Mazgirt’de tarımsal kalkınma için kooperatifleşme

Mazgirt Dayanışma Derneği’nin son Genel Kurulu’nda; Dersim’de özellikle Ovacık ve Pülümür’de iyi örneklerini gördüğümüz yerel ve organik tarımın -ekilebilir arazileri nedeniyle- Mazgirt köylerinde de yaygınlaştırılması kararı alındı ve bir kooperatifleşme komisyonu kuruldu.
Hikayemizin daha başındayız
Komisyon, kararla birlikte tarımsal kalkınma ve kooperatifleşmede ilk adım olarak; başta Mazgirt Belediye Başkanı Tekin Türker ve Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu ile kapsamlı bir görüşme yaptı. Ardından deney ve bilimsel bilgiye sahip Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul şubesi başkanı Ahmet Atalık’la, Munzur Üniversite’si Gıda Mühendisliği bölüm başkanıyla, kişisel uzmanlığı olan dernek üyeleriyle, İstanbul’daki değişik yerel üretim ve tüketim inisiyatifleriyle temaslar kurdu. Çiftçi-Sen örgütlenmesindeki deneyimi nedeniyle genel başkanı Abdullah Aysu ile görüşme yapıldı ve Mazgirt’te yapılacak muhtarlar toplantısına davet edildi.
Haziran ayı ortasında da Mazgirt Köy Muhtarlarıyla- Mazgirt Belediyesi’nin de katkılarıyla- bir araya gelmeye çalışılacak. Bütün bu girişimlere karşın daha yolun başındayız…
Biz de muhtarlar toplantısı yapacağız
Amacımız; bir biçimde, birkaç köyde, birkaç köylüye “para kazandırmaktan!” çok öte, bütün Dersim’de yaşanan başarı öykülerine Mazgirt özelinde bir yenisini eklemektir. Yaygın bir görüş olan “Köylülerimiz ihtiyar, ayrıca tembel, onlar tarlaya el sürmezler, sadece dışarıdan gelen paralara bel bağlamışlardır.” diyenlere inat, önce ihtiyarların himmetiyle, genç ve orta yaşlıların, kadınların ve gelinlerin enerjileriyle, ninelerimizin deneyimleriyle yol alabileceğimize inanıyoruz.
‘‘Sağlıklı yaşam, güvenli gıda!’’ rehber alınmalı
Sağlıklı yaşamın; güvenli gıdaya, sağlıklı içme suyuna, temiz havaya ve temiz bir çevreye, bağlı olduğu; başta biz büyük şehirlerde yaşayanlar nezdinde olmak üzere, hiç bu kadar toplum bilincine çıkmamıştı.

Türkiye tarımda kendisine yetecek düzeyde üretime sahip ender ülkelerden biri iken, dünyanın değişik ülkelerinden mercimek, nohut, mısır, kısacası baklagiller yanında, daha düne kadar canlı hayvan ve et ihraç ederken, bugün, et ithal eden bir ülke haline getirilmiştir. Bilindiği gibi bu noktaya bir günde gelinmedi. Türkiye AB görüşmelerine başlamadan dönemin Başbakanı Tansu Çiller eliyle 1995 yılında önce Gümrük Birliği’ne alındı. AB görüşmelerine ise daha sonraları ancak 2004 yılında başlanabildi. Bu da, emperyalist ülkeler bloku AB’nin bir ülkede “demokrasiyi geliştirmekten çok önce!” neyi öne aldığını göstermek bakımından anlam ifade etmektedir.
Bir dayanışma örneği olarak: Kooperatifleşme
Türkiye’de Kooperatifleşme veya imece usulü ile bir mal veya hizmet üretme, yabancısı olduğumuz bir konu değildir. Geçmiş örneklerine baktığımızda Köy Enstitülerinden ve sonraki yıllarda da Köylü Kooperatifleri Birliği’nden süzülüp gelen ve bir bütün olarak bir toplumsal hafızanın mevcut olduğunu biliyoruz.
Kendi özelimize bakacak olursak; özellikle Dersim’de üretime, en başta tarımsal kalkınmaya dair geçmişten gelen yaygın, güçlü bir çabanın olmadığını bilmekteyiz. Sermaye birikimi ve üretime dönük deney eksikliği gibi çeşitli sebepler yanında, esasen yöremizin geri bıraktırılmasında ana neden uzun yıllara dayanan devlet baskı ve şiddetinin, Kürt sorunun çözümünde demokratik taleplerin karşılanamamasından kaynaklı ve halen coğrafyamızda devam eden çatışmaların yarattığı tahribat gelmektedir.
Geldiğimiz noktada ise; yeni bir tercihin tartışılmasının yararlı ve de gerekli olduğuna inanıyoruz. Hayatın normal seyrinde gitmediği, Dersim’de yeni çabaların rahatlıkla hayat bulamayacağı, bu sürecin zorluklarının yaşanacağını kabul etmek gerekir. Ancak, her türlü olumsuzluğa rağmen, hayatın devam ettiği bölgemizde bu noktada yeni bir yapılanmanın temellerinin atılmasının yararlı olacağı düşüncesi giderek yaygınlık kazanmaktadır. Hele önümüzdeki dönemde bu ülkede yaşanan siyasi ortam nedeniyle kısa sürede “süt- liman!” bir hayatın olamayacağı görülmektedir. Hayatın zorlukları içinde yeni hayatın temelinin atılması anlam kazanabilir. Ayrıca mesele sadece tarımsal üretim ve bunun şehirlerde kurulacak ağla aracısız şekilde tüketiciye ulaştırmaktan ibaret de değildir. Tartışılacak çok başlık mevcut ama temel sorun Dersim’de geleceğin toplumunu bugün üretim içinde oluşturmaktır. Bugün de çatışmalar yaşanmakta, tutuklamalar yapılmakta, seçilmiş belediyelerimize kayyım atamalar yapılmakta, devletin şiddeti her yerde artmakta, ancak diğer yandan Ovacık belediyemiz bir yıldız gibi tüm Türkiye’de ışımaktadır. Hem de “Komünist Başkan” nitelemesiyle… Bu bile tek başına umutla işe koyulma için anlamlı bir nedendir.

Üretici halk inisiyatiflerini çoğaltmak
Bu yeni arayıştan bahsederken, Dersim’de bugüne kadar üretime ve kalkınmaya dair toplumumuzun öz gücüyle attığı adımları, kimi kamu kurumlarının verdiği destekleri hiç şüphesiz ki göz ardı edemeyiz. Başta Ovacık ve Pülümür ilçelerimizde olmak üzere, çeşitli engellemelere karşı belediyelerimiz tarafından yapılan çalışmalar sahiplenilerek benzeri güzel örnekler çoğaltılabilir.
Diğer yandan; gücümüzü sahip olduğumuz çoğulcu siyasal, demokratik ve kültürel değerlerimizden alacağız. Birlikte davranmaya, bunu atıl topraklarımızda bir üretime dönüştürmeye uygun zeminler yaratmayı hedeflemekteyiz.
Temel amaç; örgütlü ve üretici bir toplum yaratmak olmalıdır. Çoğulcu, demokratik ve toplumcu dünya görüşümüzle, köklü değer ve yargılarımızla, halkımızı bastığı ve yaşadığı topraklara seyirci olmaktan çıkıp sahip olmaya davet etmeliyiz.
Sermayemiz kıt ve olanaklarımız sınırlı olabilir. Ancak, Dersim’in suyundan, havasından kolektif değerlerinden beslenip ayakta durabilmiş, hem yurt içinde, hem de yurt dışında çok sayıda uzmanımız, elimizi uzattığımızda yanı başımızda bulacağımız bolca dostlarımız vardır.

Ne doğamızın barajlarla tahrip edilmesine, ne de gözümüzün önünde atıl duran topraklarımızın daha fazla heder olmasına seyirci kalmamalıyız. Üretirsek toprak bizimdir.

Doğan Halis
*Mazgirt Kültür ve Dayanışma Derneği Kooperatifleşme Komisyonu üyesi