Divriği Yerleşimlerinin Tarihi Üzerine

Tarihi yerleşimlerden olan Divriği’nin tarihi, araştırmacıların ihmal ettiği, en azından yeterince önemsemediği konulardan biridir. Bunun nedenini tartışmak konumuz olmadığından, sadece tahminimizi yazmakla yetinelim: Oransal olarak Türkiye’de Alevi yerleşimlerinin en çok olduğu coğrafya ve idari birim olması. Öyle ki, Divriği’ye bağlı olan 109 köyün 103’ü Alevi’dir ve bu oran, en kalabalık Alevi nüfusu barındıran Hatay ilinde ve en ünlü Alevi yöresi olan Dersim’de dahi yoktur.

Eski Yunan kaynaklarında Apblike, Bizans kaynaklarında Tephrice (Tefrike) olarak telaffuz edilen Divriği, Arap kaynaklarında Abrik ya da Ebrik şeklindedir. Anadolu Selçuklu devleti saray tarihçisi İbn Bibi’nin yazdığı eserde Difrigi şeklinde yer alan yerleşim,  XV. yüzyıldan itibaren Osmanlı kaynaklarında Divrîk ya da Divriği şeklinde yer alır.

Divriği’nin belgelere dayalı tarihi, 800’lü yıllarda Paulikien/Hıristiyan/Ermeni topluluğu hakkında yazılmış olan raporlarla başlar. Ne yazık ki, günümüz Alevi araştırmacılarından Erdoğan Çınar, bu belgelerdeki bilgileri tercüme sahtekarlığı ile çarpıtmış ve okura Divriği Alevi Devleti başlığı altında sunmuş ve bu çarpıtmalar, Alevilerin inanca uzak kesimi tarafından da heyecanla karşılanmış ve desteklenmiştir. Çınar, belgelerdeki kiliseleri Alevi ocağı, papazları ise Alevi ocak kurucuları olarak Türkçeye çevirip okura sunmuştur. İncil demek olan Gospel’i ise Alevi erkanını anlatan kitap olarak tercüme etmiştir. bunun gibi yüzlerce örnekle Paulikien-Hıristiyanları Alevi imiş gibi okura yansıtmıştır. Adı Konstantin Silvanus olan papaza ise Pir Silvanus adını takarak bu kişi Pir Sultan demiştir.

Divriği, 800’lü yıllardan itibaren Müslüman Arapların 1100’lü yıllardan itibaren de Müslüman Türklerin akınlarına uğramış ve 1200’lerde Mengücek hanedanı burada bir devlet kurmuştur. Daha sonra Akkoyunlu ve Kadı Burhaneddin devletleri egemenlik alanına giren Divriği, on dördüncü yüzyılın ikinci yarısında başkenti Kahire olan Memlük devletinin eline geçmiş, 130 yıl bu devletin egemenliğinde kalmıştır. Osmanlı devleti hükümdarı Selim, Memlüklerle savaşa giderken 1516 yılında Malatya yöresindeki Tohma Çayırı’nda konakladığında veziriazam Sinan Paşa’yı bir askeri birlikle kuzeye göndermiş, bu birlik, Arguvan, Hekimhan ve Divriği yörelerindeki Memluk egemenliğine son vermiş ve Cumhuriyet dönemine kadar Divriği Osmanlı devletinin egemenliğinde kalmıştır.

Konumuz Divriği’nin siyasal tarihi değil, sosyal tarihi olduğundan, siyasal tarihle ilgili bilgilere burada son vererek Divriği yerleşimlerinde yaşayan halkın sosyal kökenlerine ve yüzyıllara göre durumuna geçelim.

O dönemin kuralları gereği Divriği’de 1519, 1530 ve 1548 yıllarında üç kere tahrir yapılmış, bu tahrirlerde köyler, vergi ve harçları ile 12 yaşından büyük erkek adları (ki bunların tümü vergi ve harç yükümlüsüdür) kaydedilmiştir. Bu tahrirlere göre Divriği’nin 146 köyü vardır. Köylerin 28’i Hıristiyan/Ermeni, 118’i ise Müslüman nüfusla meskundur. Divriği şehrinde ise 1530 yılında 2528 Müslüman, 1144 Hıristiyan; 1548 yılında 2716 Müslüman, 1892 Hıristiyan nüfus vardır. Sayısı az olmasına rağmen Hıristiyan köyler, Müslüman köylere göre oldukça fazla nüfusa sahiptir. Bu durum şöyle açıklanabilir: Müslüman halk bu yörelere ilk geldiğinde Ermeniler, savunma amaçlı olarak büyük köylerde toplanmış, hatta kalesi olan yerleşimlere sığınmıştır. Ermeni nüfus, 1915 yılında tehcire tabi tutulmuş ve Divriği’de Ermeni nüfus kalmamıştır.

Divriği’deki Alevi köylerin her birinin tam olarak ne zaman kurulduğunu belirlemek elbette olanaksızdır. Ancak, on altıncı yüzyılda bu köylerin çok küçük olması dikkate alındığında bu yerleşimlerin en erken on dördüncü yüzyıl ortalarından itibaren kurulduğu söylenebilir.

Alevi köylerdeki kişi adlarına bakıldığında, aşağıda sunduğumuz örneklerde olduğu gibi, Alevilikteki tevella ve teberra kuralına uygun olduğu, başka bir deyişle popüler Alevi adlarının yaygın olduğu görülmektedir. Bilindiği gibi günümüzde Divriği’nin İmranlı’ya ve Kangal’a komşu kesiminde belli bir Alevi Kürt nüfus vardır. On altıncı yüzyıldaki bu kişi adlarından Alevi köylerindeki halkın etnik kökenini, daha doğru bir ifade ile Türk mü Kürt mü olduğunu anlamak güçtür. Ancak, bu Kürt nüfusun on altıncı yüzyıldan sonra yöreye geldiğini başka belgelerden belirleyebiliyoruz. Bu nüfusu aşiretler halinde ele alacak olursak; Canbek aşireti 1687 yılına kadar “Diyarbekir toprağındaki” Harput’un (Elazığ) Fırat sahilinde iken bu tarihte Fırat’ın batısına geçmiş, Malatya topraklarından geçerek Malatya-Divriği sınırını oluşturan Yama dağlarında yurt edinmeye çalışmıştır. Divriği halkının şikayetleri üzerine Istanbul’dan fermanlar gönderilerek aşiretin tekrar Diyarbekir toprağına gönderilmesi emredilmişse de Divriği derebeyi ailesi Köse Paşa hanedanı bu fermanları dinlemeyerek Canbek aşiretinin yerleşimine izin vermiştir. Hanedanın amacı, Divriği’deki Hargün ve Hamo tuzlalarının geliri konusunda çekiştiği Kürt aşiretlerine karşı Canbek aşiretinin gücünden yararlanmaktır. Hanedan, Canbek ile Diyarbekir’den gelen Sünni aşiretlerin de, (örneğin Direjan aşireti) yerleşimine bu amaçla izin vermiştir.

Divriği’deki öteki Alevi-Kürt aşiretler, Avuçan ocağının direkt talibi olan Görmeş aşireti ile savaşçılığıyla tanınmış Gıni aşiretidir. Ayrıca 1800’lü yıllarda Çemişkezek yöresinden Kelhur, Kureyşan ve Hormek aşiretlerinden olanların yöreye gelip köyler kurduğu görülmektedir.

1530 ve 1548 yılı kayıtlarından Köse Paşa hanedanı ile çarpışan Hargün ve Hamo tuzlaları yöresindeki köylerdeki Alevi Kürtlerin de yöreye on altıncı yüzyıldan sonra geldiği anlaşılmaktadır. Bu yüzyılda tutulan kayıtlarda bu yerleşimler için ‘Ekrad’ (Kürtler) kaydına hiç rastlanmaması bu kanıyı güçlendirmektedir.

Divriği yöresinde çoğunluğu oluşturan Alevi-Türk yerleşimlerinin neredeyse tamamı güneyden, özellikle Malatya topraklarından geldiğini, gerek halktan derlenen bilgilere, gerekse 1831’den itibaren tutulan nüfus defterlerindeki kayıtlardan anlayabiliyoruz. Alevi-Türklerin hangi boylardan (aşiretlerden) olduğunu belirlemek ise çoğu durumda olanaksızdır. Sadece yerleşim adlarına bakarak Avşar, Beğdili ve Çepni boylarının ağırlıklı olduğu söylenebilir. Alevi-Türklerde boy bilinci günümüze ulaşmamıştır.

Yöredeki Alevi ocaklarına gelince: Bilindiği gibi, Alevilikte ocak/hanedan, herhangi bir tekke, türbe ya da ziyaret anlamında değil, bir seyyid grubu ile o guruba bağlı olan taliplerin toplamımdan ibaret olan sosyal bir birimdir. Divriği’de, Garip Musa, Şeyh Şazeli, Hıdır Abdal, Avuçan ve İmam Rıza ocakları vardır. başka bir ifadeyle, bu ocakların seyyidleri ve talipleri vardır.

Mezra-i Ciğiz Ali, ez aşiret-i Görmeşli

1844 yılı nüfus kaydına göre Görmeş aşiretinin yerleşimlerine örnekler

1- Ciğiz Alioğlu Hüseyin bin Ali, yaş 55, muhtar-ı evvel; oğlu İsmail, yaş 12

2- Kalenderoğlu Ali bin Kalender, yaş 42; oğlu Kalender, yaş 12; diğer oğlu Hüseyin, yaş 8

3- Hasan bin Mustafa, yaş 32

4- Çolakoğlu İbrahim bin Hacı, yaş 40; oğlu Kalo, yaş 12; oğlu Hasan, yaş 7

5- Süleymanoğlu Hasan bin Süleyman, yaş 60; oğlu Hasan, yaş 12

6- Alioğlu Timur bin Ali, yaş 40

 

Çiftlik Dinektaş, tabi’i-Sincan ez-aşiret-i Görmeşli

Sincan Ağaları mutasarrıf idüğü

1- Alişaroğlu Hasan bin Ali, yaş 47

2- Mahmudoğlu Bayram bin Mahmud, yaş 35; Oğlu Ali, yaş 8

3- Haliloğlu Hızır bin Halil, yaş 50; Oğlu İsmail, yaş 5

4- Haliloğlu Mahmud bin Halil, yaş 42

5- Musaoğlu Ali bin Musa, yaş 37; Oğlu Hüseyin, yaş 3

6- Hüseyinoğlu Ali bin Hüseyin, yaş 30

7- Mustafaoğlu Seyid bin Mustafa, yaş 50; Oğlu Mahmud, yaş 17

8- Maksudoğlu Yusuf bi Maksud, yaş 37

9- Gürhanoğlu Hacı Bayram bin Seydi Han, yaş 32; Oğlu Ahmed, yaş 3

 

Alevi-Türk yerleşimi olan Ödek köyüne ait 1548 yılı tahrir kaydı

1548 yılındaki bu kişilerin adları şöyledir:

Veliyüddin veled-i Ferid, Bennâk

Şah Ali veled-i O, Çift

Bayezid veled-i Ferid, Bennâk

Mahmud biraderi O, Bennâk

Sultan veled-i Hamza, Çift-Yarım

Yusuf veled-i O, Bennâk

Pir Ahmed veled-i Mehmed, Çift-Yarım

Ümmet veled-i O, Bennâk

Şah Hüseyin veled-i Melek Ahmed, Çift

İmam İskender veled-i Ferid, Bennâk

Uğurlu veled-i Şah Kulu, Bennâk

Durak veled-i Mehmed, Bennâk

Çırak biraderi O, Bennâk

Hamza Aksüt