Rojava’da ABD Desteğinin Sonu Mu?

Trump’ın ABD askerlerini Suriye’den çekme kararını açıklaması bir çok çevrede sürpriz etkisi yarattı.

Halbuki ABD’nin bölgeden askeri olarak çekilme eğilimi yeni ve bilinmeyen bir şey değil.  Uzan zamandan beri söylenen, üstelik Trump’ın  başkanlık seçimleri kampanyasında sık sık vaad ettiği konulardan biriydi.

Bu nedenle çekilme kararı karşısında “Şok!. hayal kırıklığı!.. ihanet!.. “ temalı yorumları hiç doğru bulmuyorum. Kürt halkının mücadelesi ABD’yle ortaya çıkmadı, onun bir uzantısı değildir. ABD veya başka bir güçle konjonktürde çakışabilir veya çelişebilir. Her olasılığı ve olanağı hesaplamak siyasetin işidir.

Böylece Türkiye’nin neden hızlı biçimde Fırat’ın Doğusu’na operasyon adıyla Rojavayı işgale hazırlanmasının esbab-ı mucîbesi de belli olmuş oldu. Trump, Erdoğan’dan aldığı sözle ISID’la mücadelenin bundan sonraki bölümünü Türkiye’nin yürüteceğine, ABD’nin misyonunu devralacağına “ikna” olmuş. Bu “ikna”nın hemen her şeyi maliyet karlılığına göre değerlendiren Trump’in Türkiye’ye Patriot satma ve S-300 alımını engelleme, İran’a karşı mali yaptırımlarına tam destek gibi pazarlıkları epeyce ilerletmiş olduğu, bedel olarak da “erken çekilmeyi” ve “otorite boşluğunu TC’ye hediye etmeyi” düşündüğü açığa çıkmış oldu.

Öyle ki TC’nin güvenliği için düşündüğü “tampon bölge” fikrine de sıcak baktığını da ilan etti.  Kaldı ki sözü edilen “tampon bölge” TC tarafından oluşturulacaksa, bu “tampon” olmaz yine YPG ile sınırdaş olur. Gerçekten “tampon” olabilmesi için bunun ABD, BM veya Koalisyonca yapılması gerekir ki bu 36.paralel korumasına benzer bir durum demektir ki bu da TC’nin isteyebileceği son şey olurdu.

Bu durumun Kemalistleri, ulusalcı, milliyetçi, İslamcı Anti-Kürt koalisyonu bir hayli sevindirdiğine;”Bak gördünüz mü ABD sizi nasıl yüz üstü bıraktı”, “emperyalizme güvenenlerin sonu böyle olur” gibi “ohh olsun!”lar eşliğinde el ovuşturduklarına da tanık olduk.

TC, Rojava’da yeni işgal alanları oluşturma peşinde, tehdit açık. Bunu Mart ayındaki yerel seçimlerle ilgili iç kamuoyuna yönelik bir gösteri, bir seçim taktiği vb ile yorumlamak yanlıştır. TC’nin saldırganlık ve yayılmacılığı stratejiktir; Fırat’ın doğusuna yönelmek için koşulların uygun olduğunu değerlendirdikleri görülüyor.

ABD çekilme kararını ilgili taraflara önceden ilettiği ve herkesin buna göre yeni pozisyon almakta olduğu açık. SDF’nin bundan habersiz ve hazırlıksız olduğunu düşünmek için bir neden yok. Çekilmenin Rojavaya hiçbir koruma yapılmayacağı anlamına geldiğini sanmıyorum. Burada, özellikle Türkiye tarafından bir takım pazarlıklar döndüğü ve sonuçta bu pazarlıkların nasıl ilerleyeceğine bakmak gerekecek.

Çünkü bu durum SDF için de yeni ittifak ve yönelimler arama anlamına geliyor. Örneğin Fırat’ın doğusundan önce batısında, Münbiç’te hareketlenmeler başladı. Suriye ordusu ile YPG arasında Münbiç’te gelişecek ilişki biçimi (İttifak-çatışma veya katılma) Fırat’ın doğusunun kaderi için bir sınav alanı olacak. TC’nin hamleleri ve ABD’nin duruşu açısından da kritik öneme sahip. Sadece çok sağlam bilgilerle yorum yapmak önem kazanıyor.

Bundan sonra ne olacak, ne olabilir?

ABD askerlerinin çekilmesi kararının TC’nın “”Fırat’ın Doğusu”na yönelik saldırganlığını özendirdiği açık. Fakat TC’nin işgaline “yeşil ışık” yakıldığı sonucunu çıkarmak için erken. SDF’nin işin arka planını bildiğini, ona göre pozisyon alacaktır. Nitekim ABD askeri çekilse de bunun Kürt güçlerine yönelik bir saldırıya zemin hazırlayacağı, IŞID’ın yeniden canlanmasına yol açacağı, ittifak ilişkilerine zarar vereceğine düşünün pek çok ABD’li bürokrat Trump’un bu acele çekilme ve TC’ye alan açma kararına itiraz ettiler. Milli Savunma Bakanı Matiz ve Güvenlik Danışmanı McGurk bu nedenle istifa ettiler. Demek ki Kürt güçlerinin sahadaki önemi ve TC’ye alan açılmasının tehlikeleri görülmektedir.

Şurası unutulmamalı ki; ABD yokken YPG/YPJ güçleri Suriye’de cihatçı çetelerle zaten amansız bir mücadele içindeydi. Rojava’daki kanton bölgeleri de çok önceden ilan edilmiş: birlikte yaşanan etnik ve dini ve inanç topluluklarıyla azami birlikteliği hedefleyerek ortak yönetimler oluşturmuşlardı. Bunların hiçbiri ABD korumasına dayalı değildi. IŞID’ın nasıl ortaya çıkıp geliştiği bir yana ama kontrolden çıkıp tehlikeli bir hal aldıktan sonra ilk hedefleri “kafir” ilan ettikleri Kürt güçlerine yönelmek olmuştu. Gösterilen direniş öylesine görkemli oldu ki, bütün dünya IŞID barbarlığını durdurabilecek yegane gücün YPG/YPJ direnişi olduğunu gördü. Bundan sonradır ki ABD’nin önce silah ve muhimmat ve sonradan da lojistik-siyasi yardımı başladı.

Kısaca Kürtler ABD’yi bulmadı, ABD ve Batı Kürtleri keşfetti. IŞID’ın bertaraf edilmesi bağlamında bir işbirliği ve ittifak doğdu. Her iki taraf için de zorunlulukla başlayan işbirliği bugüne kadar devam etti. Görüldüğü kadarıyla ABD, Rojavanın iç işlerliğine siyasal-ideolojik yapılaşmasına son ana kadar karışmadı, YPG ve sonradan gelişen biçimiyle SDF güçleri de güvenilir sağlam müttefikler olduğunu gösterdiler.

IŞID ve Cihadist çeteler Kantonlara saldırmasaydı Kürtler ABD yardımına neden gerek duyacaktı? Bugün ABD’nin çekilmesi “tehlike” yaratıyorsa bu TC’nin saldırganlığı nedeniyle değil mi? PYD başından beri barışçıl federatif bir çözüm için Şam’la görüşme kapısını açık tutmuyor mu?

IŞİD erimeye yüz tutunca ABD’nin emperyalist olduğunu hatırlayanlara hatırlatmalı ki; ABD’nin bölgedeki varlığından en çok yararlanan Suriye ve İran oldu. Kürt güçlerinin ve ABD’nin işbirliği olmasaydı şimdi Şam’da ve Bağdat’ta vahşi cihatçı bir Halife oturuyor olacaktı…

Keza 8 yıllık şiddetli iç savaş içinde Suriye ordusu ile YPG’nin hiç çatışmaya girmemiş olması, birbirlerine saldırmamış, kan dökülmemiş  olması, Suriye’nin geleceğinin ne olacağı tartışmalarında veya sorunun Demokratik ve federalizm modelinde uzlaşmalarla çözümü için oldukça verimli bir zemindir sunmaktadır. Bunu da hatırda tutmalı derim.

Bu arada bilmediğimiz son süreçte PKK’nin üç liderinin ABD tarafından aranan teröristler listesi”ne  alınması ve Trump’ın TC’ye yol verme manevrasının arka planında neler olduğudur. ABD ile PYD arasında taktik veya ilkesel bir anlaşmazlık var mıdır? ABD’nin PKK veya PYD’den istekleri veya dayatmaları var mıdır? Varsa nelerdir, kim neyi savunmakta neye karşı çıkmakta? Bunlar doğru olarak bilinmeden yapılan analizler yanıltıcı olur. Şu ana kadar yorum yapabileceğimiz bir açıklama yapılmadı.

Son olarak Pompeo’nun “ABD’nin Suriye’deki bir misyonu da Türklerin Kürtleri katlletmemesi” demesini oldukça önemli bir çıkış olduğunu düşünüyorum. Caydırıcı olacağını umarım.  Her kilemeye hop oturup hop kalkan TC yöneticilerin kendilerini en üs perdeden “Kürtlere karşı katliam yapma potansiyeli olan devlet”  olarak ilan etmesi karşısında oldukça düşük bir profil tutturmaları manidar. Ama yine de sormak gerekir ki: Afrin Kürtleri neden korunmadı? Ya da koruma misyonu yine Afrin’deki gibi mi olacak? Tampon bölge Türkiye’yi korumak için mi yoksa Kürtleri korumak için mi düşünülecek?

Sonuç olarak; Siyasi analiz yaparken şu ihtimal bu ihtimal konuşulur ama temeldeki gerçek değişmez; Kürt ulusunun hak ve özgürlük mücadelesi sadece kendisine bağlıdır. Rojava pratiği Kürtlerin kendi kendisini yönetme, siyaset ve askeri olgunluğunu ispatlamıştır. Asıl dinamizm ve çözüm burada.

Suriye’de hem Kürt ulusu hem de birlikte yaşanan halklar için Kantonal Özyönetim biçimi başarılı oldu. Bu model uygulanabilir olduğunu ispatladı. Suriye’de şu anda optimal duruş, en az KRG/Irak ilişkisi düzeyinde bir çözüm olur. Savunulabilir ve sürdürülebilir bir statü gerekli.

PYD/YPG/YPJ başından beri politik ve askeri olarak doğru tercihler yaptı, kararlar alıp uyguladı. Demokrasi ve içerideki uygulamalarda eleştiriler olsa bile genel olarak doğru bir çizgi izledi. Şimdi de doğru bir hat izleyeceklerine inanıyorum .

Recep Maraşlı