İçinizin Isındığı Yerde Dostlar Vardır

Söze nereden başlamalı. İçime düşen yoksul tınıların akortsuz ahenginden mi, adı bende saklı kızla konuşmalardan mı, sesime gülün değmesinden mi? Ben olsaydım diye başlayacağım da, sönmüş yıldızlar kendimi hecelememe izin vermiyor. Sana yanarım diyeceğim de, kayıp kalp ve çınlama arasında, arzu ve ölüme bir koşu halindeyim.

Söze öyleyse sevgili kardeşim Hasan Sağlam’ın uzun zamandır üstünde çalıştığı, yeni albümü Mı Re Vane Lace Weli/ Önce Yüzüm Kanadı albümünden başlamalı. Uzun süreli stüdyo çalışmaları, enstrümanların doğru seçimi, yeniden yeniden okumalar, uzun geceler, stresli günler d erken albüm nihayet dinleyicisine merhaba dedi. Terli bir akşamın, kederli bir günün, bulutlu bir havanın yürekteki karşılığıdır Lace Weli/ Önce Yüzüm Kanadı albümü. Şiirin dâhil olduğu, dile dair bir keyfi sahici ve samimi bir sıcaklıkla kalbimizin tam ortasına atıyor.

Güzel bir ekiple, doğru işler yapılmış. Müzik yönetmeni Tekin Turan ile uyumlu bir çalışma yürütülerek, gökkuşağının altından müziğin farklı tınıları ile geçilmiş, adeta toprağa şiirler, türküler, ağıtlar, halaylar ekilmiştir. Türkçenin, Zazacanın, Kürtçenin heybenin içinden karıştırılarak bazen yumuşak, bazen rock, bazen halay, bazen öfke, daha çok kalbin notalarının ağır bastığı güzel bir çalışmadır bizi mest eden.

Beni heyecanlandıran ve gerçekten mutlu eden en güzel şey, koca çınar Emekçi ve beraber uzun havaya durduğumuz güzel abim Ozan Mahsuni Turan’ın sesleriyle albümde olmalarıdır. Onları dinlerken Munzur’un sesini hissetmedim desem yalan söylemiş olurum.

Ruhan Mavruk, Ali Şer, benim ve Hasan Sağlam’ın şiir ve sözlerinin olduğu bu albüm bir kez daha şiirle müziğin kan kardeşliğini ortaya koyuyor. Çünkü şiir bestelemek zordur ve şiirin tadını yakalamak kolay değildir. Hasan Sağlam bu tadı başarılı bir şekilde, içselleştirerek ve şiirle haşır neşir olmasının da avantajlarını kullanarak yapıyor. İyi de yapıyor.

Ben Dersim toprağının şiir cenneti olduğunu savunan ve her yerde anlatan biriyim. Bunu söylerken elbette verilerden yola çıkarak söylüyorum. Şiir nihayetinde dilin kalple buluşması sonucunda ortaya çıkan sözün ağırlığıdır. Bardaktaki dudak payıdır. Gözün başka bir gözün içinden geçip kalpte mevzilenmesidir. Bana bunu söyleten ilk şey tabi ki dostum Hasan Sağlam’ın albümüydü. İkincisi sevgili kardeşim Hıdır Işık’ın –Di ve Diriliş Avlusu kitabıdır. Hıdır Işık sesten yola

çıkıyor. Köklerinin sesinden, suyun sesinden, aşkın sesinden, kentin sesinden ve babasının sesinden… ‘kendimi aramaktan geliyorum, kendimi ve kalbimin sesini’, ‘aşk şarkıları söylemeyi de unuttum yıldızlara/ bulanıklaştı çünkü içimin kendinden arı suları/ sevmekle ölmek arasındaki uçurumdan bakıyorum/ sesini sesime armağan eden ağlamaklı dünyaya’, ‘etlerim çürüdü/ sesim irin bağladı’, ‘sesim eski bir zamandı.’

-Di ve Diriliş Avlusu 2015 Atillâ İlhan Şiir Ödülü alan bir kitap. Gerçi beni ödül kısmından çok Hıdır Işık’ın duruşu ve şiir zevki ilgilendiriyor. Hıdır’ın şiirlerinde kederin izdüşümü var. Ancak Hıdır bu kederi çabuk fark ediyor ve hemen kederin üstüne umudun ağırlığını yerleştiriyor. Tüm Dersimli şairler gibi o da Dersimliler tarafından az bilinen, son dönemin başarılı şairlerinden biri. Köklerinden beslenen bir damarı var şiirinin. O nedenle felsefi bir tavrı da var. Hüzünlü bir dil demek istiyorum, ancak lirik tarafları daha fazla. Kırılgan bir şair demek istiyorum, ancak o kadar da öfkeli ve cesur. Aşk olsun Hıdır Işık.

 

Ne gerek vardı bu kadar kafamı karıştırmaya.

Birinci, ikinci dedik. Üçüncüsü de yine benim dilini sevdiğim ve önemsediğim Dersim’de yaşayan Süleyman Aytaç’ın Kalan Yayınları’ndan çıkan Arzu ve Ölüme Bir Koşu kitabı. Süleyman Aytaç farklı bir şair. Kendine ait bir dili var. Zorlamadan, samimi ve özgür bir dili var. Sözcüklerle kavga etmiyor. Kendisiyle olan kavgasını şiirine taşımıyor. Kendisiyle kavga ederken estetik bir hali var. Şiiri bu halden çıkıyor.

Arzu ve ölüme dair bir koşu üç bölümden oluşuyor. Sönmüş Yıldızlar, (S)Özgeçmiş ve Nurali ile Nesibe. Her bölümün farklı bir havası, farklı bir söylemi var. Farklı olmayan tek şey Süleyman Aytaç’ın kendine has şiir dili. Bu dil de yürek dili.