Korku İmparatorluğuna Karşı Geleceği Savunmak

Bugün Türkiye son yıllarda hiç olmadığı kadar bölünmüş, ayrışmış, geleceği belirsiz bir halde. Çizilen toz pembe ekonomik tabloların, ‘’çözüm süreci” ile yeşertilen demokrasi, barış, özgürlük umutlarının yerle bir olduğu bir dönem yaşanıyor. Sistemin kendini yeniden kurmasıyla rüzgar artık tersinden esiyor. Aslında bugün yaşananlar Türkiye tarihinin tekrarından ibaret gözüküyor ama siyasal İslam’ın yarattığı korku ve endişe geçmişin tümüne rahmet okutacak cinsten. Çok şikayet edilen 12 Eylül faşizmi bile daha demokratik, adil gözükür hale geldi.

Türkiye’de toplum, hızla, korku ve endişe toplumu haline getiriliyor. Çünkü sistemin varlığını sürdürmesi yarattığı korku ve endişeyle mümkün görülüyor. Korku imparatorluğuyla biat istenirken, toplumun gelecek endişeleri büyütülerek tek kurtarıcı olarak siyasal İslam’ın kendini göstermesi söz konusu. Yeni ‘’monarşist” sistemde siyasal İslam gerçek karakterini gizlemeye gerek duymadan ilerliyor. Siyasal İslam’ın geleceğe dönük, sermayeyi elde etme tasavvuru,dindar-kindar gençlik-toplum hedefi ile beraber kapitalist sistemin önlenemeyen kriziyle buluşuyor. Egemenlerin yönetememe krizi de bu koroya katılınca, ortaya kanlı canlı bir dikta rejimi çıkmış oluyor.

Türkiye’de üretim ekonomisi gelinen uğrakta durmuştur. Rant ekonomisiyse kapitalizmin krizini atlatacak kapasiteden yoksundur. Yandaş sermaye aktörleri her türlü dalavereye başvurmuş, ekonominin ayarları iyice bozulmuş, güven sarsılmıştır. Enflasyon iki katına çıkmış, beton ekonomisi kötü gidişata dur diyemediği gibi nefes alamaz hale gelmiştir. Elde satacak bir şeyde kalmayınca kriz beraberinde yoksullaşma, işsizlik getirmiş, getirmektedir. Gelir dağılımındaki adaletsizlik toplumu derinden etkilemektedir. Toplumda, ekonomik ve siyasal nedenlerle geleceğinden endişeli ve açlık seviyesinde yaşayan insanların sayısı hızla artıyor.

Ekonomiyi ve ülke gelişini etkileyen, toplumda korku imparatorluğunu derinleştiren temel siyaset ise siyasal İslam’ın güvenlikçi siyaset anlayışı ve şiddet politikaları şiddet politikalarının artmasıyla bağlantılı olarak geliştirilen anti demokratik baskı ve uygulamalardır.

Kendi sözü dışında her şeyi dış mihraklı, bölücü, milli olmayan vb sıfatlarla tanımlayan siyasal İslam’ın milli duruştan anladığının ise baskı şiddet, ölüm ve zindan olduğu aşikar. Bu şekilde varlığını idame ettirirken toplumu kontrol etmek içinde korku yayıyor. ‘Çözüm süreci’ sonrası şiddet politikalarına yönelen siyasal İslam’ın 15 Temmuz darbe girişimin kendine kalkan ve maske yaparak tamamen diktatoryal sisteme gidişin taşlarını örüyor. Kendi hukuk ve yasalarını tanımayan, her kararın iki dudağın arasında olduğu tekçi zihniyetin giderek merkezileşmesi aslında tükenişe giden yolunda göstergesi gibi.

Bu ekonomik buhran sürecinde Kürt siyasetine tasfiye ve imha amaçlı yönelimler hız kazandı. Kayyum politikası, tutuklamalar, kentlerin yakılışı-yıkılışı, akademisyenler kararı, gazetecilerin tutuklanması, medya tekelleşmesi en ufak hak talebinin, demokratik gösterinin şiddetle bastırılması, seçilmiş vekil Leyla Güven’in hapiste tutulması ve AİHM’in Demirtaş kararına karşı yargıya verilen talimat, kendi hukuk ve yasalarını açıkça çiğneyen ve bunu savunan yaklaşımlar demokrasi ve özgürlüğün bitirildiğini, bu şekilde toplumun esir alınmak istendiğini gösteriyor.

Ekonomi ve güvenlikçi, baskıcı yaklaşımların yanında siyasal İslam’ın diğer bir tehlikeli politikasıda toplumu kutuplaştırmak, ayrıştırmaktır. Siyasal İslam din ve milliyetçilik üzerinden kendini konumlandırırken herkesi hain ilan etmekte, yanlışlarına göz yummayanları, boyun eğmeyenleri cezalandırmaktadır.

Siyasal üslup dil mezhepçi kutuplaştırıcı-ayrıştırıcı olduğu kadar tekçidir. Söylemler çelişkili ve inandırıcılıktan yoksun olsa da toplumda dini-milli-yerli duruş diye pazarlanıyor. Pazarlanan yalan ve sahtelikler üzerinden algı oluşturularak şovenizm yükseltiliyor. Rahip Brunson kararı ne kadar millidir, ya da motorunu dışarıdan getirdiği akrabaların – yandaşların dronları ne kadar yerlidir açık ama havada harmandalı oynatılarak kapatılıyor.

Millet kıraathanesine eklenen, millet bahçeleri ile yerlilik iddiası komik kaçsa da enflasyon canavarı soğana karşı milli seferberlik ilanı kadar komik değil. Lakin tüm bu komik ve saçma söylemler ambalajlanarak toplumu kutuplaştırmanın aracı olarak kullanılıyor. Düşünen bir kafaya saçma olarak gelse de siyasal İslam’ın yeni sisteminde hiç de amaçsız değil.

Tüm bu gelişmelerle toplumda gelecekle ilgili hiç olmadığı kadar korku ve endişe yaratılmış durumda. Unutmayalım ki toplumda algılama önemlidir. Her şey algılamayla bağlantılıdır. Olumlu yönde harekete geçebilme yada olumsuz düşünerek yaratılana esir olmak neyi, nasıl algıladığımızla ilişkilidir.

Eğer toplum endişe ve korku bazlı bir gelecek algısındaysa, gelecek tasavvuru daralır, küçülür. Korkuya dayalı algıda, endişe artar, hedefler zayıflar ve umut yok olur. Bu gidişat teslimiyete biata varır.

“Monarşist” tekçi siyasal İslam’ın yaratmak istediği tamda budur. O yüzden korku imparatorluğu yaratılıyor. Saçma ve komik gelen yaklaşımlarla kutuplaştırılıyor ve din-milliyetçilik argümanları ile kendisini yegane kurtarıcı, milli kahraman yapıyor.

Siyasal İslam’ın korku politikası ve belirsiz gelecek algısına karşı alternatif siyasetin korku dağlarını parçalayarak karanlığın ve yalanın perdesini yırtması elzemdir. Eğer toplumda umut güçlü tutulur, olasılıklar güçlendirilip, sağlam gelecek algısı yaratılabilirse, toplumun gelecek umudu büyür, hedefleri ortaya çıkar. Geleceği sağlıklı bir şekilde örme, örgütleme ne kadar güçlü olursa, toplumun endişesi de o oranda azalır ve korku siyasetine biat etmekten kurtulur.

Bugün her zamankinde daha fazla ihtiyacımız olan şey, korkunun duvarlarını yıkarak, özgürlük karşıtı tutumlara, ölümlere, zindanlara dayalı dikta politikaları teşhir edip,bu zulüm rejimine karşı durmaktır.

Öte yandan yoksullaştırma, rant ve hırsızlık politikalarına karşı güçlü duruş göstermeliyiz. Algıları tersine çevirip özgür, eşit, demokratik, barışçıl bir gelecek hayalini her daim güçlü, canlı, taze tutmalıyız. Çok geç olmadan, gelecek hala ellerimizdeyken, el ele vermeliyiz.

Ergin Doğru