Dersim’den Gümüşhacıköy’e Ovacık’tan Seferihisar’a yerel tohumlar

Tunceli (Dersim), Ovacık , Diyarbakır (Amed),  Mardin Derik ve son olarak Hasankeyf’te basın açıklamasına katılarak bu seyahatimi tamamlayacağım.

40 Bileşenden oluşan EGEÇEP Yönetim Kurulu üyesiyim. EGEÇEP  bileşeni olan ve kurucu genel kurul üyesi olduğum Yerel Tohum Derneğinin görevlendirmesiyle Doğu Anadolu Bölgesinde yerel tohum ve tarım zehirleri kalıntılarıyla ilgili bir dizi çalışma yaptım.Bu arada  sosyolojik gözlem yapma olanağı da buldum.

Tunceli (Dersim), Ovacık , Diyarbakır (Amed),  Mardin Derik ve son olarak Hasankeyf’te basın açıklamasına katılarak bu seyahatimi tamamlayacağım. Bu satırları Derik’te 26 yaşında çok başarılı bir Veteriner hekim olarak köylerde hayvanlara şifa dağıtan  bir kadın arkadaşımın  evinden yazıyorum.

16 -17 Eylül tarihlerinde Dersim’de 1.Dersim Enerji Çalıştayı yapıldı. Çalıştaydan 2 gün önce Dersim’e geldim. Muhteşem bir şehirle karşılaştım. Dersim hayal ettiğimden çok çok daha güzeldi. Çıplak dağları ve upuzun bozkırlarıyla yer yer bir çölü andıran Doğu Anadolu bölgesinde burası yemyeşil doğası ve binbir gözeli pınarlarıyla adeta bir vahaydı. Doğanın Alevi kültürüyle yaşayan bu insanlara bir armağanıydı burası. Munzur nehri Munzur babadan doğduktan sonra biraz yol alıyor sonra Karasu ile ve başka çaylarla beslenerek Dersim’e ulaşıyor. Dersim’in içinde kıvrılarak dolaşıyor ve oradan Keban barajıyla birleşmek için yol alıyor.

Dersim’de biraz gözlem yaptım. Oradan aynı gün Ovacık’a geçtim. Dersim Ovacık arasındaki yolculuk harikaydı. 60 km. boyunca Munzur ağaçların arasından kıvrılarak akıyor ve bana eşlik ediyordu. Bu yol hiç bitmesin istedim.

Ovacık’ta Ovacık belediye başkan vekili Senem Cevahir Yerlikaya ve yine belediyede gönüllü çalışan bir öğretmen arkadaşla kadın komisyonundan Şehriban Batar’ın katkılarıyla 2 gün kadınlarla mahallelerde kooperatifçilik ve sosyalleşme konularında çalışma yaptım.

Çok bilgili donanımlı bir alıcı kitlesiyle karşılaştım. Üyesi olduğum Kadın Yazarlar derneğinin yayın organı F dergi ve diğer kitaplarımız özellikle de kadınların yazdığı göç öykülerinden oluşan “Konan göçen kadınlar” kitabımız çok ilgi gördü. Bu şirin ilçede kendimi çok gelişmiş bir Avrupa şehrinde gibi hissettim. Bu güzel ilçedeki her şey insana dair idi. Bedava çalışan belediye otobüsü, kocaman kütüphanesi, tertemiz sokakları ve insanı canı gönülden kucaklayan güzel insanlarıyla ütopik bir ilçedir bana göre Ovacık.

Burada belediye başkanı sevgili Mehmet Fatih Maçoğlu bir mucize yaratarak bu ilçeyi  ekonomik ve sosyal yönden çok geliştirecek çalışmalar yapmış ve yapmaya devam ediyor. Benim ütopyam burada gerçekleşmiş. Umarım ülkemizde ki diğer belediyelere de örnek olur Ovacık.

 

Daha sonra 16-17 Eylül tarihlerinde 1.Dersim Enerji Çalıştayı gerçekleşti. Bu yıl 1.si gerçekleşen çalıştay bana göre çok verimli değildi. Ben bazı aksaklıklar hissettim. Olabilir, 2. Dersim Enerji Çalıştayının daha verimli geçeceğini ümit ediyorum.Dersim ve Ovacık’ta market ve manavları dolaştım. Ne yazık ki buralarda yoğun kimyasal gübre ve tarım zehirleriyle yani konvansiyonel tarım sistemiyle üretilen meyve ve sebzeler gördüm. Az da olsa yerel tohumlarla üretilmiş ürünlerde görmem bana biraz umut verdi. Ve bu cılız umuda bel bağlayarak Ovacık’ta kadın erkek karışık bir salon toplantısı yapmaya karar verdik belediyede görevli arkadaşlarla. Bu arada Fatih Mehmet başkan il dışında idi. Belediyede çalışan arkadaşlarıyla  organize olduk.

Kooperatifçilik, Kadın Yazarlar Derneği ortak kitap projesi, sosyalleşme, kent bostanları, yerel tohum hareketinin önemi, tarımsal üretim sistemleri. Konvansiyonel  tarım ve tarım zehirleri kalıntıları konularında karşılıklı bilgi alışverişinde bulunduk. Toplantıya katılan bir kadın çiftçinin yerel tohumlarla bir çok meyve ve sebzeyi yetiştirdiğini söylemesi beni çok umutlandırdı. Çünkü bu çok önemli bir hazinedir ve çok uluslu dev canavar şirketlere dur demek için gereklidir.

Geçtiğimiz Mart ayında Güney Afrika Cumhuriyeti Yasama başkenti Cape Town’a gittim. İzmir büyükşehir belediyesi aracılığıyla Cape Town belediye başkan yardımcısı Alderman Lan Neilson’la yerel tohumlar ve genel tarım konularında bir görüşme yaptık bilgi alışverişinde bulunduk. Bu görüşme sonucunda Cape Town’un bütün yiyecek ihtiyaçlarını çok uluslu şirketlerin karşıladığının ve yerel tohumlarla küçük çiftçiliğin hiç yapılmadığını yani tamamen şirketlerin hegemonyasına girildiğini  öğrendim. 3.5 milyona yakın nüfusu olan Cape Town’da  yaptığım gözlemlerde bütün yiyeceklerin çok uluslu market zincirlerinde satıldığını ve hepsinin yoğun kimyasal gübre ve tarım zehiri kullanılarak çok geniş alanlarda üretim yapılan konvansiyonel tarım ürünleri olduğunu gördüm.

İşte ta dünyanın tam bir ucu olan ümit burnunda Cape Town’da ve yine bir ucuna yakın Türkiye’de Dersim Ovacık’ta aynı çok uluslu şirketlerin tohumları ve gübreleri tarım zehirleriyle konvansiyonel tarım ürünleri üretiliyor ve tüketiliyor.

Ama bir farkla. Bizim ülkemizde henüz ilaç niyetine de olsa köylerde yerel tohumlarla üretim yapanlar bulunmaktalar. İşte bizler, Yerel Tohum Derneği olarak bu tohumların korunarak çoğalmasını ve sürekliliğinin sağlanarak gelecek kuşaklara aktarmaya çalışıyoruz.

Yerel tohum hareketi tüm ülkemizde halka halka büyümektedir. 2006 Yılında 5553 sayılı yasayla yerel tohumların alınıp satılması yasaklanmıştır. Ancak takas yoluyla değişimi mümkündür. Biz de yerel tohum hareketi olarak bundan faydalanarak “tohum takas şenlikleri “ aracılığıyla tohumların çoğaltılıp sürekliliğinin sağlanarak gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamaya çalışıyoruz. En son Gümüşhacıköy’de yerel tohum hareketi halkasına katıldı ve 9 Eylül’de Gümüşhacıköy’de bir tohum takas şenliği yapıldı. Dersim Ovacık’ta da bu konuda çalışmalar sürüyor.

İzmir Seferihisar Can Yücel Tohum Merkezi Türkiye’nin en büyük tohum merkezidir. Yerel tohum hareketi ve dolayısıyla tohum takas şenlikleri konusunda her bölgeyle dayanışma içerisindedir. Bu konuda çalışma yapmak isteyenler Yerel Tohum Derneğiyle iletişime geçtiklerinde bizler her konuda kolektif olarak çalışma yapmaya hazırız.

Tohum yaşamsal  ve stratejik öneme sahip bir maddedir.Ben gelecekte tohum ve su savaşları olacağı öngörüsüne katılıyorum.

Bu anlamda hem ekolojik döngünün sağlanması ve hem de yaşamın devamı için yerel tohumlar çok önemlidir. Biz ülke olarak Doğu ve Batı bütün bölgelerde yerel tohumlara sahip çıkarak çok uluslu dev canavar şirketlerin hegemonyasına girmeye dur diyebiliriz. Henüz bunu başarabilecek güçteyiz. Afrika gibi olmayabiliriz. Bu sadece bize bağlı. Hiç de zor değil. Örneğin yerel tohumlarla balkonumuzda kendi ihityacımızı karşılayacak kadar zehirsiz ürünler yetiştirmeye başlayabiliriz.

Bu damlalar birleşerek denizler oluşturur. Tüm kapitalizme hizmet eden köylülüğü bitirme politikalarına rağmen köylerde küçük çiftçiliği yeniden canlandırabiliriz. Bu henüz mümkündür. Köylerde yerel tohumlarla entegre mücadele yöntemleri kullanarak evsel ilaçlarla hastalık ve zararlılarla mücadele ederek ekeolojik dengeyi bozan tarım zehiri ve kimyasal gübreler kullanmadan üretim yapılabilir. Bu çalışmalar büyük paralarla organik ürün yetiştirme sertifikası almadan doğal tarım yöntemiyle yapılabilir. Burada topluluk destekli tarım önemlidir pazarlama konusunda. Ve tüm dünyada bu yaygınlaşmaktadır. Elbette en önemlisi karşılıklı güvendir.

Ben 80 milyonluk Türkiye’de yaklaşık 75 milyon kişinin yoğun tarım zehiri ve kimyasal gübreyle üretilen meyve sebzeleri yani konvensiyonel tarım ürünlerini tükettiğini tahmin ediyorum. Evet bunun hemen değişmesi imkansız. Ama bundan bir adım önde kötünün iyisi olan ve hep ihracata yönelik üretim yapılan “iyi tarım uygulamaları”nın devletçe desteklenerek çok kısa zamanda  yaşama geçebileceğini düşünüyorum. Çünkü Tarım Bakanlığı bunu yapabilecek kapasitededir bana göre.

Biraz da Mardin’in şirin ilçesi Derik’ten bahsetmek istiyorum. Bu ilçeye hem çok sevdiğim genç veteriner arkadaşımı görmeye, hem de o çok ünlü zeytinlerle merhabalaşmaya geldim. İzmir’den bilge zeytinlerin selamını getirdim Derik’teki sevgili zeytinlere.

Bu güzel ilçenin sokaklarında evlerin arasındaki bahçelerde zeytinleri görmek mümkün. Eskiden zeytin üretimi daha çokmuş burada Ermeniler yaşarken ve yağ da yapılıyormuş. Şimdilerde zeytinler sadece sofralık olarak tüketiliyor. Yağ fabrikası yok. Bu konuda çalışmalar yapılıyormuş. Zeytin varlığını artırmak için projeler hazırlanıyormuş.

Burada da kısa bir araştırma ve gözlem yaptım yerel tohumlarla özellikle çok domates yetiştiriliyor. Bu domatesler susuz yetişiyor ve Kürtçe adı Firinge Beji imiş. Burada yetişen yerli zeytin çeşitlerinin Kürtçe adları Derik’in ”tohum ve zeytin anası” Medine Aydın’dan aldığımız bilgiye göre şöyle:

Medine Aydın 4 dekarlık alanda şehrin tam ortasında bir cennet bahçesi inşa etmiş. Tamamen yerli çeşitlerden oluşan zeytin ve sebze meyve çeşitleri var bahçesinde. Zoncık, Xılxali, Bellati, Zurseki , Meglebasi, Keşikmiş.

Bu şirin ilçede bereket kaynıyor. Burada yetişen incir çeşitleri ise şunlar: Sincari, Boçık-Hırmıki, Zerik Kılleri. Çok güzel asma bağları vardı. Onların isimlerini almayı unuttum. Eskiden Ermeniler zamanında çok şarap yapılıyormuş.

Derik’le ilgili tespitim şudur. Burada bir kooperatif kurularak zeytincilik geliştirilebilir. Bir yağ fabrikası kurulurak Derik’in ve civar illerin zeytinyağı ihtiyacı karşılanabilir. Derik zeytin birliği başkanından aldığım bilgilere göre buraya bir günlük 20 ton kapasiteli bir zeytinyağı işletmesi yapılması için hazırlanan proje kabul edilmiş. Yine Mardin İl Tarım Müdürlüğü katklılarıyla Derik’e özel çeşitler çoğaltılarak çiftçilere ucuz zeytin dağıtılması sağlanacakmış. Böylece Derik’in zeytin potansiyeli artacak ve yağ olarak değerlendirilerek bölge halkına ekonomik katkı sağlayacaktır.

Doğu Anadolu bölgesinde Ovacık ve Derik örneğinde olduğu gibi küçük çapta tarım ve hayvancılık yerelde üret yerelde tüket mantığıyla doğal tarım sistemiyle yapılabilir. Tarım zehiri ve kimyasal gübre kullanmaya gerek yoktur. Bu bölgede kar kalktıktan sonra bin bir çeşit ot  doğal mera alanlarını oluşturmaktadır. 1998’li yıllarda Erzurum’da görev yaptım. Köylerde dağlar gibi kuru ot yığınları görürdüm. Baharda otlar bazen bir metreye ulaşırdı. Yani eskiden olduğu gibi yerelde ihtiyacı karşılayacak kadar da olsa hayvancılık doğal otlarla ve yem bitkileri yetiştirilerek yapılabilir. Bu hiç de zor değildir. Biraz destekle bu başarılır.

Bu bölgede ve ülkemizin diğer bölgelerinde küçük çiftçilik ve hayvancılık geliştirilirse yığınlar kentlere göçmezler. Göçenler de geri dönebilirler. Böylece kentlerde sosyolojik sorunlar yaşanmaz. Şimdilerde kentlerde açlık sınırında yaşayıp etleri ancak koklayabilenler, besin olarak tüketemeyenler eskiden olduğu gibi birinci besin kaynağı olarak tüketebilirler böylece.

Ovacık’tan ayrılmadan önce belediye başkanıyla görüşme fırsatım oldu. Kendisi öncelikle güzel bir insan. Çok başarılı ve aşağıdan yukarıya bir işleyişi var belediyenin. Tüm enerjisini ve imkanlarını bu şirin ilçe için harcıyor. Üniversite öğrencilerine burs veriyor. Orada o çocuklardan bir kaç kişi gördüm ve çok duygulandım. Yine Ovacık’tan 6.sınıf öğrencisi bir çocuk benden bilimsel kitaplar ve bilim çocuk dergisi istedi. Bir kız çocuğu kütüphaneden çok kitap aldığı için artık onu kovdukları şakasını yaptı. Çocuklar çok okuyor, kitap yetmiyor. Kadınlarda çok okuyor.

Buradan Tüm Türkiye’ye sesleniyorum. O çocukların çığlığını duyun ve bilimsel kaynaklara ulaşmalarını sağlayın. O çocukla  uzun uzun sohbet ettim. Geleceğin çok ünlü bir bilim insanı olacağını umuyorum. Burada bir bilim merkezi kurularak zeki çocuklar değerlendirilebilir. Onlar savaşın değil bilimin çocukları olsunlar.

Belediye başkanına Yerel Tohum Derneği ve Kadın Yazarlar Derneği olarak her türlü işbirliğine hazır olduğumuzu söyledim ve oradan hüzünle ayrıldım. Ama o insanlar elimi uzattığım ve onların da benim elimi sıkı sıkı  tuttuklarını gördüğüm için mutlu ayrıldım yine de. Sihirli bir değneğim olmasını ve oradaki bütün çocukları hak ettikleri gibi yaşatmayı isterdim. Şimdiden hepsini çok özledim.

Dersim’de kaldığım 5 gün boyunca bana çok güzel bir konukseverlik gösteren Dersimlileri Deriklileri ve özellikle Ovacıklıları sevgiyle kucaklıyor tüm Türkiye’ye benim aracılığımla gönderdikleri sevgi ve selamlarını iletiyorum.

Göknur Yumuşak/Yeşil Gazete