Doğanın Katli

Doğal yaşam, kapitalizmin baskısı altında bütün dünya da adeta katlediliyor. Bu yaşanan süreç kapitalizmin son nefesini vermeye başladığını gösterirken, aynı zamanda eğer kapitalizmi alt edemezsek insan yaşamı dahil tüm yaşamı yok ederek kendini sonlandıracak. Oysa bizlerin muradı asla bu olamaz. Dünya da süren milyonlarca yıllık yaşam, bin 700’lü yılların sonundan başlayarak kapitalizmin hakimiyeti ile birlikte yani iki yüz küsur yılda dünyada ki yaşam yok olma eşiğine gelmiş durumda. Buradan çıkarılabilecek yegane sonuç yaşamın yok olması yerine, kapitalizmi tarihin kirli sayfalarına gönderip onu yok etmek olacaktır.

Kapitalizmin insana ve doğaya zarar vermeden ilerlemesi mümkün değildir. Emekçi halklar kapitalist sömürü karşısında sessiz kaldığı sürece kapitalizm kendini sonsuza kadar taşıyabilir ancak doğa sömürüsünü aynı biçimde sürdürmesi olanaksızdır.

Sınırlı bir dünyada sınırsız sömürü doğanın tüm dengelerini alt üst etmiş durumdadır. Kapitalist üretim biçimlerinin en vahşi uygulama örnekleri ise AKP iktidarıyla birlikte Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında yaşanmaktadır. İnsan emeği
dahil doğal yaşam sınırsızca sömürüye tabi tutulmaktadır. Bu nedenle başta Kürt halkı olmak üzere halklar inanılmaz baskı altına alınarak sermaye sömürüsü için sürekli alan açma politikaları yürütülmektedir.

AKP iktidarlarının sınır tanımayan saldırıları hem toplumsal yaşamı hem de doğal yaşamı yerle bir ediyor olması karşısında her şeye karşın sessiz kalınamayacağı bir dönemin içindeyiz. Türkiye’de kamu elinde ne var ne yok satan
AKP, doğal yaşam alanlarını da aynı boyutta satılığa çıkarırken buraları sermayenin özgürce at koşturduğu alanlar haline getirmektedir.

Dereleri, tepeleri, meraları satışa çıkardı. Türkiye’nin en küçük su varlığına bile HES projesi yapıldı. Sular satıldı. Binlerce HES inşa edildi ve halen ediliyor. Türkiye ve Kürdistan coğrafyasının her noktasında; Dersim, Cerat-
tepe, Gerze, Amasra, Akkuyu, Çanakkale, Kaz Dağları, Fethiye, Antalya, Hasankeyf, Rize, Trabzon sadece akla ilk gelen alanlar olarak göze çarpmaktadır.

Madenlerde de durum farklı değil. Tüm maden sahalarının lisanslarını elinde toplayan ve her gün yeni lisanslar üreten AKP doğal yaşamı adeta abluka altına almıştır. Dersim bölgesi hem enerji hem de madenler açısında önemli hedefle-
ri içinde yer aldığı bilinmektedir. Dersim’in tüm su varlığı bu amaçla kontrol altına alınma çabaları her geçen gün büyümektedir.

Tüm dağlarını maden sahaları haline getirmeye çalışan AKP, aynı zamanda Karakoçan’dan geçecek tren yolu ile bu madenlerin ulaşım alt yapılarını devreye almak için çalışmaktadır. İnsanları mezralarından, köylerinden uzaklaştırmak adına her türlü baskıyı sermaye adına ortaya çıkarmaya çalıştığı doğa sömürüsü nedeniyle gerçekleştirmektedir.
Dersim’de ortaya çıkan HES’ler ve barajlar, farklı birçok nedenle inşa edildi ve edilmek istenmektedir. Ön-
celikle sermaye kullanıma adına suların kontrol altına alınması sağlanırken aynı zamanda halkın bölgede
rahat hareket etmesinin bir bölgeden diğer bir bölgeye geçmesinin ününde engel olarak barajlar Dersim ve tüm Kürdistan coğrafyasında hayata geçirilmektedir.

Altın ve diğer madenler içinde suya ihtiyaç duyacaklar. Yanan ormanlık alanlarda ise imar, enerji, maden vb. sahalar ortaya çıkmaktadır. AKP iktidara geldiğinden bu yana kırsal alanların boşaltılması amacıyla ortaya koyduğu tarım politikaları tarımı adeta bitme noktasına taşımıştır. Orman yangınlarının en çok görüldüğü coğrafya olan Dersim’in özel olarak seçildiği ise düşünülmelidir. ‘Zengin’ maden yataklarının olduğu açıklanan bölge özellikle bu nedenle boşaltılmak istenmektedir.

AKP’NiN KIBLESi!

AKP iktidarı emperyalist kapitalist sistemin bir parçası olarak hareket ederken aynı zamanda kendi sermaye yapısını yaratmak amacıyla oluşturduğu havuz şirketler eliyle saldırılarda sınır tanımamaktadır. Türkiye’de büyük sermaye ile zımni bir iş birliği içinde olduğu görülürken özellikle kıblesi haline getirdiği enerji, maden, inşaat ve tarımı kendi hakimiyet alanı haline getirmiştir. Enerji ihtiyacı var yalanı ile nerede su varsa, nerede kömür madeni varsa yanı başına enerji santralleri inşa etmektedir. 84 bin MW enerji üretim kapasitesine erişilen Türkiye’de bu enerjinin 1/3 oranı
kullanılmaktadır. Enerji piyasası yasası ve birçok yasa ile enerjinin her türden üretiminin önünü açan AKP özellikle termik ve nükleer santraller üzerinde devasa rantları ortaya çıkarıp paylaştıkları bilinmektedir. Kamuya ait olan
enerji santralleri ya hiç çalıştırılmamakta ya da çok düşük kapasitelerde bazen devreye sokulurken şirketlere ait olan santrallere alan açmaktadır. AB ve diğer komşu ülkelerle enerji ticareti amacıyla kamu eliyle yapılan ‘enterkontekte’
sistem ile enerji nakil hatları entegre edilmiş durumda olmasına karşın arzuladıkları ticareti gerçekleştirememekte-
dirler. AB ile yaşadıkları paylaşım odaklı sorunlar nedeniyle bu ihracat yolunun kapalı olduğu bu dönemde şirketler sahip oldukları enerji santrallerinde yüzde 40-50 kapasitelerle çalışmak zorunda kalırlarken, onları mutlu etmek adına ürettikleri her kilovat elektrik için ekstra ödemeler yapılmaktadır.