İçimizdeki öldüren gurbet

Gurbet içinde gurbeti kanıksatmak isterler bize.. Kanıksamayız, istemeyiz ve dert olmaya, diz çökmemeye devam ederiz bizde..

Her birinin ayrı bir hikayesi olduğu gurbet ya da ‘Gurbetçi’ deyimi, yaşadığı yerden çok uzaklara, genel olarak da yurt dışına gitmek  zorunda kalmış ve çalışarak ‘geçimini’ sağlamak için göçmen emekçiler için kullanılır.

1960’lı yıllarda başta Almanya olmak üzere, ülkemizin genel olarak (kırsal kesimlerinden) yurt dışına göç dönemi  ile başlar sanılan ‘Gurbetçi’lik aslında bizler için daha öncesine dayanmaktadır.

Elbette İnsanların, toplulukların, kabile yada halkların bir başka kente yada bölgeye göçü çok eskilere dayanıyor ve çeşitli ‘zorunlu’ sebepleri olagelmiştir.

Savaşlar, kıtlık, susuzluk, felaketler vb nedenler bu göçlerin başlıca nedenleridirler.

Birde daha fazla para kazanmak ya da bozulan işlerinin yerine farklı bir iş tutmak için ekonomik nedenlerden ötürü terk edilen mahaller vardır.

Nedeni her ne olursa olsun adı ‘göç’ olmuştur. Gurbettesinizdir artık ve hasretlik içinizi sızlatmaya, sıla özlemi, vatan hasreti, aile, çalak-çocuk ve akraba hasreti alıp başını gitmiştir.

Dersimliler için ise göç ve ‘gurbet’ kavramı farklıdır.

Tıpkı ‘Dersim-37-38 Soykırımı’ gibi dünyanın diğer bölgelerinde gerçekleştirilmiş, tamamlanmış-bitirilmiş soykırımlar gibi farklıdır.

Dünyanın her neresine bakarsanız bakın, zalimler tarafından yapılan soykırımlar bir dönemin (kendi zaman dilimi) içinde yapılmıştır. Sonuçları ortadadır. Soykırımcılar belirlenmiş, bir şekilde ‘yargı’ yada vicdanlar nezdinde mahkum edilmişlerdir. Fakat ‘Dersim’ ne tamamlanış ve nede hesabı sorulmuş, sanıkları yargılanmamıştır. En önemlisi soykırım sistematik bir şekilde devam ettirilmek istenmiştir.

Kimlik, kültürel, inanç ve dil açısından adeta bir kuşatma altına alınan Dersim, günümüzde kayyım, Kalekol, Baraj, ‘bölge yasağı’ yada en son ‘Zırhlı araç ile öldürme’ biçiminde devam etiğini üzülerek, içimiz yanarak görmekteyiz.  

Dersimli, çok daha fazla para kazanmak yada spor olsun diye kendi yerini-yurdunu, kutsal toprakları terk etmedi. Tam tersine, zamana yaydırılan bir ‘soykırım kıskacında’ buna zorlandı.

Önce kendi topraklarından söküldü. Batı’nın bilinmedik ‘tenha’ koylarına gönderildiğinde geriye gönderebileceği ne bir ‘resimli’ mektubu vardı ne ulaşabileceği biri.. Teyp ve Radyo’lar da çalınıp-söylenen başka dil’de türküleri anlamadıysa da özlem dolu hisler, göz yaşları ile akıp gitti toprağa. Bir çoğu gurbette hakka yürüdü, oralarda, Rum eli’nde sırlandı belki de..

Soykırım (Tertele)ile birlikte başlayan bu sürecin ‘ara’ dönemlerinde ise ‘eğitim(!)’ adı altında başka kentlere, metropollere gönderilerek bitirilmek, en azından kendi doğal kültür, inanç ve kimliğinden koparılmak istendi. Bu vb. nedenlerden ötürü ise sonrası kuşak yada kuşaklar üzerinden çeşitli ancak hiçte ‘gönüllü’ olmayan göçler ile Dersim boşaltıldı. Kom, Köy, Mezra, İlçe ve İl’i dahil mevcut nüfusu itibarı ile bugün Dersim dışında, diaspora’da ortalama 10 kat daha fazla insanın yaşadığı belirtmek hiçte abartı olmayacaktır. 

Görüldüğü üzere göç yada gurbet, gurbetçi kavramı Dersimli için farklı ola gelmiştir. Tıpkı yukarıda belirttiğimiz ‘Dersim 37-38 Soykırımı’ gibi, ‘bitirilmemiş-tamamlanmamış, sürece yayılmış’ bir soykırım gibi farklıdır..

O halde Dersimlinin içindeki Gurbet’te farklıdır.

Göç içinde göçü, gurbet içinde gurbeti yaşamıştır Dersimli..

Dersimlinin bu halı, tıpkı Dersim’de yaşanan ‘OHAL’ içinde OHAL’ gibidir.

Kendi sokağında, evinin önünde yakalar gurbetin zalim pençesi Dersimliyi.

Bir başka yerden ‘muhacir’ ve dehşet kılıklı bir canavar yaklaşır sinsice..

Bir gün devlet çarpar, bir gün devletin ‘zırhlı’ aracı. 

Ve her Dersimlinin yüreğinde, bir zırhlı araç olur gurbet, onu alıp götüren uzaklara..

Bir kez daha ölürüz içimizdeki gurbet ile..

Çocukları, babalarını tanımadan büyür gurbetçilerin..

Gurbet içinde gurbeti kanıksatmak isterler bize..

Kanıksamayız, istemeyiz ve dert olmaya, diz çökmemeye devam ederiz bizde..

Can KASAPOĞLU