Dersim’de bir gün

Sokaklarında tıpkı 90’lı yıllarda olduğu gibi akrep tipi zırhlı araçlarla Polis kol geziyor. Bu akşam üzeri benzer bir Polis aracı tarafından önce arkadan sıkıştırıldık.

Dün akşamdan beri Dersimde bulunuyorum. Helikopterlerin kenti sarsan sesleriyle uyandım bu sabah. Kent üzerindeki uçuşlar, kulaklarımızı sağır edercesine gün boyu hiç durmadı.

Bugün ilk durağımız Dersim Cemevi oldu. Dersimli Hüseyin Katurma’nın ve yine bir Dersimli genç kadının cenaze töreni için Cemevi’nde toplanan Dersimlilerin tedirginliği, yüzlerinde okunuyordu.

Bu kentin siyasi eğilimi ve siyasi kültürü bilindiği halde, mevcut tüm bilboardlarda deyim yerindeyse tam bir “EVET” terörü yaşanıyor. Bilboardlar yetmemiş hakim bir çok tepeye özel EVET pankartları asılmış.

Bu kent insanlarının oylarıyla seçilen Belediye Başkanları tutuklu. Siyaset yapan ve siyasi partilerde çalışanlar tutuklu. Sivil toplum örgütlerinde çalışanlar ya tutuklu ya da kurumlarından uzaklaşmış. Dersimde daha önce siyasi faaliyet yürüten binlerce kişi tutuklanma endişesiyle bu kenti terk etmiş. Bir çoğu Avrupa ülkelerinde mülteci durumunda şimdi. 12 Eylül faşizmini aratmayan uygulamalarının hüküm sürdüğü bir kent olmuş burası.

Dersimde tutuklanmak için sıradan bir basın toplantısına katılmak yeterli gerekçe haline getirilmiş. Böyle olması dikkate alındığında miting ve toplantılara katılım yok denecek kadar az. Bugün HDP’li bazı vekillerin katılımıyla Seyid Rıza meydanında bir HAYIR buluşması gerçekleşti. Bütün bu saydıklarım nedenlerden ötürü katılım yok denecek kadar düşüktü.

Kentin giriş ve çıkışlarında görülmemiş yoğunlukta kontrol noktaları oluşturulmuş. Devasa büyüklükteki beton bariyerlerin arkasına çekilen araçlar kontrolden geçiliyor ve insanların kimlikleri tek tek sorgulanıyor.

Sokaklarında tıpkı 90’lı yıllarda olduğu gibi akrep tipi zırhlı araçlarla Polis kol geziyor. Bu akşam üzeri benzer bir Polis aracı tarafından önce arkadan sıkıştırıldık. Sonra yan tarafımıza geçen akrep tipi aracın kapısı açıldı ve araçtaki polis tarafından hakarete uğradık. Bu tehdit ve hakaretlerine karşılık vermemiz üzerine araç oradan uzaklaştı.

Seyid Rıza meydanında oğlunun cenazesini almak için 38 gündür açlık grevinde olan babayı ziyaret ettik. Bir bombardıman sırasında yaşamını yitiren Oğlunun cenazesinin verilmesi için grevde olan baba Kemal Gün’e “Kabahatler Kanunu” gerekçe gösterilerek her gün için 227’şer TL para cezası kesildiğini anlatıyor. Toplamda 8626 TL para talep ediliyor. Bu nasıl olur diye sormaya utanıyor insan. “Ben bu devletten öldürdükleri oğlumun kemiklerini istiyorum. Bu benim bir baba olarak hakımdır. Günlerdir buradan beni uzaklaştırmaya çalışıyorlar, başaramayınca para cezası yöntemine başvurdular. Ancak ben oğlunun kemiklerini almadan buradan ayrılmayacağım” derken gözleri doluyor. Sarılıyorum bu acılı babaya ve yapılanın hiç bir hukukta, insanlıkta yeri olmayacağını belirtiyorum. Bu babanın tek suçu devlet tarafından öldürülen oğlunun cenazesini istemek!

Dersimde deyim yerindeyse tam bir devlet terörü yaşanıyor. Bir yandan bu kentin eşsiz doğasını barajlarla yoketmek adına hazırlıklar yapılırken, operasyonlarla kent ve doğası tutsak alınmış adeta.

Bir kaç yıl öncesine kadar umutla yaşanan günlerin aksine, korku ve endişenin hakim olduğu bir kent görünümünde şimdi. Dersimde insanlar 16 Nisan’da ortaya çıkacak sonuçla birlikte, ciddi anlamda gelecek korkusu da yaşıyor. Her halükarda bu görülmemiş baskı ve şiddete karşın, Türkiye’nin en yüksek HAYIR sonucunun bu kentte ortaya çıkacağını söyleyebilirim.

Bugün Dersimde tanıklığım bu gerçeklerden ibaret. Biraz karamsar olsa da durumun vahametini açıklamaya çalıştım.

Ferhat Tunç