Tüm orman ve su varlığı sermayeye teslim ediliyor

Orman hudutları içinde “yer altında depolama” alanı kurulmasına izin verildi.

Geçtiğimiz günlerde TBMM’de bir kanun tasarısı kabul edildi. Bu kanunla ormanların ve su varlığının tamamı sermaye kullanımına açıldı. Çıkarılan yasa ile birlikte orman ürünü işleyen her türden fabrikanın ormanın içinde açılması önündeki engeller kaldırıldı. Orman hudutları içinde “yeraltında depolama” alanı kurulmasına izin verildi.  “Yeraltı depolamasına” izin verilmesi, orman ekosistemlerinin, başta nükleer santraller olmak üzere çeşitli tehlikeli atıklar için depolama alanlarına dönüştürülmesi amacıyla gerçekleştirildiğini düşünmek için ise çok fazla nedenimiz var.

TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen kanuna göre, ormanlar 5 yıl boyunca kullanılması yani ağaç varlığının yok edilmesi için şirketlere satılacak. Burada ki 5 yıl sınırlaması ise anlaşılmaktan uzak. Bir sermaye gurubu 5 yıl içinde bulunduğu bölgede ki tüm orman varlığını yok etmesi mümkün.  Acaba bu nedenle mi sınırlama getirilmiş anlayabilene aşk olsun.  Ancak bu 5 yılın süre bitiminde tekrar uzatılması mümkün.  Orman köylüleri ise çıkan yasa nedeniyle ormanı alan holdinglerin artık kendi bölgelerine bırakın vatandaşı isterlerse ayıyı bile sokmayacaklarını ifade ediyorlar.  Çünkü yasa bunu mümkün kılıyor. Bugüne kadar bir ağacın orman ürünü olabilmesi için Orman Genel Müdürlüğü tarafından işlenip ‘tomruk’ haline getirilmesi gerekiyordu. Bu süreç sonlandırıldı, artık sermaye istediği gibi ormanlarda at koştururken orman varlığının 5 yıl içinde yok olacağını söylemek gerekiyor.

Orman Bakanı Veysel Eroğlu, devletin ormandaki ağacı kendi kesip tomruk haline getirmesi halinde ortaya büyük bir maliyet çıktığını, bu işi özel sektörün yapması halinde maliyetlerin düşeceğini söylemiş. Bakana göre özel sektör maliyet hesabı yapmaktan aciz. Eroğlu,“Hükümetimiz döneminde orman alanları 1.5 milyon hektar arttı, dünyada azalıyor” açıklamasının mesnetsiz ve boş bir lakırdı olduğunu anlamak ise çok zor değil. Bilinen bir gerçek ise AKP iktidara geldiği günden bu yana orman alanlarının yaklaşık 200 bin hektar azaldığı gerçeğidir. Ranta ve yağmaya açılan ormanların yerine fidan dikmeyi ormanlaştırma olduğunu sanan garip bir akıl tarafından yönetiliyor ya da halkı bu farkı değerlendiremeyecek zavallılar olarak görüyor olmalı.

Türkiye nükleer atık çöplüğü olacak!

Çıkarılan yasa ile birlikte ormanlar 5 yıl boyunca şirketlere satılırken,bu yolla ‘Holding ormanları’ ortaya çıkarken bu alanlara insan girişi engellenirken çok ciddi boyutta ekolojik yıkım yaşanacak ve kendi yurtlarında yaşayan birçok canlının yaşam hakkı yok edilecek. Diğer yandan nükleer atıkların depolanacağı alanlarda şirketler eliyle ikame edilecek. Yasa ile ormanlarda “arkeolojik kazı ve restorasyon yapılmasına ve bu alanların kullanımına, tarihi eserlerin restorasyonu ve korunması için gerekli tesislere, işletilmesinde ağaç kullanılan ocakların açılmasına, yeraltında depolama alanı kurulmasına” bedeli karşılığında 29 yıllığına izin verildi. “Yeraltı depolamasına” izin verilmesi, orman ekosistemlerinin, başta nükleer santrallar olmak üzere çeşitli tehlikeli atıklar için depolama alanlarına dönüştürülmesi dışında hiçbir olasılığa işaret etmemektedir.

Suların tamamı ticari meta oldu!

Türkiye’de özellikle 2009 yılında BM tarafından İstanbul’da gerçekleştirilen ‘Dünya Su Forumu’ sonrası suların ticarileştirilme adımları hızla büyüdü. Tüm dere ve akarsular üzerine HES’ler kurulmaya başlandı. Şişelenmiş su yaşamımızın parçası haline getirildi. Nerede akan su görseler orada HES projesi, baraj ya da su şişelenen fabrikalar için sular kontrol altına alındı. Sanayi için sınırsızca kullandırılan yeraltı suları ise örneğin Bursa’da yeraltı suları son 15 yıl içinde 20 metrelerden 500 metrelere geriledi.

Çiftçilerin kullandığı sular ulaşılması zor ve pahalı meta haline geldi. DSİ’nin çiftçilere su temin etme zorunluluğu köylerde kurdurulan ‘Su Birlikleri’ne devredildi. Çiftçiler bu yolla enerji şirketlerinin adeta kölesi haline getirilirken özellikle Urfa, Mardin gibi yerlerde su borçlusu olan çiftçilerin tarım desteklerine el konuldu, arazilerine icra işlemleri başlatıldı. Türkiye’de ki tüm su birlikleri borç batağı altındayken ‘el koyma’ işlemleri ‘nedense’ sadece Kürt köylüsü üzerinde uygulandı.

Yeraltı suları özelleştiriliyor!

Tüm bunlar yetmezmiş gibi çıkarılan yeni yasa ile yeraltı sularının da özelleştirilme adımları atılacak. Şirketlere devredilecek olan yeraltı sularını kullanmak isteyen çiftçiler için sondaj yapılan noktaya ‘ön ödemeli’ su sayacı uygulaması başlatılacak. Tüm su varlığının sermayeye devri ile birlikte dünya üzerinde yaşanan iklim değişimine bağlı susuzluk nedeniyle insanlarla beraber doğada yaşayan tüm canlılarınsuya erişim hakkı yok edilmekte. Ancak parası olanın ulaşabileceği kola, sandalye, araba gibi bir metaya dönüştürülen su, geleceğimizi karartan ciddi bir sorun olarak yaşamımızda daha derinden hissedeceğimiz bir sürecin içindeyiz.

Su mücadelesi büyümeli

Enerji santralleri, sanayi üretimleri, kaya gazı üretimleri, maden ve endüstriyel tarım üretimlerini sürdürmek amacıyla sular kontrol altına alınırken insanlar ise paraları varsa suya erişebilecek. Parayla işi olmayan ayı, kuş, tilki vd. canlıların ise suya nasıl erişeceğine yönelik verilen bir cevap maalesef yok. Hem insan hem de diğer canlılar adına su mücadeleleri büyümek zorundadır. Küresel ısınma nedeniyle içinde yaşadığımız coğrafya susuzluğu can yakıcı biçimde yakın zamanda yaşamaya başlayacak. Kapitalizm dünyada yaşana küresel ısınmayı durdurabilecek politikaları uygulaması imkansızken Türkiye’de mevcut hükümetin bu bağlamda adım atması ise hiçbir biçimde beklenmiyor.  Bu durumu değiştirebilecek yegane kesim ise emekçi halklardır. Demokrasi mücadelesinin en önemli parçalarından biri olan doğal yaşamı korumak ve yaşamı ileriye taşımak hem siyasal alanda hem de günlük yaşamımızın içinde ele alıp mücadeleye girişmek ertelenemez bir insanlık görevidir.