Direnen Analar

Doğayla, toprakla, vatanla özdeştirilen tüm dillerde ‘ana’ tanımı, doğuran, üreten, koruyan, besleyen, bağışlayandır. Tüm imkânsızlıklar, karanlıklar içinde umuttur, ışıktır onlar. Nefrete, öfkeye, kine, düşmanlığa inat rahmettir, merhamettir, şefkattir analar. Yürek dolusu sevgidir, aşktır, ilmek ilmek emektir o yiğit kadınlar…
O kadar kutsal ve dokunulmazdır ki analar, ilkelliği vahşi zamanları kapsayan tüm mitolojilerin kurgularında bile ‘ana tanrıça’ figürü hep aydınlığı, sıcaklığı, bolluğu, bereketi simgeler. Tabiat gibidir tıpkı analar, rahmiyle yaratan ve memesiyle besleyip doyurarak bir mucizeye imza atan.
Zerdeşti inancında da kadının, ananın yeri katların en yücesindedir. Ve onun sonrasında gelen tüm dinlerde Mariamdır, Meryemdir, Aminedir ve peygamber soyunun akan ırmağı Fatimadır.
Tarihte, sanatta, edebiyatta esindir, zirvedir onlar. Sara’dır, Terasa’dır, Mona Lisa’dır, Hürrem’dir… Ne kadar haremler de düşürülmeye çalışılsa, Musakadinlere kapatılsa, iktidarlara bulaştırılsa da o kâinatın özü anlamında kendisidir.

Dersimli kadın siyasetçiler Edibe Şahin ve Nurhayat Altun 4 ay, Aysel Tuğluk ise 3 aydır Kocaeli Kandıra F Tipi’nde tutuluyor. Derslimli seçilmiş siyasetçi kadınlardan ilk fotoğraf geldi. Kandıra F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP Genel Eş Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, Dersim eş belediye başkanı Nurhayat Altun ve HDP Dersim eski milletvekili Edibe Şahin’den ilk fotoğraf geldi. Fotoğraf, Edibe Şahin’in eşi Kamer Şahin tarafından sosyal medya hesabından paylaşıldı.

Zerdeşti inancın doğasından mıdır, Neolitik kültürün mucitleri oluşundan mıdır? Belki de kendiliğin icabındadır Kürtlerde ‘kadın’ ve ‘ana’ kutsal ayrı bir anlamsaldır. Ta Herodot anlatır Kürt bir ananın rahminden doğan bir asmanın tüm kıtaları kapladığını. Tanrı krallara kafa tutan İştar’ı, İnnana’yı, Zalim Akadları lanetleyip cinleri Guttileri başlarına salan Agadeyi lanetleyip yerle yeksan eden Dağ Tanrıçası Ninhursag’ı, Adul Xanım Adile’yi, Kara Fatma’yı, Bese’yi, Zarife’yi ve tanrıçalar Tanrıçası Sakine’yi kim bilir daha kaç bin yıl anlatacak tarih kitapları.

Tüm devrimlerin simge karakteridir aynı zamanda analar. Gorki çok güzel canlandırmıştır militan oğluyla barikatlarda saf tutan, fabrikalarda bildiri dağıtan, zindan kapılarında sıra kollayan devrim anasının çilesini…

20. yüzyılın ve belki de tüm yüzyılların utanç vesikasıdır dillerine kilit vurulan Kürt anaları. Gördüklerine inanmaz, şok olur travmalar yaşar Nobel ödüllü büyük yazar Harold Pinter, “Sizin diliniz yasak. Diliniz ölü. Dilinizi hiç kimse kullanamaz. Sizin diliniz artık yok…”diyerek “dağ dili” adını verir bu utanç manzumesini taşıyan oyununa. Kürt tiyatrocuları tüm dünyada oynamalı bu oyunu, gözlerine sokmalı seyirci kalan suç ortaklarına yaşatılan bu zulmü.

Ah Kamber Ateş o kitabı kaç kişi okudu acaba bugünlerde. Unutmakla nisyandır hafıza-i beşer demiş bulduğunu sananlar ama sana ve anana yapılan unutulacak cinsten midir? Bunu duyanlar okuyanlar masal sanır belki! “Bu kadarı da olmaz efsanedir” derler. Bir ana adı kendine yabancı soyadı bir başka dilde yabancı. Zulüm ve işkence altındaki oğluna kendi dilinde bir selam veremeyecektir. Takılmış teyp kaseti gibi kendisine kapıda ezberletilen sözleri tekrarlayacaktır biteviye: “Kamber Ateş nasılsın?” aslında her şeyi anlatıyor bu sözler ve gerisi teferruattır yapılanların bu iğfalin yanında.

Sadece Kamber Ateş’ten sonrasına bakalım, hangi birini anlatalım size tarih yazıları ya da yok en iyisi avcıların kalemini kıralım ve tarihimizi biz kendimiz yazalım demiş Kürt anaları…

Ah dili olsa da bir konuşsa duvarlar… Sakine ana neler çekmedi ki Amed zindan kapılarında. Bir ömür dağ, taş, dere, tepe, oğlu Cemal Kırbayır’ın naaşını arayıp da bulamadan, sevdasını, hasretini, yürek sızısını mezar taşına kazıyan Berfo anayı. Tek istedikleri dua edebilecekleri bir kabir ve çok geç de olsa biraz adalet olan ve yaz- kış demeden yıllardır zulme kafa tutan Cumartesi Annelerini…

İşkence gördüklerinde, açlığa yattıklarında yavrularıyla birlikte ölüp ölüp dirilen ve zindandan zindana sürgün edilen yavrusunun peşinden gidebilecek ne mecali nede hali bırakılan tutsak analarını. Beyaz tülbentlerini 70’lik gelinler misali bir yaşmak gibi bağlayıp düğünlere heves eder gibi kendilerini çileli ve dikenli yollara vuran Barış Anneleri…
Yakılmış, paramparça edilmiş bedenlerinden evlatlarını teşhis etmeye çalışan, ölü evladının eline kına yakan, tabutun başına al yaşmak bağlayan analar.

O analar ki öpmelere doyamadıkları evlatlarına tek kelime etmeden, sitemlerini dağlara emanet bırakıp, vuslatını mahşere ertelediler.

Kor ateşlerde dağlanmış yüreğinin yangınlarına rağmen 70’inde zindanlara tıkılıp yatırılan Meryem Soylu anayı Roboski’de katledilen evlatlarının cansız bedenlerini, Lice’de havan topu ile parçalanan minik Ceylan’ın parçalanmış bedenini eteğine toplayan anaları unutursak kalbimiz kurusun.

Zindandaki evladına 3-5 kuruş harçlık denkleştirmek için fındık toplamaya gittiği Rom diyarlarında hayvanlar gibi muamele gören onurlu ve mağrur Kürt analarını da unutmayacağız.

Bütün anaları, bizim anaları…

Evet, söze hacet kalmıyor, o analar ki yürek pınarları hala kan ağlayan, buna rağmen pes etmeyi bir an olsun düşünmeyen amazonlardır. Cizre’de katledildikten sonra cenazesi günlerce sokak ortasında bırakılıp kurda, kuşa yem edilmek istenen Taybet İnan ana şahsında sokaklarda kurşun sıkılan, kanı akıtılan, cenazesi kurda kuşa bırakılan Kürdistan’dır.