Yusuf Cengiz: Dersim’e bent vurma

Devletin Ovacık ve Pülümür vadilerinde baraj yapma kararına Tunceli Ticaret ve Sanayi Odası da karşı. Baraja karşı oluşturulan platformun da sözcülüğünü yapan Oda Başkanı Yusuf Cengiz, Baraj değil, yatırıma ihtiyaç olduğunu belirtirken, öncelikli olarak barış ortamının sağlanmasını talep ediyor.

Dersim’e baraj (bend) fikri yeni değil. 1800’lerin ortalarına kadar gidiyor. 1875 yılında Erzurum Müşiri Samih Paşa, Dersim’i blok havuzlarla bölme ve kontrol altına alma fikrini ortaya atar. 1896 da Osmanlı imparatorluğu ilk Dersim raporunu açıklar. Raporda Semih Paşa’nın planı güncelleştirilir.
Cumhuriyet döneminde ise, dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya (1931) ve Hamdi Bey ile Diyarbakır Valisi Cemal Bardakçı’da benzer raporlar hazırlarlar. 1930 yılında Mareşal Fevzi Çakmak ise hazırladığı Dersim Raporu’nda, Dersimlileri yola getirmenin ancak blok havuzlar oluşturarak, Dersimlileri Türk köylerine dağıtarak ıslah edilebilecekleri belirtiliyor.
Hali hazırda, Dersim’e ilişkin olarak şu ana kadar planlanmış ve inşa edilmiş toplam 27 baraj ve HES projesi var. İlki, 1961 yılında Çemişgezek ilçesi üzerinde bulunan Tağar Çayı üzerinde kurulan HES projesi. Bunu takiben Munzur projesi olarak adlandırılan Munzur ve Pülümür suyu üzerinde toplamda 6 baraj ve 8 HES öngörülmekte. İlki , kaçak olarak Mercan suyu (Munzur Milli Parkı) üzerinde 1985’te inşa edildi. 17 Ağustos 2009’da ise Mazgirt köprüsü yanı başında Uzunçayır Barajı ve HES projesi yapıldı. Bunun da kaçak olduğu ortaya konuldu. İmar planları hala bulunmuyor. Bu baraj sonucu Gola Çetu (Xızır Gölü) sular altında kaldı. Kaldı ki, Munzur projesi kapsamındaki Pülümür Çayı ve Harçik Çayı üzerinde yapımı düşünülen baraj ve HES projesinin ÇED süreci bizzat dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından sonlandırıldı. Diri fay hatlarının bulunması ve bölgenin sürekli heyelana maruz kalması nedeniyle.
Şuan için acele kamulaştırma kararı alınan Konaktepe Barajı ve Konaktepe HES I ile HES II projesi ise yargıya taşındı. Danıştay 13. Dairesi o dönem yürütmeyi durdurma kararı verdi. Sonuç olarak gerek HES şirketi gerekse de EPDK’nin yürütmeyi durdurma kararına yaptığı itirazsa Danıştay İdari Davalar Kurulu tarafından reddedildi. Bu yargı kararına rağmen acele kamulaştırma kararı alındı.

Ovacık ve Pülümür vadilerine yapılmak istenen barajların asıl hedefinin ne olduğunu anlamak için Dersim Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Cengiz ile konuştuk.

Devlet Mizur’a (Munzur Nehri) Baraj yapmak istiyor. Ama Hem Dersim Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı olarak ve hem de kurum olarak bu baraj yapım kararını onaylamıyorsunuz ve karşı çıkıyorsunuz. Ayrıca, baraj yapımı kararına karşı bir platform oluştu. Siz de bu platform içinde yer alıyorsunuz. Sanayi ve ticaret odası açısından bakıldığında, destek verilmesi beklenirken, siz karşı çıkıyorsunuz. Neden?
Yusuf Cengiz: Barajlar sorunu aslında 15-20 yıllık bir sorundur. Dersim’de onbinlerce insan zaman zaman mitingler yaparak, kepenk kapatarak, çeşitli yer ve zamanda buna tepki gösterdiler. Örneğin dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Dersim ziyaretinde, bu konu çok gündeme gelmişti. O zaman da. Tüm kamuoyu bu konuda, tepkiliydi. Ve o dönem burada bulunan valiler, üniversite hocaları dahi. bu barajların yapılmasına gerek olmadığını söylüyorlardı. Hatta barajı savunan üniversite hocaları, Rektörler veya Valiler, bu vadilerin güzelliğini bu vadilerin bu ülke açısında taşıdığı zenginliği gördüklerinde, bu fikirlerinde birşekilde vazgeçtiler. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Tunceli ziyaretinde, “bu barajlarla ilgili durum nedir” diye sorduğunda, Tunceli valisi: “Halkın yüzde 99’u istemiyor” diyor. İlkokul öğrencileri, dahi tepkili. Ve Cumhurbaşkanı da, “madem böyleyse halkın istemediği bir şeyi bizim de değerlendirmemiz gerekiyor” şeklinde bir beyanda bulunmuştu. Bu açıklamalar basına da yansıdı.
Bizim ilk barajımız bildiğiniz gibi Keban barajı; ilimiz sınarlarındadır. Daha sonra Mazgirt Köprüsü tarafında yapılan bir baraj var. Yine Karakoçan tarafında, Tunceli-Elazığ sınırında da bildiğiniz gibi Tatar Barajı ve bir iki baraj daha yapıldı. Elbette bu ülkeye elektrik gerekiyor, Elektriğe ihtiyacı var. Bundan dolayı, Türkiye’nin birçok yerinde barajlar yapılıyor. Ancak biz şuna inanıyoruz ki, Dersim olarak enerji üretimine gerekli katkıyı sunmuşuz. Zaten ilimizin sınırlarını belki üçte birini ya da yarısına kadar kısmı halihazırda barajlarla çevrilmiştir.
Bizim itirazımız şu: Burada iki tane vadimiz var; biri Munzur diğeri Pülümür vadisi. Bu vadilerimizde onlarca inanç yerlerimiz var. Bunu şimdiki Cumhurbaşkanımız, geçmişte Başbakanımız’a bir Ukrayna gezisinde konuşmuştuk. Gerçekten biz bu iki vadinin milyonlarca yılda oluştuğunu, ve bu vadiler yapılmaya kalkışsa dahi, hiç bir ekonomik şım da kopar. Gerçekten biz bu iki vadinin milyonlarca yılda oluştuğunu, ve bu vadiler yapılmaya kalkışsa dahi, hiç bir ekonomik karşılığının olamayacağını, söyledik.

Kaldı ki, bu vadilerde bizim inanç yerlerimiz var, Bu vadide bulunan hemen hemen her köyün, yakınında bir göl varsa, ulu bir ağaç varsa, bir nişange varsa orayı kendisine inanç yeri seçmiştir. Örneğin, Ana Fatma gibi, örneğin, Gola Çeto gibi onlarca inanç yeri var. Ve bu insanlar köylüler her yıl, Kurban Bayramı’nda gider kurbanını keser, adak adar. Niyazlarını oraya götürür. Şimdi bu barajların yapılması, bir anlamda Alevi inancına bir darbedir. Bu iki vadide bulunan ve Dünyada az eşine rastlanır kırmızı pullu alabalıklar var. Bazı hayvan çeşitleri var. Porsuk var, Vaşak var. Geyikler var. Şimdi buna benzer, dünyada az bulunur Hayvan türleri var. Üçüncüsü, binlerce endemik bitki çeşidi var. Doğa bakımından da keza öyle. Biliyorsunuz şu anda Ovacık’ta kayak yapılıyor. Ama buraya barajlar yapıldığı zaman, sizin de gördüğümüz gibi, Mazgirt’in alt kısmında Pertek’te, Çemişgezek’te doğru dürüst kar yağmıyor. Neden? Barajlar nedeniyle değişen bir iklim var. Bunlar yapıldığı zaman eski kar yağmayacak. Yağmadığı zaman ise sular kesilecek.

Karşı çıkmamızın esas sebebi, evet burada kurulacak bir baraj ile bir elektrik enerjisi elde edilir ama, bu elektrik enerjisi yeni dünyada yenilenebilir enerji ile telafi etme şansı var. Amerikada, Avrupa’da gidiyoruz görüyoruz, Binlerce kilometrelik alanda güneş enerjisi panelleri konulmuş. Boş bir alan. Tunceli’de, Türkiye’nin de her yerinde böyle bakir alanlar var. İnanç, hayvan, bitki ve turizm açısından bu kadar değerli iki vadiye baraj yapma yerine, bu elektriği, günümüz dünyasındaki bilimsel gelişmeler bunu karşılayacak potansiyele sahiptir.

Bu nedenle biz Ticaret Odası olarak diyoruz ki, bu barajlar yapılırsa, bizim Ovacık ile ilişkimiz kesiliyor. Pülümür ile Nazmiye ile ilişkimiz kesiliyor. Kaldı ki, Tuncelinin ekonomisine Çemişgezek’in hiç bir faydası yok. Pertek’in de yok. Mazgirt’in de belli bir oranda yok. Kala kala bir elimizde Ovacık, Nazimiye gibi yerler kalıyor. Barajlarla birlik bu ilçelerle olan ulaşım da kopar. Örneğin yazın binlerce, onbinlerce insan, Dersim merkezine gelerek, burada bir iki gün kalır, sonra Ovacık’a gider, (Munzur (Mizur baba) gözelerini ziyaret eder, sonra Düzgün Baba’ya giderler. Bu yollar kapanması durumunda artık Dersim’e gelmeye gerek kalmaz. Bir anlamda dışarıyla olan bağlantımız da kesilmiş olur. Kaldı ki bu iki nehirde akan su boşa da gitmiyor. Mevcuttaki barajlar zaten bu sudan yararlanarak elektrik üretiyor.

Hüseyin Deniz: Bir çok gerekçe sundunuz. Barajların yapılmaması için. Bunu bir çok yetkili mercide de dile getirdiğinizi belirttiniz. Hukuki süreçte de bunları gündeme geldi. Ancak bütün bunlara rağmen hükmet, “üstün kamu yararı” iddiasıyla bu baraj ve HES’leri yapmakta ısrar ediliyor. Nedir bu “üstün kamu yararı”. Nasıl değerlendiriyorsunuz. Gerçekten bir “üstün kamu yararı” var mı?
Yusuf Cengiz: Zaten hukuki süreç yıllardan beri devam ediyor. Biz Dersim’de bulunan tüm kurumlar -yaklaşık 50 kurum ve kuruluş- bildiğiniz gibi Ticaret Odası’nda, üç kez toplantı yaptık. En son toplantıda, 9 kişilik bir yürütme oluşturuldu. Diğer kurumlarımız da bu işin içinde. Ve önümüzdeki süreçte de, Metropollerdeki ve yurt dışındaki Dersimlilerin oluşturduğu platformları da buna dahil edeceğiz. Tabii, bu hukuki süreç devam edecek. Biz de kendi insanlarımıza, kendi köylerimize bu barajların her ne kadar kendileri açısından bir ekonomik gelir sağlasa da ama öte boyutuyla İlimize çok büyük bir zarar vereceği konusunda insanlarımızı ikna etmeye çalışacağız. Ayrıca, hukuki süreç işliyor. İşte barajların yapılmasına karşı hazırlanmış ÇED raporları, üniversiteler tarafından yapılan bilimsel araştırmalar da hukuki işleri yürüten arkadaşlarımız tarafından dosyalar şeklinde sunuyorlar. Bu konudaki çabalar sürecek. Süreç devam ediyor ayrıca. Örneğin Nisan’da takibat yapılacağı sırada insanlar dava açacaklar.
“Üstün Kamu Yararı” meselesine gelince de şimdi ne deniyor? Elektrik üretilecek deniyor. Biz de diyoruz ki bu iki tane vadiden elde edilecek olan olan enerji yüzde 1.0’ın dahi altındadır. Yani Türkiye’de üretilen enerjinin yüzde 1.0’ın altındadır. Bunu da az önce belirttiğim yenilenebilir enerji yöntemleriyle temin etmek mümkün.
Daha da önemlisi; bu iki vadinin güzelliği de Türkiye için üstün kamu yararı taşıyor. 30 yıldır süren çatışma ortamının son bulması, kısa süren barış ortamında, dışarıdan binlerce, onbinlerce kişi özellikle de çevre illerden Elazığ’dan, Bingöl’den Diyarbakır’dan gelip, özellikle de yazın bu vadilerde dinlenmek amacıyla zaman geçirdiler. Yaz aylarında Pülümür ve Ovacık vadileri Bodrum sahillerini aratmayacak bir ilgi görüyor. Bu da başlı başına bir kamu yararıdır. Neden? Çünkü başka yerde bunu bulamıyorlar. Diyarbakır’da, Bingöl’de Elazığ’da bulamıyorlar. Hem temiz bir su, hem yem yeşil bir vadi hem de birçok yeni bitki, hayvan ve doğal ortamı görmüş oluyor. Artı temiz bir hava alıyor. Aslında bana göre bu daha bir önemli kamu üstünlüğüdür. Bu ülkenin gelirleri açısından bu daha iyi bir potansiyeldir. Bu potansiyeli yok etmemek gerekiyor.
Hüseyin Deniz: Üstün Kamu Yararı aslında budur diyorsunuz.
Yusuf Cengiz: Evet.
Hüseyin Deniz: Ayrıca, bir takım resmi kurumlarla da görüşmeleriniz oluyor. Üniversite, Valilik ya da Bakanlıklarla. Bütün bu kurumların bu baraj yapımı konusunda “Üstün Kamu Yararı” olarak söylediği öne sürdüğü bir tek bu enerji üretimi midir?

 

Yusuf Cengiz: Bizim yaptığımız görüşmelerde bize söylenen şu: Bize elektrik lazım. Siz bir gün elektriğiniz kesildiği zaman, Hepiniz isyan ediyorsun. Orada yapılmasın, burada yapılmasın peki nerede yapılsın? Bize söylenen bu. Biz diyoruz ki her açıdan bakıldığında bu vadilerin su altında bırakılmaması gerekiyor. Ama bu bilimsel olarak gelip araştırılırsa, büyük ihtimalle bu halkın dediği şekilde bir sonuç çıkacaktır. Biz de bunun için yok demiyoruz.

Gelsinler bilimsel bir araştırma yapılsın. Üstün kamu yararı bilimsel olarak ortaya konulsun. Barajlar yapılması durumuda ortaya çıkacak sonuçları da çıkarsınlar. Bunların hepsini önümüze koysunlar. Ve bunlara dayanarak desinler ki, hiç bir zarar ve kayıp yok. O zaman biz niye yok diyelim ki… Ama biz kendi gözümüzle görüyoruz. İşte şehir merkezinde bir baraj yapıldı. 3-5 senedir. su çekildiği zaman en az 1-1.5 metre kumlar, lavlar dolmuş. Kaldı ki bu barajların ömrü en fazla 70-80 senedir. 70-80 sene sonra bu ortaya çıkan tortuyu temizleme şansı da yok. Kaldı ki yok olanların de geri gelme imkanı olmaz. Bu yüzde dünya yenilenebilir enerjiye yönünü çevirdi. Bir bataklığı yeniden kurutup, temizleme bir yere kaldırma şansımız da yok. Bu yönü çok önemli. Şimdi yüz yıllık bir baraj için milyonlarca yılda oluşan bir vadiyi, bir coğrafyayı, bir tabiatı yok etmenin anlamı yok.

Biz de buna karşı, yeni oluşturulan yürütmeyle birlikte, Üniversite, Valilik ve Bakanlık nezdinde girişimlerimizi sürdüreceğiz. Hatta Cemevi, Ak Parti il başkanlığıyla da görüşeceğiz. Bu kurumlara durumu anlatacağız. Diyeceğiz ki siz de bu ilde yaşıyorsunuz. Bu vadilerin güzelliğini, bu vadilerin getirisini siz de biliyorsunuz.

Vicdani anlamda bu ilin örneğin üniversitesi bilimsel bir araştırma yapsın. Kaldı ki, üniversitede bu konuda araştırma yapan üniversite görevlileri de var. Bu araştırmalar sonucunda hatta eski Üniversite rektörümüz diyordu ki, “bir kurul oluşturalım gerekirse, Ankara, İstanbul’da bir heyet oluşturalım bunu gelsinler bilimsel olarak baksınlar. Gerçek durum nedir, biz de ona göre tavır koyalım” diyordu.

Hüseyin Deniz: Peki bir de barajlardaki enerji üretiminin aslında başka alternatifler ile örneğin yenilebilir enerji yöntemiyle de elde edilebileceğine değindiniz. Yine bu hukuki süreç ve gerekse görüşmeler sırasında bu alternatifleri koyduğunuzda size nasıl bir yanıt verildi. Örneğin, rüzgar enerjisi ya da güneş enerjisi gibi… Hükümetin, yetkililerin bu konudaki yaklaşımı nedir?

Yusuf Cengiz: Önce şu hususa dikkat çekeyim: 3-4 yıl önce, bizim Ticaret Odası’nda, İstanbul’da Prof. Tunay Sıtkı Uyar var. Yenilenebilir enerji konusunda Türkiye ve uluslararası camiada tanınan bir uzman. O dönemde Prof. Uyar’ı getirip Dersim’de bir panel düzenledik. O dönemin valisi de gelip bu paneli izledi. Üniversite başta birçok kurumdan yetkililer gelip izledi. Sonrasında geçen yıl ve ondan önceki yıl da yine endemik bitkilere ilişkin bir panel düzenledik. Ayrıca hayvanlarla ilgili bir konferans yaptık. Bir ve iki gün süren bu panellere İstanbul ve Dicle üniversitesinden hatta Viyana’dan hocalar gelip buradaki hayvan ve bitki çeşitliliği konusunda çok detaylı bilgilendirmede bulundular. Yani bilimsel boyutuyla da bu işi yürütüyoruz.

Sorunuza gelince; o konuda bize verilen bir yanıt yok. Örneğin bu yenilenebilir enerji daha pahallıdır veya olmaz veya mümkün değildir demiyorlar. Bir hemşerimiz, şu anda Urfa’da çok geniş bir alanda arazi satın almış ve orada Yenilebilir enerji üretimiyle ilgili yatırım yapıyor. Şimdi Dersim’in de çeşitli yerlerinde, güneş enerjisi üretimine müsait çok yerler var. Öylesine boş bir arazidir. Hiç bir tarımsal ya da bitkisel bir değeri yok. Ekilip biçilmiyor. Böylesi alanlarda güneş enerjisi panelleri koymanın hiç bir zararı yok. Tarıma da en ufak bir zararı yok. Örneğin güneş enerjisi kurulması durumunda ber karşı çıkmam. Örneğin, Pertek, Mazgirt’in hangi köyünde ekilmeyen biçilmeyen bir arazi varsa oraya kurulabilir rahatlıkla. Keza rüzgar enerjisi için de öyle. Rüzgar enerjisi daha fazla maliyet isteyen bir şey. Kaldı ki, güneş enerjisi konusunda devletin de teşviki var. Bireysel olarak bu konuda enerji üretimi yapılsın diye.

Yenilebilir enerji konusu bilinmeyen bir şey değil ki, dünyanın her tarafında yapılıyor. Berlin’e gidiyorum, geçen yıl Amerikaya gittim, Bir şehirden bir şehire giderken, örneğin Göktepeyi düşün. O kadar alanda güneş panelleri var.

Hüseyin Deniz: Bu söylediklerinizden şöyle bir tablo çıkıyor: Bu iki vadiye kurulacak barajlardan elde edilecek enerji toplamın yüzde 1.0’indan küçük olacak. Rêya Heq inancının (Aleviliğin) çok önem verdiği birçok kutsal mekan sular altında kalacak. Dünyada az rastlanır cinsteki bitki ve hayvanlar yok olacak. Dersim’in ulaşım bağlantıları kesilecek. Ekonomik olarak büyük zarar görecek. Bunun yanı sıra bir de Danıştay İdari Daireler Genel Kurulu’nun daha önce bu proje için verdiği yürütmeyi durdurma kararı var. Bütün bunlar varken, hükümet bir kanun hükmünde kararname ile “acil kamulaştırma” kararı alıyor. Bu aciliyet ve yargı kararlarını dikkate almayan yaklaşımı neye bağlıyorsunuz? Baraj yapma ısrarı niye? Nedir bu işin esası. Ne düşünüyorsunuz?

Yusuf Cengiz: Tabii devletin politikasının ne olduğunu tam bilmiyoruz. Ama bizim de bildiğimiz bir şey var ki, biz de bunun yanlış olduğunu, Dersim’deki kamuoyunun yüzde 99’u da 10-15 yıldır, bu baraj yapma politikasının yanlış olduğunu söylüyor. Bugün de aynı yerdeyiz. Bu nedenle biz bir araya geldik. Dolayısıyla bu kararın yanlış olduğunu söylüyoruz. Ve söylemeye devam edeceğiz.

Hüseyin Deniz: Geçmiş tutumunuzun değişmediğini söylediniz. Buradan yakın geçmişte yapılan iki baraja bir bakalım. Mazgirt köprüsü ve Seyitli köprüsündeki barajlardan istenen ekonomik yarar sağlandı mı? Hem enerji olarak hem de Dersim’e ekonomik getiri açısından…
Yusuf Cengiz: Geçen yılki teşvik yasasından, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun tüm illeri 6. bölge kapsamında idi. Tunceli ise 5. bölge kapsamına alındı.

Hüseyin Deniz: Ne anlama geliyor?
Yusuf Cengiz: Giresun ve Osmaniye ile aynı kapsama alınmıştı. O zaman da bütün sivil toplum örgütleri ve belediye başkanımızla toplandık, imza topladık, zamanın başbakanına, cumhurbaşkanına, ben götürüp bizzat ilettim. Çeşitli bakanlıklarla görüşmeler yaptık. Yaklaşık 90 tane iş adamı ile birlikte “Neden böyle oldu” diye sorduğumuzda. Yanıt olarak, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) gösterildi. TÜİK’e göre, Tunceli’de kişi başına düşen gelir yüksektir. Neye göre yüksektir? Bir Diyarbakır’a göre, Urfa’ya göre yüksektir ki, biz 5.bölgeye düşmüşüz..

Hüseyin Deniz: Bunun sebebi nedir?

Yusuf Cengiz: Bunun sebebi mi? Üç sebebi var: Birinci sebep, baraj yapımı için gelen para; bu kente sayılıyor. Ama bu barajlar yapılırken, burada işçilik yapan çoğu kalifiye eleman dışarıdan geliyor.

İkinci sebep ise biliyorsunuz, güvenlik nedeniyle bir çatışma ortamı var. Yaklaşık 30 yıldır buraya gelen bir para var. İşte helikopterinden askeri ve güvenlik harcamaları.

Üçüncüsü de zarar ziyan. Bu da köylerin yakılıp yıkılmasından dolayı gelmiştir buraya. Ancak bildiğiniz gibi bu zarar ziyan parasında da örneğin bir ailenin 5 tane çocuğu varsa, bunlardan ya biri biri buradadır ya da yoktur. Dolayısıyla bu kardeşlere düşen paranın yüzde 10’u ancak buraya geldi. Gerisi nereye gitti? İstanbul, Ankara, Almanyaya gitti, başka yere gitti. Yani bu şehirdeki insanların ancak yüzde 10’u bundan faydalandı. Toplamda bakıldığında, gelen para Tunceli üzerinde gözüküyor. İşte zarar ziyandan bilmem kaç trilyon para gelmiş ama bunun yüzde 10-20’si burada kalmış, yüzde 80’i tekrar dışarıya gitmiştir.

İşte gördüğünüz gibi, barajların bize faydasından ziyade böyle bir zararı olduğu meydandadır. Sırf bu nedenle bir çok açıdan yatırımcı için önemli destek ve imkanların var olduğu 6. Bölge Teşvik Yasası kapsamına alınmadık. 5. Bölge Teşvik Yasası kapsamın alındığımız için de yatırımcımız 6. bölge teşvikinden yararlanamadı.

Bir “cazibe illeri” kapsamıda diye bir şey çıktı. Bir ay önce (Ocak 2017), Başbakan Binali Yıldırım, bizleri, bu cazibe iller kapsamına alınan 23 ilin valileri ve Ticaret Odası başkanları, belediye başkanları, milletvekilleri ve üniversite rektörlerini davet etti. Belediyeye o zaman kayyum atanmıştı. Orada da bu teşvik meselesine itiraz ettik. Söz aldım. Bunu da basınla paylaştım. Malatya, Adıyaman, Bingöl ile aynı kategorideyiz. Yani Tunceli neden faydalanıyorsa Adıyaman da faydalanıyor. Bizim oradaki itirazım şu çerçevede oldu:

Birincisi, Tunceli, Bingöl, Şırnak, Hakkari gibi bölgede en çok zarar gören, göç alan, sanayisi olmayan iller için özel bir teşvik yasası çıkarılsın. Eski para ile 2 trilyon yatırım ve en az 30 işçi mecburiyetinin kaldırılmasını, yatırım limitinin 500 bine düşürülmesini 10 kişi istihdam şartının konulmasını istedim. Sadece Tunceli değil, Bingöl, Şırnak, Bitlis, Hakkari gibi iller için de…

Çünkü bizim 15 sene atıl durumda olan bir organize sanayiimiz vardı. Ben yönetime geldikten sonra 7-8 yıldır uğraştık, organize sanayiini faaliyete geçirdik. Şu anda alt yapısı yüzde yüz tamamlamış durumda. 15-16 tane de işletmemiz var. Halen 27 tane de boş yerimiz var. 5’er dönüm, 6’şar dönem parsellerimiz var. Barış sürecinde buraya çok ciddi talep oldu. Kura çekme zorunda kaldık. Ancak çatışma ortamının başlamasıyla bu canlanma durdu. Biz diyoruz ki devlete, yani hükümetimize diyoruz ki, bu rakamı 500 bine düşürürseniz, bizim yatırımcımız gider hem fabrika binasını yapar hem de içindeki makina yı alır. Ancak 10 kişi çalıştırabilir. Tunceli’de 30 kişi çalıştıramaz. Çünkü işçi maliyetleri, sigortayla birlikte, bugün 2.5-3 milyardan aşağı değil. Hiç bir iş adamı bunu kaldıramaz. Ama 10 kişi olursa bunu kaldırabilir. Bizim istediğimiz limiti düşürüp daha çok yatırımcı gelir, ve daha çok iş yapılır. Böylelikle organize sanayiimiz de canlanmış olacak. Yani 20 tane firma olsa her biri 10 kişi çalıştırsa, 200 insana istihdam sağlamış olacağız.

Hüseyin Deniz: Yeniden barajlara dönersek… Siz toplamda bakıldığında Dersim’e bir şey kalmıyor diyorsunuz. Bu kadar para yiyen barajların yol açtığı bir ekonomik gelişme var mı?
Yusuf Cengiz: Barajlara ilişkin olarak da şimdi arazileri kamulaştırılanlar

kamulaştırılanlar baraj parasını aldılar. Bunu alanların büyük bir kısmı, Ya yurt dışına götürüp yatırım yaptı, Ya metropollere götürdü. Ben baraj parası alıp da Tunceli’de, fabrika yapan, bir işletme açan, istihdam sağlayan bir kişi duymadım şahsen. Yani diyelim ki bu Mazgirt köprüsünde yapılan ve merkeze kadar gelen barajda yüzlerce aile sonuçta, para aldılar. buların içinde belki yüzde 10’u bile, buraya bir yatırım yapmış değil. Ne yapmıştır. Belki Tunceli merkeze gelip, bir ev almıştır veya o su altında kalan evinin yukarısında yeni bir ev yapmıştır. Onun dışında istihdam sağlayacak bir yatırım yoktur.
Hüseyin Deniz: Bu barajlardan yararlanan bir tarımsal alan var mı?
Yusuf Cengiz: Yok. yok. Şimdi bakın, Tunceli merkezinin en çok sebzesini temin ettiği yer Aktuluk köyü idi.

O köyün sebze yetişen bütün alanlara su altında kaldı. Şimdi üst kısımlarda zaman zaman yapan var ancak, eskisi gibi değil tabii ki. Eskiden onlarca aile, geçimini bu sebze ekiminden sağlıyordu. Tunceli merkezin sebze ihtiyacı da buradan karşılanıyordu. Şimdi o da yok oldu.
Hüseyin Deniz: Neden fabrika vb. gibi yatırımlara gidilmiyor da barajlara ağırlık veriliyor. Zaten teşvik meselesi de sizin koşullarınıza uygun değil. Dolayısıyla böyle bir duruma evrilmesi için öncelikli olarak yapılması gerekenler nelerdir?

Yusuf Cengiz: İlimizde 30 yıldır süren bir çatışma ortamı var. Bundan 42 sene önce, yani 1975’te, Tunceli’nin nüfusu 165 bin idi. Şimdi ise yani 42 sene sonraki nüfus 85 bin. Şöyle düşünün en az 300 bin 400 bin insan olması gerekirken, bugün 85 bin kişi var. Bu ne demektir? Dünyanın her tarafından neden Tuncelili var. İşte bu göçten dolayı. Yatırım yapılması için… Doğrudur, devlet şimdi destek veriyor, teşvik veriyor. Kalkınma ajansları katkı sunuyor. Ancak, güvenlik çok önemli. Özellikle yazın, Ovacık ve Pülümür yolu sürekli, kesilmekte. İnsanlar rahatlıkla gidememektedir. Özellikle de Ovacık’ın, ticaretinin felç olduğu ve de iki yıldır süren bir barış sürecinin olması için biz 2012’den itibaren, Doğu ve Güneydoğu’daki Oda ve Borsa başkanları Önce Diyarbakır’da bir toplantı yaptık, Sonra Başbakan bizi Ankara’ya çağırdı. Bakanlarla görüşmelerimiz oldu. Ardından da biz kendimiz Kemal Kılıçdaroğlu ve Selahattin Demirtaş ve Başbakan’ı ziyaret ettik. Süreç başlasın diye. Ve nitekim, bu işler başladı. Yaklaşık 2-2.5 yıl bir barış süreci oldu. Bu süre zarfında insanlar, köylerine döndüler. Ev yapmaya başladılar, ağaç diktiler, Göreceli olarak önemli şeyler. Ve yazın binlerce insan buraya gelmeye başladı. Ancak bu sürecin bozulmasıyla birlikte, 2 yıldan beri, yol kesilmeleri, çatışmalar nedeniyle can güvenliği olmadığı için insanlar yatırımı boşver, ziyarete bile gelmiyor.

Onun için de her yerde söylüyoruz. Tekrardan “barış süreci”nin başlamasını istiyoruz. Çünkü barış süreci olmadıkça, bizim burada yatırım yapma şansımız yok. Neden? Hem güvenlik sorunu var, hem nakliye sorunu var; bir sürü sıkıntılar var. Ve budan dolayı sermaye gelip güvenli olmayan yerde yatırım yapmaz. Kaldı ki ulaşım da güvenlik nedeniyle oldukça maliyetli olmaktadır. Örneğin, Pülümür yolu kapandığında araçlar biri-iki gün geçemiyor. Ya da Erzincan’dan gelecek bir araç yol kapalı olduğu için çok daha farklı yollardan maliyeti 3-4’e katlayarak gelmek zorunda kalıyor. Ovacık yol kapalı olduğu için giriş çıkış olmuyor. Bu il için büyük bir zarardır. Bu nedenle biz bu çatışma ortamının bitmesini istiyoruz.

Hüseyin Deniz: Geçmişte çatışma ortamının son bulması için bölgedeki odalar ve borsalar olarak bir girişiminiz oldu. Benzer bir girişim bu belirttiğiniz aciliyet nedeniyle yeniden gündemde mi? Yeni bir girişim söz konusu mu?

Yusuf Cengiz: Bildiğiniz gibi bir OHAL dönemi yaşıyoruz. Bölge oda ve borsa başkanları zaman zaman Ankara’ya TOBB’da toplantıya çağırılıyor. Oradaki toplantılara başbakan yardımcıları, çeşitli bakanlar gelip katılıyor. Şimdi bu toplantılarda zaten, biz bu “cazibe iller” meselesini konuştuğumuz zaman da bunları gündeme getiriyoruz. Tamam siz bizim 23 ilimizi cazibe merkezi içine almışsınız ama bu süreç böyle devam ederse yatırım için kimse gelmez. Ancak toplu bir girişim yok şimdilik. Kaldı ki, Doğu ve Güneydoğu’da herkes aynı şeyi düşünmüyor. Türkiye’de çatışma ortamından, herkes zarar görüyor Ama bizim durumumuz ile Elazığ’ın durumu aynı değil. Örneğin Malatya Ticaret Odası’nın üyeleri belki olumsuz etkileniyorlar ama bizim gibi ateşin içinde değiller. Yine Dersim aynı zamanda tarım ve hayvancılık ile geçimini önemli ölçüde sağlamaktadır. Tarım ve hayvancılık derken, son iki yıldır uygulanmaya başlanan güvenlik bölge uygulaması var. Bu uygulamanın ekonomik yansımaları ne durumda. Dersim bundan nasıl etkilendi?

Şimdi bakın, Ticaret Odamızda iki gündür süren bir arıcılık sempozyumu var. Tunceli’nin en önemli gelir getiren hayvancılık üretiminden biri de arıcılıktır; yani bal üretimi. Aracılık ve bal üretiminin gelişimine aynı zamanda bu barajlar da engeldir. Sonuçta arıcılık da bitki ve iklimle yakın ilişkili bir hayvancılıktır. Şimdi arıcılık her geçen gün gelişiyor. Biz de buna destek veriyoruz. Geliştirmek lazım. Ama, organik bal üzerinden geliştirmek lazım. Öyle bir coğrafyamız var ki, Ordu’dan Karadeniz’in başka illerinden arıcılar buraya geliyor. Buraya arılarını getiriyorlar. Bal alıp götürüp satıyorlar. Bundan 30-40 yıl önce, belki de 900- bir milyon küçük baş hayvan vardı. Tüm yaylalar da açıktı o zaman. Güvenlik bölgeleri, yaylaların yasaklanması, çatışma ortamı ister istemez bu işle uğraşan insanların büyük bir kısmı bu hayvanlarını sattılar.
Hüseyin Deniz: Büyük bir kısmı satıldı öyle mi?

Yusuf Cengiz: Tabii tabi… Örneğin yasaklar öncesi 900 bin hayvan vardıysa şimdi 300 bine düşmüştür. Yani üçte biri ancak kalmış. Tarım açısından geçmişte herkes kendi köyünde ekip biçiyordu. Kendi geçimini sağlıyordu. 30 yıl aradan sonra şimdi köyde kimse çift sürmüyor. Bazı köylerde var ama bunun dışındaki araziler tamamen bom boş duruyor. Bu da bu ilin ekonomisine ciddi bir zarardır. Yani insanlar, tarımla, hayvancılıkla uğraşmayınca ne olacak? İster istemez, boşta; göç etmek zorunda kalıyor. Bugün hayvancılık ve tarım tam kapasiteyle yapılsa 400 bin insan beslenecek. Örneğin turizm büyük bir potansiyele sahip. Kayak açısından bakılsa bile, sadece Ovacık değil, Pülümür’de de Nazımiye’de de gerçekten kayak yapılacak yerler mevcut. Ovacık’taki yerde bile ciddi bir potansiyel oluştu. Coğrafyamız açısından en önemli gelir kaynağı turizmdir. Dersim’in etrafı çöl adeta. Bir tane ağaç bile yok. Elazığ, Bingöl, Sivas, Erzincan böyle. Kaldı ki doğamızı bozacak fabrikalara, çimento ya da alçı fabrikası vs. istemiyoruz. Turizm bu anlamda kurtuluş yollarımızdan biri. Turizme açılması için de Barış sürecinin bir an önce devreye girmesi, çatışma ortamının bitmesi gerekiyor. Tunceli’de ekonomi ancak böyle kalkınır. Kaldı ki, çatışma ortamı son bulursa, Pertek’te, Mazgirt’te, Ovacık’ta, Hozatta bir hayli yatırım yapma olanağı var. Arıcılık var, tarım yapılabilir, bağcılık yapılabilir. Hayvancılık ile rahatlıklı geçim sağlanabilir. Tunceli coğrafyası, barış ortamının sağlanması durumunda insanları istihdam edecek özelliklere ve alternatiflere sahiptir.

Hüseyin Deniz: Bütün bu anlattıklarınızdan sonra, bir cümle ile ifade edersek nasıl bir talepte bulunursunuz?

Yusuf Cengiz: Bizim devletten talebimiz; bu baraj projesinden vazgeçilsin. Çünkü bu inancımızı, bitki örtümüzü, hayvanımızı, turizmimizi bitiren bir projedir. Ve Çatışma ortamı son bulsun. İnsanların Dersim’e yüzünü dönmelerini istiyoruz. Yatırıma ihtiyacımız var. bunun için de barışa ihtiyacımız var. O nedenle de Tunceli Baraj değil, Yatırım bekliyor.