İbo’nun Öldürülmesine Giden Yol

İbo yakalandığında yaralıydı. Müfrezenin, önüne geçerek Vartinik Mezrası’na getirilen Hüseyin Duman, baskın anında, elindeki kırma tüfekle ateş ediyor, saçmalar İbo’nun kafasının arkasına ve omuzuna saplanıyor. Kızıldere operasyonuna da katılan istihbaratçı Üsteğmen Fehmi Altınbilek, İbo’yu Mirik ile Kutudere arasındaki karlı vadide, kolları arkadan zincirle bağlı bir halde yürütürken ayak parmakları donuyor. Kutudere yerleşim yerinde ayaklarına masaj yapması için yarım kova soğuk su veriyorlar İbo’ya. Köylülere, yüzüne tükürmeleri için baskı yapıyorlar.

Ciple Dersim Merkez Karakolu’na getirdiklerinde kafasının arkası yaralı ve ayak parmakları donmuş bir vaziyettedir. Kafasında, tepesi yamalı, kahve renkli bir kasket, sırtında askeri bir parke, altında bir ceket ve kazak; bacaklarında, Barıkbaşı köylülerinin onu geceleyin bir mağaraya gönderirken üst üste giydirdikleri üç pantolon; ayaklarında ise bir çift ıslak yün çorap ile üstüne birer naylon çorap ve bir çift 45 numara çelik marka lastik ayakkabı var.

İbo bu haldeyken karakolda dövülüyor ve falakaya yatırılıyor. Kendisinden acilen istenen iki şey var: 1- Kaçanların adları ve gidebilecekleri yerler, 2- Dersim merkez ve kazalarında bulunan örgüt elemanlarının adları.

İbo direniyor ve hiçbir şey söylemiyor. Bunun üzerine durumu yakından izleyen savcı Mehmet Seyhan’a getiriyorlar. Savcı, kendi savunmasını üstelenen kararlı bir dil ve yüz ile karşı karşıya kalınca İbo’nun söylediklerini olduğu gibi tutanağa geçiriyor. Bu onun ilk ifadesi oluyor. Bundan sonra Fehmi Altınbilek, İbo’yu iki askerin arasında cipe bindirip, şoförüyle birlikte doğruca Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığı’na götürüyor.

İbo Sıkıyönetim Komutanlığının sorgulama merkezine getiriliyor. İnzibatlar, komutlar, demir parmaklıklar… içeri attıkları hücrede bir karyola vardır. Elbiselerini alıyor, pijama veriyorlar ve gözlerini kapatıyorlar. Askeri Savcı Yaşar Değerli ile birlikte içeri giren sorgulama ekibi, hemen falakaya yatırıyor İbo’yu. İlk falaka faslından sonra sorgulamayı yapanlar, ayakları bileğe kadar kararmış olan İbo için bir doktor hücreye getiriyorlar. Doktor, ayakların üçüncü derecede bir donma durumu içinde olduğunu, su kabarcıklarının, koyu bir renk aldığını ve içlerinin muhtemelen pıhtılaşmış kanla dolu olduğunu, hastaneye kaldırılmaması durumunda öncelikle donan parmakların kendiliğinden kokuşup düşebileceğini ve tutuklunun kangren sorunu yaşayacağını söylüyor. Bunun üzerine savcı Yaşar Değerli, tutuklunun askeri hastahaneye kaldırılmasını, sorgunun hastahanede ve tedaviden sonra devam etmesini emrediyor.

İbo, sabahleyin askeri hastahaneye götürülüyor ve bodrum katındaki bir odaya kapatılıyor. Sırtüstü yatırılarak bir eli ve bir ayağından demir ranzaya zincirle bağlanıyor. Kapıya silahlı bir nöbetçi asker dikiliyor. İbo için görevlendirilen tabur komutanı, sağlık memuru Hacı Zülfikar Yıldız ile onun bağlı olduğu beyin cerrahı Turan Daltaban’ın dışında hiç kimsenin sanıkla temasta bulunmayacağı emrini veriyor ve odanın kapısına, nöbet değiştiren erlerin odaya yanlış birini sokmalarını engellemek için de sağlık memuruyla cerrahın fotoğraflarını astırıyor.

Memur, İbo’nun ayaklarına günde iki kez pansuman yapmaya başlıyor. Cerrah ise İbo’nun kafasının arkasındaki yaralı, iltihaplı deriyi kesip alıyor ve sargılıyor.

İbo’nun zincirleri, doktor geldiğinde, yemeklerde ve tuvalete gidiş anlarında açılıyor sadece. İbo’nun bitişiğinde aynı davadan tutuklanan Siverekli Fatma Erez kalıyor. Fatma’nın kapısında nöbetçi yoktur ve Fatma, İbo ile yapılan her konuşmayı dikkatle dinliyor.

İbo’nun hastahaneye gelişinden iki üç gün sonra, İsmail Beşikçi davası gibi kritik davaların savcılığını yapan  Diyarbakır Sıkıyönetimine bağlı Askeri Hak. Savcı ve MİT elemanı -ki İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Faik Türün’ün yakın adamı ve dönemin askeri yargıcı Bahri Yağcı, Ziverbey Köşkü’ndeki işkencenin sorulması üzerine şöyle diyor: ‘Benim böyle bir irtibatım olmadı. Olmasını da istemedim zaten. Bazı arkadaşlardan belki irtibatı olanlar vardı. Mesela bizim Yaşar Değerli vardı.’ – Yüzbaşı Yaşar Değerli yazıcısı ve ibo’yu gözetim altında tutan tabur komutanı ile beraber ifade almaya geliyor. İbo’nun zincirleri açılıyor. Kafasının arkası, omuz ve ayaklarındaki derin sancıların mengenesindedir. Tabur komutanı odadan çıkıyor. Askerlerin odaya bir küçük masa ile üç sandalye getirmesi ve daktilonun masaya indirilmesi üzerine ibo bakışlarını Yaşar Değerli’ye çeviriyor ve ifade vermeyeceğini, mahkemede savunma yapacağını  söylüyor. Yaşar Değerli ısrar ediyor, ifade vereceğini bildirmesi durumunda zincirlerinin çözüleceğini ve kendisine normal mahkum muamelesinin yapılacağını söylüyor. İbo kabul etmiyor. Savcı, yazıcısıyla birlikte odayı terk ediyor. İbo’yu hastaneden sonraki sorgulama sürecinde çözebileceğine inanmaktadır.

Bu arada İbo’nun babası Ali Kaypakkaya, oğluyla görüşmek için Diyarbakır’a geliyor.

Muzaffer Oruçoğlu