Şarkının yolculuğu

Kürt sineması denilince; siyasal iklimin, sosyal alanı sakatlamasından kaynaklı olmalı ki hep bir politik bağlam kuruluyor. Bu yaklaşım da hem yönetmeni, hem de filmi, kurmacadan koparıp, rasyonel kalıplara hapsediyor. İzleyici bu aplikasyonla filmde zaman ve mekan ilişkisini reel gerçeklikle kurmaya çalışıyor.

Bu örgütlenmiş olgu; filmi sanatsal yaratım bağlamından uzaklaştırıp, salt bir gerçeklik düzleminde tutmaya neden oluyor. Bu bir tehlike aslında. Sanata bu optikten bakınca, kendi dar kalıplarımızın hegemonyasına teslim oluyoruz. Kürtlerin siyasal ve sosyal alanını baskılayan bu anlayışın, günlük yaşantıdan, sanatsal üretim alanlarına kadar, geniş bir yaşam alalını yönlendirdiğini söyleyebiliriz. Bu basınç, aynı zamanda Kürt siyasal hayatını ve aktörlerini de etkisi altına alıyor. Verili kalıplar, mağdurun da diline ve davranışına sirayet ediyor. Böylece Kürt siyasal alanı, sanat  yaratımlarında bir mahalle baskısına da dönüşebiliyor.

Bir Yolculuk ve Arayış Filmi

Yönetmen Kazım Öz, belgesel kurmaca tarzda film yapıyor. Belgesel ve kurmacayı birlikte yürütüyor. Bu bağlamda da toplumsal hafıza oluşturmamıza yardımcı oluyor. Dokümanter filmler zaman zaman didaktik sonuçlar doğursa da, iyi kotarıldığında Andrei Tarkovsky’nin dediği gibi ‘zamanı mühürlerler’.

Tarkovsky, o ünlü eseri Mühürlenmiş Zaman’da sinema ‘insanların gezegendeki varoluş nedenini göstermeli’ der.

Yönetmen Öz’ün, artık, kendine ait tematik bir sinemasının oluştuğunu söyleyebiliriz. Yol ve yolculuk ise bu temalardan biri. Gitmek, uzaklaşmak, aramak, insanın iç sesine kulak verip, aramaya çıkması Öz’ün çarpıcı temaları hep. Örneğin ‘’Zer’’ filmin finalinde baş karakter Jan’ın (Nic Xelilaj) su altındaki düşsel yolculuğu, onun varoluşsal mücadelesinin vardığı noktayı pastoral bir atmosferle izleyiciye sunması ile ‘’Fotoğraf’’ filminde mekana yalın ayak giren iki kişinin postalla çıkması tematik yaratıma örnek verilebilir. Sinema severlerin belleğinde bu filmdeki asker – gerilla karakter ve gruplar arası çatışma ve çarpışması kalmıştır.

‘’Zer’’ filminde de benzeri karakter çatışmaları var. Filminde kapitalist modernitenin aktörlerinden olan babanın, müzik eğitimi gören oğlu ve kendi kız kardeşiyle (babaanne sırı dolayısıyla) yaşadığı çatışma dikkate değer.

‘’Bahoz / Fırtına’’ filminde kimlik ve kişilik arayışı sürdüren yönetmen, ‘’Zer’’ filmini de yine bir arayış ve kimlik sarmalı üzerine kuruyor. Bunu da hem mekânsal hem de içsel olarak seyirciye yansıtıyor. Yine bu bağlamda kurgulanan köken ve aidiyet çatışması da oldukça ilgi çekici.

Dersimin Kayıp Kızı Babaannenin Şarkısı…

New York’ta müzik okuyan Arnavut oyuncu Jan (Nic Xelilaj) hayatıyla başlayan film, bir süre sonra yaşam alanına biraz da zoraki giren babaannenin hikayesiyle boyut kazanıyor. Yönetmen babaannenin (Güler Ökten) hikayesini, oyuncusuna ve dolayısıyla da seyircisine biraz koklattıktan sonra, asıl meramı olan şarkının peşine düşüyor. Zer (Altın / Sarı) isimli şarkının peşine düşer ve New York’tan kalkan uçak Afyon’a iner.

Tipik bir Türk ve Sünni kenti olan Afyon’un bir Dersimli evlatlığın (babaanne) mekanı olarak seçilmesi ve orada yoğun ezan imgesinin, Alevilere bir gönderme olarak sunulması oldukça ironik. Yine burada halanın (Füsun Demirel), babaannenin sırrını taşıyamayacağını ve Jan’a, babaannenin bir Kürt yetimi olduğu ve bir askerle evlendirilip Türkleştirilmesini ifşa etmesi ve babanın (Levent Özdilek), Kürt diye bir şeyin olmadığını, ısrarcı olan oğluna da duvarda asılı duran Atatürk portresi altında tokat atması (burası didaktik olsa da) filmin siyasal düğüm noktalarından biri.

Hikayenin merak uyandıran karakteri babaanne ise Dersim soykırım hikayelerine aşina olanların bildiği bir evlatlıktır. Bilindiği gibi Dersim Soykırımı’nın tartışmaya açıldığı son yıllarda çok sayıda babaanne ve evlatlık kız hikayesi dinledik, okuduk, izledik. Nezahat ve Kazım Gündoğan’ın Dersim’in Kayıp Kızları bunların en görüneni oldu.
Kazım Öz de ‘’Zer’’ filminde babaannenin hikayesiyle, Dersim’in kayıp kızlarına tekrar dikkat çekiyor.

Bir Çift Cevizin Yolculuğu
Filmin kahramanı Jan’ın (Jan: Sızı), babası ve onun kapitalist dünyasına dair itirazı, avucunda ritm tutarak sakladığı bir çift cevizin imgesel arkadaşlığıyla zenginleşir.
Oyuncu babaannenin katliamdan kurtulduğundan bu yana sakladığı küçük kilim çantasında çıkan bir çift cevizin ritmik vuruşu (filmde oyuncu sık sık cevizlerle metronom tutar) eşliğinde Zerê – Sarı/Sarışın şarkısının peşine takılması oldukça etkili. Burada insandan nesneye gönderme yapıyor yönetmen.

Kahramanımız iç sesinin peşinde uzun süre haritada (örneğin tren yolculuğu) iz sürer ve sonun da babaannesinin doğduğu ve doğumundan ölümüne travmalar biriktirdiği topraklara döner.Torun Jan’ın döndüğü Dersim topraklarında 80 yıl önce bir soykırım yaşanmıştır. Babaanne bu katliamdan tesadüfen sağ kurtulmuştur. Yönetmen bu kısma derinliğine girmez. İşaret eder sadece. Zaten filmin sansürlenen kısmı da bu bölümdedir. Keşke biraz daha derinleşseydi dediğiniz oluyor izlerken.
Dersim divaneleri ile kahvede ölümüne iskambil oynayan karakterleri, Dersim’in yaşadığı soykırıma ve halen sürmekte olan iç savaşa rağmen umudun sürdüğü ve döngünün devam ettiği gerçeğinin altını çizer.

Kazım Öz ‘’Zer’’ şarkısının sözlerini kendisi yazmış. Böylece hikayenin de bir parçası olmuş. Aslında bu, yönetmenin, müzikle olan içsel yolculuğudur da. Öz’ün müzikal yolculuğu Hozat’ın gırnatası ve Ahmet Aslan’ın şarkısıyla hayat bulur.

Yolculuk ve Tren İmgesi

Trenle doğuya çıkılan yolculuk ve Dersim Soykırımından sonra evlatlık verilen çocukların da trenle batıya sürülmeleri imgesinin çarpıştırılması da yaratma eylemi açısından övgüyü hak ediyor. Tren imgesini ise Dersim sürgünü Cemal Süreya’nın ‘’Tarih öncesi köpekler havlıyordu’’ dizesi aracılığıyla yansıtıyor perdeye.

‘’Zer’’Bir Dersim Filmi Ama Dersim Katliamı Filmi Değil…

‘’Zer’’i bir Dersim Katliamı filmi olarak görmek ise filmi anlamamak olur. Kazım Öz, Dersim Soykırımı’ndan sağ kurtulan bir evlatlığın hikayesinden yola çıkarak, kendi hikayesini anlatmış. Hikayesini de doğduğu toprakların kültürel değerleriyle buluşturmuş. New York’ta İngilizce diyaloglarla başlayan film, Afyon’da Türkçeye kavuşur. Afyon’dan Dersim’e gelince de Kürtçe’nin Kurmanci ve Kurmancki (Zazaca), dillerinin yanı sıra Fransızcayla zenginleşir.
Filmdeki masallar, ziyaretler gibi öğeler Dersim Alevilerinin durumunu anlamak için bir olanak. Kürt Alevilerinin inanç öğelerine de vurgu yapan Öz, yine içinde doğup büyüdüğü bu kültürü, gönül rahatlığıyla aktarmış sinemasına. İnsanın içinde doğduğu kültürü ve orada birikenleri, diğerlerinden daha iyi anlatması haliyle samimiyet olarak da izleyenlere yansımış oluyor.

İnat ve Direniş Hikayeleri…

Büyük ustaların gittiği yoldan ilerleyen yönetmen, bu filmiyle övgüleri de fazlasıyla hak ediyor. Kimi zaman lirik, ki zaman dramatik, kimi zaman komik olan senaryosuyla, seyirciyi hem soluklandırıp, hem dinlendirip, hem de hüzünlendiriyor. Kazım Öz sinema merdivenlerinde hep bir basamak yukarı çıkıyor. Buna hakkı da var yıllardır inat hikayeleri çekerek, inanç ve sabırla yedinci sanatı icra ediyor.