Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin yol hikayesi

12 Eylül darbesi sonrası ve 90’larda yarı açık ceza evine dönüştürülen Dersim’e gidip gelirken, “bu ablukayı nasıl kırarız” düşüncesi ile başlayan arayışlar, “Dersim için ne yapabiliriz”e evrilince, ortaya 16 yıldır gerçekleştirilen Festival fikri çıktı.

Daha aydınlık günlere yürürken, karanlığın bekçilerini düşman edindik. Dostlarımız ise yürüdüğümüz bu yolda bize meşale oldular. 2000 yılında kapatılan Tunceli Kültür ve Dayanışma Derneği’nin 10 yıl süren bu serüveninde en büyük kazanımlarımızdan biri de Munzur Kültür ve Doğa Festivali oldu.Bu yazı 16 yıldır kutlanan Festivalin doğuş öyküsü ve yol hikâyesine dairdir. 2000 yılında Seyitli Köprüsündeki kucaklaşmayla yoluna devam eden bu serüveni, halkın iradesini gasp edenlere ve buna el uzatan kayyum anlayışına teslim etmeyeceğiz.
1980 askeri faşist cuntasının o karanlık döneminden 9 yıl sonra örgütlenmenin yeni filiz verdiği yıllarda, biz Dersimliler de İstanbul’da bir araya gelerek örgütlenme çalışmalarına başlamıştık.
1989 yılında başlayan çalışmalar sonucunda, 1990’da Tunceli Kültür ve Dayanışma Derneği’ni kurarak faaliyetlerimize başladık. Daha kurulduğumuz ilk aylardan itibaren, çeşitli baskılarla karşı karşıya kaldık; yapmak istediklerimiz bir şekilde engelleniyordu. Bir yandan ardı arkası kesilmeyen bu baskı ve engelleme çabalarını aşmaya çalışırken, diğer taraftan da kendi faaliyetlerimize kafa yoruyor ve uygulamaya geçiriyorduk.

Bu yazı 16 yıldır kutlanan Festivalin doğuş öyküsü ve yol hikâyesine dairdir

Köylerin yakılıp yıkılma sürecinden sonra sık sık Dersim’e gidip gelirken yarı açık ceza evine dönüştürülen kentimiz ve coğrafyamızda, “bu ablukayı nasıl kırarız” çabası içinde de olduk. Nisan 1997’de düzenlediğimiz “Bir Çocuk da Sen Giydir” kampanyası sonrasında, Haziran 1997 yılında 5 kişilik bir heyetle Dersim’e bir ziyaret yapmıştık. Bu ziyaret esnasında Dersim Sendikalar Platformu üyeleri Yusuf Kaya ve Metin Turan ile bir akşam maliye lojmanları bahçesindeki sohbetimizde “Dersim için ne yapabiliriz”i konuşurken, festival fikri yavaş yavaş kendini göstermişti. İstanbul’a dönüldükten sonra da bu konu üzerinde daha ayrıntılı düşünmeye ve canla başla çalışmaya başladık.

İlgili kişilere rapor gönderdik’
Bu çalışmalar sonucunda, ilki Aralık 1997’de, ikincisi Şubat 1998’de olmak üzere Mecidiyeköy Kültür Merkezi’nde yapılan iki toplantı sonrası Dersim Dayanışma Kurulu oluşturuldu. Bu kurul bünyesinde eğitim, kültür, sağlık, hukuk, ekonomi ve mali işler komisyonları oluşturuldu. Munzur A.Ş de bu çalışmalar sonucunda kurulan bir şirket olarak hala varlığını sürdürmektedir.
Kurumumuzun, çalışmalarından biri de Mayıs 1998 tarihinde Ankara’da muhtarlar, yerel yöneticiler, il milletvekilleri, Dersim dernekleri, aydınlar ve sanatçılardan oluşan 76 kişilik heyetin hazırladığı “Tunceli’nin sorunları ve çözüm önerileri” başlıklı raporunun dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakan, TBMM Başkanı ve ilgili bakanlıklara verilmesidir. Raporda; “Köylerin yakılıp yıkıldığı, insanların köylerinden zorla göç ettirildiği, doğasının tahrip edildiği, yaşama hakkının her an tehdit altında olduğu, insanlarının görevlilerce ‘gıda kontrolü’ olarak adlandırılan gıda ambargosu altında ‘terbiye’ edilmeye çalışıldığı; eğitim, sağlık, ulaşım, haberleşme ve alt yapı hizmetlerinin yapılmadığı; her türlü insani talebin ve demokratik örgütlenmenin engellendiği yarı açık cezaevi konumuna dönüştürüldüğü’’ vurgulanmıştı.

Ayrıca raporda; yaşanan acıların kaynağında bölge halkının kimlik sorunu olduğu; bu sorun ile ilgili atılacak adımların üniter devlet yapısına zarar vermeyeceği, tam tersine bu sorunun çözümünün her alanda ve anlamda demokrasiyi güçlendireceği, olumlu katkı yapacağına dair görüş ve düşüncelerimiz de detaylı olarak yer almıştı.
‘Haydi Dersim’e…’
Tüm bu çabalar sürerken, adım adım festivale doğru bir yol haritası da belirlenmişti. 1998 Haziran’ında Tunceli Kültür ve Dayanışma Derneği olarak aldığımız karar doğrultusunda 10-30 Temmuz 1998 tarihleri arasında metropollerde ve Avrupa’da yaşayan Dersimlilere “İznini ve Tatilini Dersim’de Geçir” çağrısında bulunduk. Tatilimizi doğduğumuz topraklarda geçirmek, dostlarımızla görüşmek, ziyaretlerimize gidip kurban kesmek, atalarımızın mezarlarına bir demet kır çiçeği bırakmak ve ekonomik dayanışmada bulunmak üzere, “Haydi Dersim’’e dedik.

Amaç; ambargoyu kırma, insanlarımıza nefes aldırıp, bir parça da olsa onların üzerindeki baskıyı bertaraf etmekti. Bu yirmi günlük süre içinde kurum temsilcileri, aydın ve sanatçıların içinde yer alacağı bir haftalık özel bir program düşünüldü. Toplu olarak Dizgûn Bawa (Düzgün Baba), Çimê Mizûr (Munzur Gözeleri) ve Bağin kaplıcalarına gidilecekti. Halkımıza moral kazandırmak ve kentlerdeki sayısal çokluğumuzu oraya taşımaktı. 13 Temmuz günü İstanbul’dan bir otobüsle yola çıktık. Aynı gün Ankara, İzmir başta olmak üzere metropollerden de Dersime hareket edildi.
İstanbul çıkışıyla başlayan takip, Malatya-Elazığ il sınırında otobüsümüz durdurularak Tunceli Valiliği’nin 13.07.1998 tarih ve 1050 sayılı yazısı dernek başkanı olarak tarafıma tebliğ edildi. Yazıda, gelen gurubun “Tunceli’de sağlanan huzur ve güven ortamını bozacağı gerekçesiyle 2935 sayılı OHAL Yasası’nın 11/K maddesi gereğince 10-30 Temmuz tarihleri arasında Tunceli ili ve ilçelerine girişi yasaklanmıştır” deniliyordu.

Tebligatı aldıktan sonra otobüste yaptığımız değerlendirme sonucu benim Elazığ’da kalıp diğer arkadaşların küçük guruplar halinde minibüsle Dersim’e geçmeleri kararlaştırıldı. Çünkü tebligatta bir benim ismim yazıldığı için gurubun kimlerden oluştuğuna dair bir tespite gidilmemişti.

‘Malum şahıs Elazığ’da’
Elazığ sokaklarında o dönem İHD Elazığ Şube Başkanlığı görevini yürüten değerli dostum Cafer Demir ile tur atarken, bizi takip eden ekibin anonslarını da duyuyorduk. İkide bir “malum şahıs Elazığ’da” diyorlardı. Saatler sonra farkına vardıklarında ekip Dersim’e varmıştı bile. Tabi ki her iki ilin emniyeti bu durumdan rahatsız olmuşlardı. Dersim’de ki arkadaşlara da bayağı zorluk çıkarmışlar.
İkinci gün Cafer hoca ile Elazığ’dan Dersim’e giriş noktalarından biri olan Seyitli köprüsünden Dersim’e gitmeye çalıştım ancak girişiminin yasaklı olması nedeniyle beni Dersim’e sokmadılar. Bunun üzerine Elazığ’a geri dönüp, oradan da İstanbul’a hareket ettim.
O yıl yaptığımız tespitlere göre, beş bin kişi Dersim’e gitmişti. Bundan cesaret alarak 1999 yılında Festivali organize etmek için kolları sıvadık. Derneklerimize izin vermeyecekleri için festivali, Dersim Belediyesi ile organize etmenin doğru olacağı kararına vardık. 1999 yılında yapılan yerel seçimlerde Hasan Korkmaz, belediye başkanı seçildi. Mazbatasını alamadan hakkında açılan bir dava nedeniyle bazı iş adamlarıyla birlikte gözaltına alıp Malatya Cezaevi’ne gönderildi. Buna rağmen çalışmalarımız devam etti. Mayıs ortalarında Hasan Korkmaz’ın cezaevinden çıkmasından sonra temaslarımız başladı.

‘Beni tekrar cezaevine göndereceksiniz’
Partisinin (CHP) kurultayı nedeniyle Ankara’ya gelen Belediye Başkanı Hasan Korkmaz ile bir görüşme yaptık. İstanbul’dan ben ve Hüseyin Ayrılmaz, Ankara’dan İbrahim Karakaya’nın yer aldığı görüşme bir restoranda gerçekleştirildi. Kendisine Dersim’de yapacağımız festival hakkında bilgi verdik ve desteğini talep ettik. Cezaevinden yeni çıktığını ve belediyenin bu işe bütçe ayıramayacağını ve festival organize edecek kadrosunun olmadığını belirterek, bizlere olumsuz cevap verdi. “Bütçe dâhil tüm çalışmaların derneklerimiz tarafından yapılacağını” belirterek meseleye daha pozitif yaklaşması ve kente getirilerini anlatarak olumlu düşünmesi için epeyce bir gayret gösterdik. Saatler süren görüşmemiz sonucu bize “anladım beni tekrar ceza evine göndereceksiniz” deyip teklifi kabul etti.
Bunun sevinci ve sorumluluğuyla İstanbul’a dönüp çalışmalara başladık. 13 Haziran 1999’da Anadolu yakasında, Taşdelen’de düzenlediğimiz geleneksel pikniğimize katılan yaklaşık 7 bin kişiye 6 ile 9 Ağustos 1999 tarihleri arasında düzenleyeceğimiz 1. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’ni anlatarak, katılım çağrısında bulunduk.

‘Yüzümüzü Dersim’e döndük’
Ardından da 10 Temmuz 1999’da Tunceli Kültür ve Dayanışma Derneği’mizin İstanbul’daki merkezinde konuyla ilgili geniş katılımlı bir toplantı gerçekleştirdik. Toplantıya, İzmit, Ankara, İzmir, Gebze, Gemlik Tunceliler Derneği; İstanbul’daki Kartal, Kadıköy, Ümraniye şubelerimiz; Pülümür, Ovacık, Pertek, Rıçik ilçe ve köy derneklerinden yöneticiler ve temsilciler katıldı. Toplantıda Ağustos 1999’da yapılacak 1. Munzur Kültür ve Doğa Festivali görüşüldü ve yapılan çalışmalar değerlendirildi. Bu toplantıyla birlikte bir de komisyon kuruldu. Kurulan komisyonda ise Belediye Başkanı ve Milletvekilleriyle görüşme kararı alındı.
11-13 Temmuz 1999 tarihleri arasında Ankara’da Belediye Başkanı ve milletvekilleriyle bir görüşme yapılarak Festivalin tertip komitesi oluşturuldu ve yasal başvuruların yapılması kararı alındı. 22 Temmuz 1999 tarihinde festival başvurusu gerçekleşti. Temmuz ayı boyunca festivalin tanıtılması amacıyla radyo, televizyon programları yapıldı, gazete ilanları verildi. Afiş ve broşür çalışmalarına ağırlık verilerek dağıtımı sağlandı. Bu çalışmalar sürerken 3 Ağustos 1999 tarihinde Tunceli Valiliği tarafından 2935 sayılı OHAL kanunun 11/M maddesi gereğince festivalin yasaklandığı belediye başkanlığına bildirildi. 4 Ağustos 1999 tarihinde yapılan değerlendirme sonucu festivale katılan sanatçılarla bir basın açıklaması yapılarak karar kınandı ve Dersim’e gitme çağrısı yapıldı.
Ve 5 Ağustos’da dünyanın dört bir yanından yüzümüzü Dersim’e döndük.
“Şarkıların dört dağ içinde kırmızı bir gül; doğanın masallardan kalan bir büyü; rüzgârların uzun bir ıslıkla seslendiği; Dağları tutan sümbüllere, gövermiş meşelere, kekik ve su kokulu dağ rüzgârına, ahı divana kalmış Şewuşen’e, alabalıkların sularına, parmaklarımıza kaya kınası yakmaya, perilerin düğününe’’ katılmak için Dersim’de buluştuk.

Dersimliler buna müsaade etmeyecek’
Bu gün her sene Temmuz’un son perşembesini bekleyen yüz binlerin heyecanı böyle başladı. 2000 yılında başlayan festival, o dönemde Dersim’de ablukanın kırılmasına, ambargonun kaldırılmasına, OHAL’in kalkmasına karşı gelişen bir hareketti ve sonuçlarını da aldı. Bu dayanışma, kültürümüze ve tarihimize önemli katkılar sağladı. Ancak bugün geldiğimiz noktada kenti kayyumla yöneten zihniyet bu değerli çalışmayı elimizden almak istiyor.
2000 yılında Seyitli Köprüsündeki kucaklaşmayla yoluna devam eden bu serüveni, halkın iradesini gasp edenlere ve buna el uzatan kayyum anlayışına teslim etmeyeceğiz. Dersimliler buna müsaade etmeyecek!

Selman Yeşilgöz