İktidarın yeni demokles kılıcı: İdam

“Baharın en güzel ayı benim için de Mayıs olabilirdi, eğer abim Deniz ve iki yiğit arkadaşı 72’nin 6 Mayıs’ında, kin ve intikam duygularıyla idam edilmesiydi…”
Hamdi Gezmiş

6 Mayıs 1972 yılında, yani bundan tam 45 yıl önce, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan asılarak idam edildiler. Aradan tam 45 yıl geçti, idam cezasını veren askeri hâkimlerin hatta dönemin darbeci generallerinin bile isimleri unutuldu gitti, hatırlananlar varsa da lanetle anılıyorlar. Ama Deniz, Yusuf ve Hüseyin ezilen halkların kalbinde hiç unutulmadan yaşatılıyor ve yaşatılmaya da devam edilecek.
Bir 6 Mayıs baharında üç fidanımızı aldılar bizden. Katiller o üç güzel insanı asarken düşüncelerini de yok edeceklerini sandılar ama onların fikirleri ve asaletleri 45 yıldır bizimle yaşıyor ve zaten onlar Türkiye halklarının yüreğinde ölümsüzleştiler.
Devrimcilerdi, yurtseverlerdi, cesurlardı. İdam sehpalarındaki taburelerine kendileri tekmeyi vurdular.

İdam edildiklerinde Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan 25 yaşında, Hüseyin İnan 23 yaşındaydı. İdam kararını Ali Elverdi başkanlığındaki heyet verdi. TBMM onayladı.
Türk Ceza Yasası’nın ünlü 141. Maddesinde 1951 yılında yapılan değişiklik TBMM’de görülürken, Demokrat Parti’den Seyhan milletvekili Arif Nihat Asya “Zaten imkânı olsa da birkaç kızıl sallandırılmış olsaydı, kızıllar bu kadar şımarmazdı, milletin hiç değilse sembolik olarak iki komünisti asılmış görmek hakkıydı. Bu biçarelerden birini olsun asılmış görmeden gidersem gözüm arkada kalır” diyordu.
27 Mayıs 1960 yılında askerin yönetime el koymasından sonra Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edildi.

Bu idamlardan 10 yıl sonra 12 Mart döneminde sıra Arif Nihat Asya’nın istediği komünistlere geldi. Bir anekdot eklemek gerekirse, 15 Temmuz darbe girişiminde ve o gecenin akabinde meydanlarda en çok okunan şiirler ve marşlar “Bayrak şairi” olarak da bilinen Arif Nihat Asya’ya aittir.

TBMM’de 10 Mart 1972 tarihinde Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan için istenen idam cezaları konuşulurken, sağ intikam arayışındaydı.
Yine Demokrat Parti milletvekili Mustafa Kubilay İmer, “Bu üç komünist soysuzun idamları hakkındaki karar gelinceye kadar, daha önce çıkan ve sayısı hayli kabarık idam infazlarına ses çıkarmayan CHP ve onun genel başkanı, kamuoyu tarafından çok iyi bilenen sebeplerden adeta af havarisi kesilmiştir” diye bağırıyordu. Oysa Denizlerin idamına onay verenler arasında CHP’lilerde vardı.
Deniz’in, Yusuf’un, Hüseyin’in idamı son olmadı bu ülkede. Türkiye Cumhuriyeti Devleti en güzel çocuklarını öldürmeye devam etti.

Türkiye’de idam geleneği…
Osmanlı’da Şeyh Bedrettin’den Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde Başbakan Adnan Menderes’e, 12 Mart’ta Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’dan, 1984 yılında son idam edilenler olan İlyas Has ve Hıdır Aslan’a kadar idam cezalarının uzun bir tarihi var.
Türkiye’de 1920 ile 1984 yılları arasında 15’i kadın toplam 712 kişi idam edildi. İdam edilen 712 kişinin çoğunluğunu 20-30 yaş grubundaki insanlar oluşturuyordu. İstiklal Mahkemeleri kararlarıyla idam edilenler bu sayıya dâhil değil ki İstiklal Mahkemelerinde idam edilenlerin sayısı da bilinenin çok üzerinde olduğu söylenir. İdamların ağırlıklı tarihlerine baktığımızda askeri darbelere koşut görünüyor.
Osmanlı’da “İslam hükümetinin kamu rahatı için çıkardığı kanun ve nizamlara aykırı cürümler, padişahın mutlak otoritesinin sınırlanmak istenmesi, padişahın tahtına karşı tehlike, hayatına kast, padişahı tahkir, devlete karşı isyan” idam gerekçesiydi.

Türkiye devletinde de 1926 yılında çıkarılan Türk Ceza Yasası’nda adli suçların yanı sıra “devletin şahsiyetine karşı cürümlerin” yer aldığı bazı siyasal eylemler için idam cezası öngörülüyordu.
Siyasal suçlarda “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilga” içerikli 146/1. Madde ve “devletin hâkimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devletin idaresinden ayırmak” suçu düzenlenen 125. Maddeden idam cezaları verildi.
27 Mayıs 1960 darbesinden sonra o dönemin Başbakanı Adnan Menderes ile bakanları Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edildi.
12 Mart 1971 muhtırasından sonra bu kez mecliste “3’e 3” bağırışları arasında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamına onay verildi.

Hatta o dönemde idamlara “evet” diyen milletvekilleri asker postalı gölgesinde idamlara “hayır” diyenleri vatan haini ilan ediyordu. Süleyman Demirel, sonraki yıllarda “O günün şartları öyle icap ettiriyordu” dedi. Aynı Demirel mobilya yolsuzluğundan yargılanan yeğeni Yahya Demirel ile ilgili olarak da “25 yaşında çocukla uğraşıyorlar” derken, Deniz’in, Yusuf’un, Hüseyin’in idamına iştahla meclis masalarına vurarak “evet” demişti, o güzel çocukların da 25 yaşında olduklarını umursamamıştı.
Dönemin cellatlarından Kenan Evren, Erdal Eren için, “yaşı falan büyütülmedi efendim hiç böyle şey olur mu?” derken, yine Erdal Eren için kullandığı “asmayalım da besleyelim mi?” sözleri hafızamızda hala yerini koruyor. Evren celladı, “idamları imzalarken ellerim hiç titremedi, bugün olsa gene idam hükümlerini imzalardım” demekten de hiç çekinmedi.
12 Eylül 1980 darbesinden sonra da “ölüm cezasının yerine getirilmemesinde kamu yararı görülmediğinden” 50 kişi darağaçlarında yaşamını yitirdi. Ölüm cezasının yerine getirilmesinde nasıl bir kamu yararı olduğu tartışılmadı bile.

12 Eylül 1980 askeri darbesinde ilk idam edilen Necdet Adalı, Hıdır Aslan 12 Eylül döneminin son idamı oldu. 1980-1984 yıllarında 50 kişi idam edildi. 12 Eylül döneminde sıkıyönetim askeri mahkemelerince 517 sanığa idam cezası verildi. Askeri Yargıtay’ın onayladığı idam kararlarının sayısı 124 oldu. Bunlardan, Milli Güvenlik Konseyi’nin onayladığı ve onay sonrası hemen infazı yapılan 50’si dışındakiler için cezalar fiilen müebbet hapse dönüştü.

İdamlar yeniden gündemde…
Türkiye’de 33 yıldır fiilen uygulanmayan ve 15 yıldır da hukuken bulunmayan idam cezası, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra meydanlarda atılan “idam isteriz” sloganlarıyla yeniden gündeme geldi. AKP ve MHP’de gündemden düşürmemek için özel çaba sarf ediyor.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, “AKP hazırsa, MHP dünden hazırdır” dedi. Başbakan Yıldırım, Bahçeli’nin bu çağrısını destekleyerek, “Diğer partilerle uzlaşma sağlanırsa, geriye doğru işlemeyecek şekilde sınırlandırılmış düzenleme yapılabilir” cevabını verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Demokrasilerde halk ne diyorsa karar odur” yanıtını verdi.
TBMM’de DSP-MHP-ANAP hükümeti döneminde 3 Ağustos 2002 yılında “Savaş ve çok yakın savaş tehdidi hallerinde işlenmiş suçlar hariç” idam cezası kaldırıldı.
Türkiye barış zamanında idam cezasının kaldırılmasını öngören Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 6. Protokol’ü 15 Ocak 2003 yılında imzaladı. TBMM, 26 Haziran 2003 yılında bu protokolün onaylanmasını uygun buldu. 6. Protokol’deki “savaş ve yakın savaş tehlikesi zamanında işlenmiş fiiller için ölüm cezası öngörülebileceği” istinasın 13. Protokol’le kaldırıldı ve ölüm cezasının her koşulda kaldırılması benimsendi. Türkiye, 2004’te 13. Protokol’ü imzaladı. 7 Mayıs 2004 yılında gerçekleştirilen anayasa değişikliği ile anayasadan idam cezasının kalıntıları tamamen ayıklandı. Arkasından yasalardan da çıkarıldı. Böylece ölüm cezası Türkiye hukukundan tamamen çıkarılmış oldu. Bahçeli ip attı, Erdoğan “hukuk devleti” dedi.
O zaman MHP’nin ve Bahçeli’nin idam istediğine “hukuk devleti” diyen Erdoğan, bugün kendi saltanatı için idamı yeniden gündeme getirmeye çalışıyor.

İdam Referandumu…
16 Nisan Referandum akşamı hezimete uğrayan Erdoğan, birbirinden ayırdığı, kutuplaştırdığı topluma ilişkin nispeten de olsa birlik çağrıları yapması gerekirken, yeniden idamı gündeme getirdi. Şeker verecekmiş gibi, onu dinlemeye gelen taraftarlarına “idam istiyor musunuz?” dedi ve onu dinleyenler arasındaki zavallılar ise “eveeettt” diye bağırdı.
İdam tartışması darbe girişiminin ardından düzenlenen “demokrasi nöbetleri” nde AKP-MHP’nin talebiyle gündeme gelmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise sık sık idam konusunun referanduma götürülebileceğini söylemişti.
Erdoğan, 16 Nisan referandumundan “evet” çıkması halinde idam cezasının Meclis’in gündemine getirileceğini ve muhalefetin desteklememesi halinde bununla ilgili bir halk oylaması yapılacağını söyledi.
Referandum kampanyasında Evet Platformunun Urfa’daki mitinginde konuşan Erdoğan, katılımcıların “idam isteriz” yönündeki sloganlarına karşılık olarak şu yanıtı verdi:
“16 Nisan’da ‘Evet’ le sandıklar patladığı takdirde hemen ardından parlamentoya idamla ilgili karar taslağı inşallah gelecek. Sayın Bahçeli ‘Evet’ diyor, Sayın Binali Yıldırım aynı. Kemal Kılıçdaroğlu’ da geçenlerde, eğer yanlış dinlemediysem, duymadıysam o da ‘Gelirse ben de desteklerim’ dedi. Herhalde destekler değil mi? Desteklemezse ne olur söyleyeyim, bir referandum da onun için yaparız. Demokraside bu işin sahibi kim? Millet. Onun için de millete gideriz.”

AB’nin İdama Cevabı…
İlk cevap Almanya’dan geldi.
Deutsche Welle’de yer alan habere göre Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert, referandum oylamasının Almanya’da yapılamayacağını net ifadelerle dile getirdi. “Bizim anayasamız ve Avrupa değerlerine aykırı olan bir tedbir konusunda Almanya’da referandum yapılması siyasi olarak düşünülemez.”

Herhangi bir devletin Almanya’daki temsilciliklerinde seçim ya da referandum yapmasının izne tabi olduğunu belirten Seibert, Almanya’nın her talebi onaylamak zorunda olmadığını söyledi.
Seibert, “Bu şu anlama geliyor: Federal hükümet izin vermeyebilir. Almanya’da bir oylamayı yasaklayabilir. Böyle bir referandumu yasaklamak için yasal olanaklarımızı kullanacağımızı düşünüyorum” diye konuştu.
Başbakan adayı Sosyal Demokrat Parti (SPD) Genel Başkanı Martin Schulz’da, Almanya’da yaşayan Türkiyelilerin idam referandumunda oy kullanmasının ihtimal dışı olduğunu söylemişti.
Almanya’nın ardından bir süredir ilişkilerin kötü gittiği Belçika’da olası idam cezasının geri getirilmesine dair referandumda ülkedeki çifte vatandaşların oy kullanmasına müsaade etmeyeceğini duyurdu.

Başbakan Charles Michel, idam cezasının getirilmesi için oy kullanmanın Belçika değerlerine aykırı olduğunu belirterek, “Bunu hoş göremem. Bu benim gözümde kabul edilemez bir şeydir” dedi. Michel, referandumda sandıkların kurulmaması için hukuki olarak yapılabileceklerin de incelendiğini belirtti.
Öte yandan, Hollanda Dışişleri Bakanlığı da ülkesinde bir referandumun yapılmasını engelleme yollarını inceleyeceklerini belirtti. Dışişleri Bakanı Bert Koenders’in sözcüsü de, böyle bir referandum için “Değerlerimize bağdaşmaz” dedi. “İlk olarak ekleyip ne olacağını görmemiz lazım. Bir referandumun gerçeklemesi diye bir şey Türkiye’de henüz masada yok” ifadelerini kullandı.

Avusturya’da benzer cümleler kullanarak idam referandumuna karşı olduklarını dile getirdi. Avusturya medyasına konuşan Avusturya Dışişleri Bakanı Sebestian Kurtz ise, ülkesinin, Türkiye’deki idam referandumu için Avusturya’da sandıkların kurulmasını yasaklayacağını belirtirken böyle bir kararın, “Devletin toprak egemenliği ilkesi temelinde yabancı bir referandumun yapılmasını yasaklamasına olanak veren uluslararası hukuk içerisinde mümkün olduğunu” savundu.
Türkiye’de idam referandumunun yapılması durumunda topraklarında oy kullanılmasına izin vermeyeceklerini açıklayan AB ülkelerinin sayısı artarken, Avrupa Birliği’nin “kırmızıçizgisi” olduğunu söylediği idamın geri getirilmesi halinde, Türkiye’nin üyelik sürecinin durabileceği uyarısı yapılırken, Erdoğan, Batı’dan bu konuda gelen eleştirilere yönelik de şunları söyledi:

“Burada milletin evladı şehit oldu. Bunları bizim affetme yetkimiz yok. Öyleyse parlamento kararını verecek, ondan sonra da idam çıkacak. Efendim Avrupa Birliği ne der? George ne derse desin, Hans ne derse desin, Helga ne derse desin, benim için önemli olan Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin, Ayşe, Fatma, Hatice ne der, o önemli”
Yüz yıllar önce Osmanlı’daki idam gerekçesi bugünkü hükümetin ve onun Cumhurbaşkanının da asıl gerekçesi. Erdoğan’ın bugün idam istemesinin asıl amacı kendi iktidarının tehlikeye girmesi, kendi tahtının yıkılmasına ilişkin duyduğu korku.
İdamlar devletin utancıdır
Tüm insanlığın karşı olması gereken en ilkel ölüm biçimi olan idamın yeniden gündeme getirmek tam anlamıyla gericiliktir, vahşettir. İdam yalnızca ilkellerin değil, zalimlerin cezalandırma yöntemi aynı zamanda. 12 Eylül’ün bir zalimler yönetimi olduğunu söylemeye gerek bile yok.
Hukuksuz bir darbenin adalet tanımayan yargılamalarında binlerce kişinin idamı istendi, yüzlercesine idam cezası verildi. Onlarcası idam edildi, kimi de çocuktu. İdam edilenlerden kiminin mezarları kaybedildi, kiminin son mektupları dahi verilmedi ailelerine.
Gelişmiş ülkelerde idam cezası çoktan aşıldı. Netice itibariyle ilkel bir ceza yöntemi, kısasa kısas yaklaşımlarının sonuçlarını bu toplum olarak en ağır bir biçimde fazlası ile ödedik. Toplum adına öç alma gündeme dahi getirilmemeli. İdam cezasının siyaset malzemesi dahi olması kabul edilebilir bir durum değil.