Nazım’da Kürt Manzaraları–Özgün E. Bulut

2015 yılı Nazım’ın doğumunun 113.yılı. Nazım sergilerle, şiirlerle, kitaplarla bir kez daha gündemde. Nazım Hikmet üzerine yazmaya karar verirken, kitaplığımdaki şiir bölümüne baktım ve elime Nazım’ın‘bir hazin hürriyet’ isimli kitabı geçti ilk olarak. Kitabın giriş sayfalarını çevirdiğimde ‘milli bağımsızlık, sosyal adalet, barış için dövüşen her halkın’ onun şiirinde yeri olduğuna dair notunu yeniden okudum.

Doğumunun 113.yılı. Nazım sergilerle, şiirlerle, kitaplarla bir kez daha gündemde. Nazım Hikmet üzerine yazmaya karar verirken, kitaplığımdaki şiir bölümüne baktım ve elime Nazım’ın‘bir hazin hürriyet’ isimli kitabı geçti ilk olarak. Kitabın giriş sayfalarını çevirdiğimde ‘milli bağımsızlık, sosyal adalet, barış için dövüşen her halkın’ onun şiirinde yeri olduğuna dair notunu yeniden okudum. Benim için önemliydi bu not. Sayfaları çevirdikçe ‘Piyer Loti’ isimli şiirini de okudum. Bu şiiri okuduktan birkaç gün sonra klasik sağ refleks devredeydi. Elbet benim okumalarım ve refleksin peş peşe gelmesi tesadüftü. Hep vatan haini olarak gördükleri Nazım’dan destek alıyorlardı bu kez. Adı Piyer Loti olan tepenin isminin değiştirilmesi için çalışan bir milletvekilinin referansı, Nazım’ın ‘Piyer Loti’ şiiriydi. Oysa Nazım’ın şiiri sağın dünyasına oldukça uzak bir şiirdi ve yine bir takkiye söz konusuydu.

 

Nazım, dünyanın dört bir yanında haklı kavgaları olan bütün halkları kucaklamış, onların acılarını kendi acıları olarak bilmiş, sevinçlerini hissetmiş ve şiirlerine taşımıştır. Nazım’a yöneltilen en büyük eleştiri ise bu kadar evrensel bir şairin, yanı başında duran bir halkı görmeyişi ve şiirlerine taşımayışı ile ilgilidir. Gerçekten bu böyle midir? Nazım, Kürtleri, hatta Ermenileri görmezden mi gelmiştir? Elbette bu düşünceler yeni değildir, sürekli söylenir. Bu tartışmaların ve söylemlerin olması da doğaldır.

 

Kürtler ve Ermeniler kuşkusuz bir bütün yer almazlar Nazım’ın şiirinde. Nazım, daha çok bu coğrafyanın kadim halklarından görür onları, yurdum insanıdırlar onun gözünde. Bu nedenle daha çok sınıfsal ve insani duyguları ön plana alarak yazar Kürtleri. Gariban ve ezilen yoksullar olarak.

 

Nazım’ın içinde bulunduğu an itibari ile dönemin koşullarını değerlendirdiğimizde, Kürtlerden söz etmemesini ya da çok az değinmesini anlayabiliriz. Ömrünün çoğunu hapishanede geçirmiştir. Kürtleri çok az tanımış ya da tanıyamamıştır. Çünkü neredeyse mahpusluk dışında İstanbul’dan uzaklaşmamıştır. Dönemin TKP’sinin Kürtlerle ilgili ciddi anlamda bir görüşü yoktur. Olsa da ilericilik ve gericilik kavramları üzerinde düşünülen bir mesele olarak izlenmiştir. Hal böyleyken Nazım’dan çok ideolojik ve çok militanca bir tavır beklemek doğru olmasa gerek. Bir de Nazım daha çok sosyalist hareketleri ve bu uğurda savaşan halkları izlemektedir. O dönem Kürtler içerisinde az da olsa kuşkusuz sosyalist etkilenmeler içerisinde olan aydınlar vardır. Ancak daha çok var olma, kimlik ve kültürel bir isyan etrafında toplanmışlardır dönemin Kürt aydınları. Basının tavrını da göz önünde bulundurduğumuzda Nazım’ın dizelerinin Kürtler konusunda niçin çok ateşli olmadığını rahatlıkla görebilir ve anlayabiliriz.

 

Hatta bugüne gelelim. Günümüz edebiyatına bir gezinti yapıldığında Kürtlerden söz eden, Kürtleri anlatan kaç isimle buluşulacaktır! Hele hele ortada bu kadar ölüm, bu kadar vahşet, bu kadar inkâr, bu kadar ret, bu kadar yasaklama, kararnameler, kanunlar varken. Sağır Sultan’ın bile duyduğu bir mesele edebiyatta ne kadar yer bulmuştur? Bulmuşsa bile ne kadarı Kürtleri doğru anlatmaktadır! Bugünün şiirine şöyle kapıdan bakıldığında, Kürtleri görmek bir yana neredeyse esamesi bile okunmamaktadır. Bugünün önemli tüm şairlerini inceleyelim. Nazım’da bulduğu yer kadar bile Kürtler şiirlerinde yer bulmamıştır. Anlatanlar ise şairden sayılmamışlardır. Durum tam da bundan ibarettir.

 

Bugünün büyük şairlerini, Kürtler, Kürt coğrafyası, yaşanan acılar, faili meçhuller, yer altından çıkan kemikler etkilemezken Nazım’a Kürtlerden söz etmedi demek bana göre büyük bir haksızlık olur. Bugünün şairi de dünyanın herhangi bir yerindeki mesele, acı, savaş ile ilgilenmiştir. Ancak yanı başındaki ateşi görmezden gelmiştir. Birçoğu tipik egemen ideoloji gözlüğü ile bakmaktadır zaten. Mesele Kürtler olunca zihinler berraklaşıp devletleşmektedir. Nazım ile şimdinin şairini olanak ve bilgiye ulaşma anlamında karşılaştırdığımızda, Nazım sınıfta kalır. Buna rağmen Nazım Kürtleri hiçbir zaman görmemezlikten gelmemiştir. Kürtler vardır, Ermeniler vardır, kuşkusuz oldukça yetersizdir bu var olma halleri. Yurdum insanı olarak anlatılmıştır. Şiirini bir kenara bıraktığımızda, gerek Kamuran Bedîrxan, gerek oğluna yazdığı mektuplarda Türk- Kürt kardeşliğine vurgu yaparak, Kürtlerin devlet tarafından inkâr edildiğini çok net olarak söyler. Bu mektubu Mehmet Bayrak Özgür Gelecek ve 2000’e Doğru dergisinde yayınlatmıştır. O da Paris Kürt Enstitüsüne bağışlanan belgeler arasında bulunmuş ve Enstitünün yayın organı Hevi’nin birinci sayısında yayınlanmıştır. Hatta bu mektubu yayınladığı için Mehmet Bayrak mahkum bile olmuştur.

 

Mektup tamamen kardeşlikten söz eder ve emperyalizmin ortak mücadele ile yenildiğini, ancak Kürlere verilen sözlerin tutulmadığını ve işin inkara kadar gittiğini anlatır. Bundan sonra yapılması gereken şeyin onurluca bir mücadele olması gerektiği ve ortak mücadele ile bunun başarılacağıdır. Özü kardeşliktir. Kardeşçe duygulardır.

 

Tüstav Yayınlarınca basılsan TKP MK Dış Bürosu 1962 Konferansı isimli kitapta, ‘Kürt Meselesi’ de tartışılmış ve tutanaklara geçirilmiştir. Tartışmalarda; ‘bağımsızlık hakkını tanımak herhangi bir formüle tabi değil. Bunu Türk halkının kurtulmasıyla bağlamak lazım’ önersine, ‘raporda var’ diye yanıt verilir. Nazım da buna karşılık şöyle bir görüş beyan eder. ‘Var ama Leninci prensibe göre bu yok. Mesela Fransız halkı kurtulmadı diye Cezayir halkı kurtulmasın mı? Türk halkı kurtulmadan da Kürt halkı kendi kurtuluşu için savaşabilir.’ Bireysel anlamda Nazım gibi düşünen TKP kadroları ve önderleri vardır. Ancak bunlar sadece iyi niyet olarak kalmıştır. Vedat Türkali, son romanı Bitti Bitti Bitmedi’de, Şefik Hüsnü’nün Ağrı Dağı’nda vuruşan köylülere övgü dolu bir yazı yazdığını ve ne yazık ki onlara yeterince yardımcı olamadıklarını ve sonunu da özür mahiyetinde bitirdiğini yazar. Yine aynı romanda TKP’nin Kemalistlerle iki nedenle birlikte hareket etmediklerini yazıyor ve bu nedenlerden birinin; büyük yığınlar halinde yaşayan azınlıklara, yani Lazlara ve Kürtlere istemeleri halinde özerklik verilmesi gerektiğini yazar. Ama TKP’nin Komitern belgelerinde okuduğumuza göre Kürtlere bakış açısının böyle olmadığını biliyoruz.

 

Şiirlerinde belki düşünceleri mektubu kadar yaratıcı değildir Nazım’ın. Ancak insani duyarlılığı yüksek dizeler kurmuştur. Memleketimden İnsan Manzaraları’nda ki şu dizler sanırım açıklayıcı olacaktır. “Hüsnü Çavuşla on beş yıl, bayan hemşire,/ kalmadı gezdiğimiz yer./ Karadeniz’de içinde Lazların,/ Şarkta Kürtlerin arasında./ Kürtlere kuyruklu derler/ yalan/ Kuyrukları yok/ Yalnız çok âsi, çok fakir insanlar./ Zenginleri de var/ ama az….” Nazım bu dizeler ile edebiyatta epeyce kullanılan bir iftirayı da siler atar.

 

Nazım’ın kardeş kokusu taşıyan başka önemli dizeleri de vardır. “ Bakkal Karabet’in ışıkları yanmış/ Affetmedi bu Ermeni vatandaş/ Kürt dağlarında babasının kesilmesini/ Fakat seviyor seni çünkü sen de/affetmedin/ Bu karayı sürenleri Türk halkının alnına”

 

Nazım hayata sınıfsal bakan bir devdi. Şiirinin kökü bu topraklarda yaşayan herkesten ilham aldı. Dünya halklarından aldı. Biraz az, biraz fazla.

not:Dersim Gazetesi’nin şubat sayısında yayınlanmıştır.