Güncel

MADEN ŞİRKETLERİNİN GÖZ DİKTİĞİ TOPRAKLAR

“Biri gelir seni sen eder
Biri gelir seni senden eder”
Şemş-i Tebrizi

Uzun yıllardır Dersim topraklarında madencilik faaliyeti üzerine birçok devletin ve şirketlerin çalışmaları olduğunu biliyorduk. Özellikle ABD’nin 1890’lı yıllarda Munzur Dağları başta olmak üzere Dersim’in birçok bölgesinde altın madeniyle ilgili araştırmalar yaptığı bilinmektedir. Dahası 1960-65 yıllarında ise tespit edilen maden bölgelerinin haritaları çıkarılır ve sonrasında bu haritalar aç gözlü şirketlere havale edilir.

Dersim’de ufak tefek bazı madencilik faaliyetlerini bir kenarda tutacak olursak, siyanürlü altın için ilk ciddi yönelme 2000’li yıllarda başladı. Akabinde birçok bölgede sondaj çalışmaları yapıldı ve altın rezervleri çıkarıldı. Öyle ki topraklarımız ve dağlarımız bizlerin refakatinde bir bir ölçüldü, işaretlendi ve köy köy haritalandırıldı. Şirketlerin iddiası o ki Dersimdeki altın rezervi diğer bölgelere göre hem daha kaliteli ve hem de rezerv olarak daha zengin.  Dolayısıyla bu da şirketlerin iştahını kabartıyor ve gün itibarıyla ilk adım için fırsat kollanıyor.  Bütün bu hazırlıklar AKP’nin önüne konulmuş olacak ki AKP-MHP iktidarı hizmetin kapsamını genişleterek Munzur Dağlarını maden sahası olarak ilan etti.

Canlarına minnet zaten sevmiyorlardı bu coğrafyayı. Bir taşla iki kuş misali hem kazanacaklar, hem de bu güzelim doğayı tarumar edecekler. Zira maden faaliyetleri şirketler adına yapılıyor görünse de aslan payı hep devletin olur. Biliyoruz ki herhangi bir devletin sınırları içinde yapılacak maden işletmeciliğinden  elde edilen kazancın %20’si devletin ilgili kurumlarına, % 2 vergiye  geri kalansa şirkete  aktarılır.

Bir taşla iki kuştan kastım, iştah kabartan yer altı zenginliğin yanında Munzur Dağları’nın ameliyat masasına yatırılma zevki ezeli bir husumet olabilir mi? Zira ecdattan beri süre gelen tarihsel hasım ve kindarlık eksilmeden zihinlerde boy vermeye devam ediyor. Diyeceğim: Munzur zorbalar için baş eğmezliğin kinayeli coğrafyası demekse, bizim için de tarihsel ikrarın dilin ve kimliğimizin darı divanıdır. İşte bozulmak istenen ora insanının doğayla var olagelen ezeli ikrarıdır.

Dolayısıyla Dersim’in başında dolanan karabulutlar etraflıca araştırmayı gerektirir. Bu ne birkaç kişinin ekonomik çıkarı, ne de birkaç işsizin iş bulma basitliğine indirgenmeyecek kadar büyük ve çok yönlü bir projedir. Denilebilinir ki aynı projeler Türkiye’nin birçok bölgesinde yürütülmektedir. Dersim’in farkı ne olabilir? Fark, devletin bölgeye var olan bakışında yatıyor. O coğrafyanın  farklılığından ve muhalif duruşunda yatıyor. Yani Hasankeyf’te pankart açan gençlerin başına gelenle Ordu’da madene karşı çıkanlar arasında izlenen çifte standartta yatıyor. Hala  Dersim’in bir çok bölgesi güvenlik bahanesiyle yasak kapsamındadır. Görünen o ki  bu yasak bölgeler giderek  genişletilecek ve  daha geniş alanları kapsıyacak.  Değilse coğrafyamızın dört bir yanını süsleyen kale kollar ve son yıllarda artarak devam eden askeri kule yapımlarını hangi niyete yorumlamalıyız?

Tabi ki maden ve benzeri projelere karşı Türkiye’nin neresinde bir mücadele varsa onunla ortaklaşmak bizler için kaçınılmazdır. Başta Kaz Dağları olmak üzere bu yönlü mücadelelerin ortaklaşmasını mübalağasız en çok da Dersimliler ister.  Şöyle ki, doğanın sevgisi üzerinden filizlenecek kardeş köprüler hiç tereddütsüz iktidarın faydacı politikasını da boşa çıkarır.  Gönül ister ki Kaz Dağları Dersim için, Dersim’de Kaz Dağları için dirensin.

Sonuç olarak gördüğüm, bu çok yönlü saldırı karşısında Dersim’in yeterince donanımlı ve hazırlıklı olmadığıdır. Çıkar düşkünlüğü bizi biz olmaktan çıkarıyor. Ağacın gövdesine düşen kurt misali Dersim içten içe çürütülüyor. Bu gerçek görülmezse korkarım yarın çok geç kalmış olacağız.  Zira bütün dert bizi  tarihsel bağlarımızdan  koparmak ve arzulanan rotaya çekmektir. Kendi içinde bölünmüş bir halk ne doğasını koruyabilir ne de Tarihsel onurunu. Bir yerde toplumun değerlerine, diline, kimliğine ve inancına saygı duyulmuyorsa bilinmeli ki o topluma dair kurulan her cümle sahtedir. Çünkü orada asimilasyon, inkâr ve hile vardır. Dersim  hileleri görmeli ve  yaranma psikolojisinden tez elden kurtulmalıdır. Ancak o zaman Munzur’a sahip çıkar ve doğayla olan ikrarını korumuş olur.

Hüseyin Ayrılmaz

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı