Ormanlarla birlikte tarihimiz de yakılıyor

Ermeni tarihçi Antranik 1900’lerin başında Dersimi dolaşırken bu seyahat sonucu kaleme aldığı eserde on dokuzuncu yüzyılın Dersim’ini anlatır. Antranik Osmanlı-Dersim ilişkilerini konu edinirken, araştırmasının başvuru kaynağı sözlü aktarımcılar ve tanıklar olur. Antranik o tarihte padişah emriyle yakılan ormanlardan da söz eder. Yakılmaların hala devam ettiği günümüz Türkiye’sinde değişmeyen bu tarihsel zihniyetin tanıklığı adına Antranik’e başvuracağım.

‘’Sultan Hamit, Hamidiye alaylarını 1891‘de oluşturunca benzer örgütlemeyi Dersim’de de hayata geçirmek ister. Bu amaçla Padişahın verdiği unvan ve madalyalar bazı Dersimliler tarafından reddedilirken, bazıları da bu önerileri kabul ederek hükümetin kendilerine verdiği silahları aldıktan sonra daha güçlenmiş olarak kendi cephelerine geri dönerler.

Olayın duyulması üzerine Sultan çok şaşırır ve tez elden Dersim’e yeni bir sefer kararı verir. Bu kez daha büyük bir orduyu Fazlı Ferit Paşa ve Derviş Müşir Paşa’nın emrine vererek Dersim’e gönderir. Bu iki paşa, Bulgaristan’da yaptıkları katliamlarla ünlenmişlerdi. Onlara Bulgaristan da yaptıklarınızın aynısını Dersim Kürtlerine de yapılmasını emretti.

Paşalar Eğin şehrine vardıklarında, Eğin’in ileri gelenlerinden Dersim’le ilgili bilgi almak isterler. Kısmi şikâyetlerden sonra paşalara: ‘’Bizi dinlerseniz gitmeyin, Dersim kendi ormanlarıyla doğal geçilmez bir kaledir’’ demeyi ihmal etmezler.

Dersimi yakıp yıkmaya yemin etmiş paşalar Yılan Dağı üzerinden Dersimi istila etmeye çalışırlar. Ancak bu heveslerine nail olamazlar ve geldikleri gibi İstanbul’a geri dönerler. Üstelik sultana verdikleri raporda Dersim’in ormanları dağları ve o tepeleri var olduğu sürece Dersim fethedilemez derler. Dersimi hiç görmemiş olan padişah ikinci emrini verir: ‘Ormanları yakın, tepeleri de düz edin’, der.

Padişahın emri üzerine, Batum’dan taşınan petrol Trabzon üzerinden Dersim’e getirilir ve birçok bölgede ormanlar ateşe verilir. Ancak beklenmedik bir olay olur, doğa bu barbarlığa doluyla karışık yağan yağmur ile cevap verir.’’

Antranik’in bahsettiği dönem 1890’lı yıllar. Muhtemeldir ki öncesinde de benzer yakılmalar olmuş. Ayrıca biliyoruz ki her askeri sefer öncelikle köylerin yakılmasıyla başlardı. Ardından can havliyle ormana kaçan
Dersimliler barınmasın diye ormanlar ateşe verilirmiş.

Bildiğimiz kadarıyla, 1937-38 kırımında hayatta kalma şansı yakalayanların büyük çoğunluğu orman örtüsü sayesinde kurtulur. Dolayısıyla devletin Dersim ormanlarına olan kininin tarihsel bağları var. Bu gün coğrafyamıza bilenen diş, ta Osmanlıdan gelen bir kinin mirasıdır.

Dersim’de yakılan ormanlar, sadece o ağaçları ve onlarla birlikte yaşayan canlıları yok etmiyor, küle çevrilmek istenen kadim bir kültür var.

Yakılan aynı zamanda o toplumun hafızasıdır. Dersimli coğrafyasına itikatla ve ikrarla bağlıdır. Haramiler dün olduğu gibi bu gün de insan ve doğa ilişkisinin ikrarını bozmak istiyorlardı.

Doksanlar sürecini Dersim yine yangınlarla karşılamıştı. Önce ormanlar sonrada köyler ve mezralar ateşe verilmişti. Dersimliler buna ikinci otuz sekiz benzetmesi yapmışlardı. Fail olarak gösterilen bölgeler bir Mühendislik çalışması sonucu belirleniyordu . Zira otuz sekiz haritası raflardan indirilmiş ve o tarihte yakılan bölgeler 1994’te tekrar ateşe veriliyordu. Bahsi geçen bölgeler bugün de güvenlik bölgeleri olarak ad ediliyor ve her türlü giriş çıkışlar yasak kapsamındadır. Demek oluyor ki tarihe düşülen notlar birilerinin hafızasında tazeliğini korumaya devam ediyor . Dersim coğrafyasına beslenen husumet’ de bırakılan bu miras olsa gerek .

Yıl iki bin on yedi ve Dersim hala yakılıyor. Ezeli bir teceldir ve bir türlü yakamızdan düşmüyor. Öyle ki ne yakan yoruldu, ne de meşe ağacının direngenliği bitti. Kaç yakılma gördü, o ağaçların üzerine kaç bomba düştü bilinmez. Ama her yakılma sonrasında, onlar boy verdi ve bizi yeşil yapraklarıyla yeniden karşıladılar.

Dersimin ulu ağaçları Kem gözlere inat, küllerimiz bize gübredir dediler ve inatla filiz verdiler. Ol sebeple, derler ki buranın ormanı da ağacıda kendilerine benziyor. Biz yaktıkça onlar boy veriyor.

Hüseyin Ayrılmaz