Türkiye’nin AB ilişkileri gittikçe kopuyor

Türkiye 16 Nisan’a giderken AB ile ilişkilerde kaygı giderek artıyor.
En iyimser düşünen yada değerlendiren ülkeler dahi uzun süredir devam eden siyasi istikrarsızlık ve belirsizlik halinin sonuç ne çıkarsa çıksın referandum sonrasına da sarkacağını belirtiyor.
Dışarıdan bakıldığında gerek ekonomik, gerek siyasi ve gerekse stratejik olarak ‘hasta adam’ görüntüsü veren Türkiye ile ilişkilerde çok önemli bir rol oynayacağı değerlendirmeleri yayılıyor.
Ekonomide geri sayım devam ediyor.
Türk Lirası’nın değerindeki oynaklık, yükselen enflasyon ve dış talepteki eksenin Türkiye dışına kaymaya başlamasının, büyüme üzerinde var olan baskıların daha da artmasına sebep olduğu gözleniyor.
Salt 15 Temmuz sonrası “OHAL döneminde Türkiye ekonomisi 214 milyar lira zarar etti’ deniliyor.
Örneğin 3 Ekim’den bu güne Türk Lirası 60 kuruş değer kaybetmiş. Diğer bir deyişle hukuksuzlukla, keyfiyetle, kararnamelerle yönetildiğinde ülke ve Türk Lirası değer kaybediyor.
TL’deki her 1 kuruşluk değer kaybı hepimize, bütün Türkiye’ye 3,5 milyar lira zarar demek.

Hazine Müsteşarlığı Türkiye’nin dış borcunu 421,4 milyar dolar olarak açıkladı!
Hazine, ‘Türkiye’nin dış borcu Haziran sonu itibariyle 421,4 milyar dolar, net dış borcu ise 262 milyar dolar oldu. Aynı dönemde Hazine garantili dış borç stoku da 12 milyar dolar oldu.’ diye belirtti.
Yap, işlet devret yöntemi ile hayata geçirilen projeler ise 20, 25 vb uzun yıllardan, dönemlerden sonra (eğer ortalık toz-duman olmaz ise) devlete gelir! sağlayacak..
Petrolü yok, ağır sanayisi ve dolayısı ile üretimi yok. Narenciye, tarım ve hayvancılık yok denecek kadar ‘ölü’ durumda ve zaten zaman zaman yaşanan gerginliklerden ötürü Pazar bulunamıyor.
Geriye bir tek turizm geliri (sektörü) kalıyor ancak AB ile yaşanan gerginlik ve siyasi atışmalar, çatışmalardan ötürü maalesef bu yılda farklı olmayacak gibi görünüyor.
Anlaşılacağı üzere AB ülkeleri, ekonomide tamamen ‘dışa bağımlı’ hale gelmiş bir Türkiye 16 Nisan sonrası sonuç ne olur ise olsun krizlerin artarak devam edeceği görüşünde.
Gelir gideri karşılayamıyor. Bu konuda bazı yorumcular işi, ‘Acaba Erdoğan Katar parasıyla ödeme yapamadığı zaman gerçekte kaç kişi kendisini izleyecek?’ demeye varıncaya dek götürüyor.

Sadece ekonomi ile kalsa ona da amin..
AB’yi ‘kaos’la tehdit etmek orta ve uzun vadede zarar getirir.
Batılı gazeteciler ve bir bütün olarak medya, Erdoğan’ın söylemlerinden yola çıkarak AB’yi göçmenler yoluyla tehdit ettiğini yazıyorlar.
AP Türkiye raportörü Piri ise, Türkiye konusunda çok karamsar olduğunu belirtti.
‘Nazilik’ ile suçlanacak olan varsa Almanya değil Erdoğan’ın Türkiye’si’ denilen açıklamada bu gidişat ile “Tayyip Erdoğan artık yolun sonuna geldi!” deniliyor.
Diğer taraftan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Avrupa’ya ‘faşistsiniz faşist’ demesi, ‘Nazi’ benzetmeleri yapması ve buna bir bütün olarak hükümet, basın-medya vb her türlü kanalı kullanarak resmi ağızlardan tepki göstermesi ise AB’nin işine geliyor.

Türkiye tarafından, NATO’nun da ‘terör örgütüne silah vermekle’ itham etmesi, suçlaması ise gerek ABD’de ve gerekse AB’de geniş yankılar buluyor.
Suriye denklemi, Türkiye’nin ‘kırmızı çizgili hassasiyetleri’ ise Rusya-ABD ikilisinin Ortadoğu’da çıkarları temelinde buluşması ile bir başka mecraya akıyor yada bir başka bahara kalacak gibi görünüyor.

Reuters, Times, BBC gibi sayılı yayın kuruluşlarının ve de muhalefet partilerinin yanı sıra başta Berlin, Brüksel, Viyana, Bern, Kopenhag, Paris, Strasburg, Rotterdam ve Londra’dan yükselen sesler, Türkiye açısından hiçte iç açıcı değil.

TC – AB ilişkilerinde özellikle Ankara çıkışlı sert söylemler AB’ye çok garip gelmekte ve AB, “Bunu ancak, iktidarını kaybetme korkusuyla bütün köprüleri yakan bir politikacı yapabilir” şeklinde yorumluyor.

Bu durumda ise 16 Nisan’da sonuç ‘Evet’ yada ‘Hayır’ çıksın, en iyimser düşünen yada değerlendiren AB ülkeler dahi uzun süredir devam eden siyasi istikrarsızlık, ekonomik ve belirsizlik halinin sonuç ne çıkarsa çıksın referandum sonrasına da sarkacağını belirtiyor.

Diğer taraftan bu ‘Karşılıklı atışmaların’ en çok ta AB’nin işine (bazen insan danışıklı mı? diye soruyor) yarayacağını-yaradığını da unutmamak gerekiyor.
‘Çözümün ise mevcut sistemin kendisini yenilenmesinden geçiyor. Daha çok demokrasi ile insan hak ve özgürlüklerinin yanı sıra, halkların ve inançlarının önündeki her türlü engellerin kaldırılmasıdır’ deniliyor.