iç savaşla sürgün edildiği topraklarda, mekanı cennet olmuştur.

Bu muhafazakar milliyetçi, Kemalist vb nasıl tanımlanırsa tanımlansın, mevcut sistemin ürettiği insan modelidir. Bu model bir Hatun’u Türk kadını sembolüne dönüştürmek için kendi öz kimliğinden uzaklaştırırken, diğer Hatun’u önce topraksız edip ardından mezarını bile çok görmüştür. Cumhuriyetin ürettiği kadın modeli biraz böyle dinamiklerle ilerlemektedir. Dolayısı ile kendisi de rejim olarak böyle dengesiz istikrarsız ve bitmeyen iç çelişkileri ile ilerlemektedir.

Belgin Cengiz