Güncel

SAVAŞA HAYIR

Savaş, bir cinayet halidir ve göz göre göre işlenen bu cinayetin ne tarafı ne de seyircisi olunabilir. Aksine karşısında durmak, en temel insani hak ve görevdir.

Toplum, öyle bir yere sıkıştırıldı ki, savaşa karşı çıkarken korkması isteniyor. Oysa korkunç olan savaş ve onun çığırtkanlığına karşı barışı savunmak ise insan kalmaktır! Barışı bulamamış bir akıl, ancak kanla kendini var eder. AKP/ MHP iktidarı, bir akıl tutulması içinde bugün bu derin mahkûmiyeti yaşıyor ve topluma da dayatıyor. Çöküşünü durdurmak için silaha sarılıyor; yani canımıza ve ekmeğimize kastediyor.İn- san canından önemli olmamakla birlikte, savaş, büyük toplumsal yıkımı tetikleyen, insan onurunu zedeleyen bir kötülüktür aynı zamanda: Ekonomik kriz adeta küçük bir azınlık dışında herkesin mutfağında hissedilirken, ülkenin bütçesini savaşa ayırmanın bu sonuçları da gecikmeyecek.

Dünyadaki bütün savaşlar kirlidir. Savaşlar ardından felaket ve yıkım bırakmış; insanlığın bütün değerlerini, kazanımlarını toprağa gömmüştür. Çocukların gülüşleri, annelerin yürekleri, duaları; babaların çaresizliği ve gençlerin bedenleri adeta uçurumdan aşağı fırlatılmıştır. En önemlisi de insanlığı yetim bırakmıştır.

Suriye’de Kürtlerin varlığı, Türkiye için asla tehdit değildir; barış kadar hakikati korumak da elzemdir ve AKP-MHP, böyle bir tehdit yalanına sarılarak meşru zemin hazırlıyor. Asıl tehdit ise Kürt düşmanlığını dayatan ırkçı politikalardır. Bugün tarihi bir görev ve sorumlulukla karşı karşıya olduğumuz unutulmamalı. Gün, insanların korku ve yalan üzerinden yürütülen savaş politikalarına teslim olmadan ‘hayır’ deme günüdür.

Suriye’de asıl tehdidin IŞİD olduğu gerçeğini unutup Kürtlerin kazanımlarını, yaşam alanlarını hedefleyen bir savaş başlatmak, kabul edilemez. Bu tehlikeli gidişata ‘dur’ diyecek güçlü bir duyarlılığa, akla ve vicdana ihtiyaç var. Ülkemizin vicdan sahibi sanatçıları olarak görevimizi yapalım. Savaşa hayır diyelim, sesimizin daha gür çıkmasını sağlayalım.

Gerçek sanatçılar, insanlar ölürken kaybedecek bir şeyleri olmadığını bilirler.

Köln’de barış senfonisi 

Almanya’nın Köln kenti büyük bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. 28 Eylül’de 15 bin insanın katılımıyla son yılların en büyük barış etkinliği gerçekleşti.

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) 30. Yıllık birikimi ‘‘Yol Bir Sürek Binbir-Barış Senfonisi’’ ismiyle can buldu. Etkinlikte halkların, dillerin, inançların, kültürlerin bir arada oluşunun bütün güzellikleri yansıtıldı. Köln Arena salonunda 15 bin canımızla birlikte unutamayacağımız bir barış şölenine tanıklık ettik.

Bu anlamlı ve başarılı programın genel sanat yönetmenliğini Necati Şahin, müzik direktörlüğünü ise Kemal Dinç ve Betin Güneş yaptı. Tiyatro ve sinema sanatçıları Füsun Demirel ile Mehmet Ali Alabora Türkçe, Ulrike Johannson ile Aydın Işık Almanca sunum yaptılar.

Biz de Türkiye’den gelen birçok sanatçı dostumuzla birlikte sahne aldık. Bu arada gecede bir de “Barış Ödülü” verildi. Ödül son zamanlarda sağlık sorunları yaşayan ‘Bağlama Ustası’ Arif Sağ’a verildi. Etkinliğe ayrıca siyaset cenahından birçok kişi davet edilmişti. Bu anlamda da çok renkli bir görüntü vardı. Cumartesi ve Gezi Direnişi Anneleri başta olmak üzere Ezîdî annelerin de katılımı, etkinliğe farklı bir anlam kazandırdı.

Gecenin açılışında Almanya siyasetinin ve hükümetin sözcüleri söz alarak uzun ve biraz da sıkıcı konuşmalar yaptılar. Ancak bana göre en önemli konuşmayı Federasyon Başkanı sevgili Hüseyin

Mat yaptı. Hüseyin Mat’ın yaptığı konuşmada temel vurgu, eşit yurttaşlık ve eşit haklar oldu. “30 yıldır verdiğimiz mücadele sonucunda Avrupa’da haklarımızı elde ettik. Ama halen ülkemizde Aleviler yok sayılıyor. İnkar ve asimile edilmeye devam ediliyor. Oysa Aleviler yurttaşlık görevlerini eksiksiz yerine getiriyor. Alevilerin eşit yurttaşlık ve eşit haklar elde etmesi analarının ak sütü kadar haktır. Çünkü bu aynı zamanda demokrasi ve laiklik ilkelerine, insan haklarına dayalı meşru bir hukuk devleti olmanın olmazsa olmaz koşuludur,’’ dedi.

Sürgünde de rahat bırakmıyorlar 

Son yedi aydır ülkeden ve evimden uzağım. Hakkımda açılan sayısız dava nedeniyle kıskaca alınmıştım adeta. Hapiste olmaktansa bir sanatçı olarak üretmeye devam edebileceğimi düşünerek yurt dışına çıktım. Yine de durmuyorlar ve arkamda yeni soruşturmalar, davalar ve bu davalar kapsamında tutuklama fermanları çıkarılıyor. Türk yargı tarihinde görül- memiş bir düşmanlıkla karşı karşıya olduğumu belirtmeliyim. AKP iktidarı kendi karanlık zihniyetinden olmayan veya bu zihniyete biat etmeyen herkesi düşman ilan etmiş durumda. Onların emrinde bir hayatı yaşamak, büyük bir onursuzluk olur. Dize getiremediklerine karşı düşmanca bir savaş yürütüyorlar. Ellerinde bir sopa işlevi gören yargı ile özgürlükleri kıskaca alıp, hak ve adalet için direniş geliştirenlere karşı acımasız bir siyaset güdüyorlar. Çünkü korkuyorlar. Sanatçıdan, düşünenden, sorgulayan ve hesap sorandan korkuyorlar. Korktukları içindir ki durmadan yakalama kararlarıyla hedef gösteriyorlar.

Sürgünde neler yaptığımı ve nasıl yaşadığımı merak edip soran insanlarımız var. Bir iki cümle ile merakınızı gidermeye çalışayım. En kötü olan yanı Desim özlemidir kuşkusuz. Bazen nefessiz bırakacak kadar ağır bir özlem duygusu gelip oturuyor yüreğimin baş köşesine. Bu anlarda, bir gün, bu hasreti Munzurlarda soğutacağımın bilinciyle teselli oluyorum. Ben sanatımı hep baskı altında icra eden bir oldum. Hangi koşulda olursa olsun, sesimizi duyurabildiğiniz sürece özgürüz. Sonsuz bir özgürlük için birilerimizin çok daha ağır bedel ödemesi kaçınılmazdır. Bu dönemi cesurca, durmadan, susmadan ve üretmeye devam ederek atlatacağımıza inanıyorum.

Barış isteyen, HDP’ye karşı değil, HDP ile yürür 

Bu kez ‘psikolojik savaş’ denilen yöntemler devrede. İktidar, Diyarbakır’da birkaç aileyi kullanarak, “çocuklarının HDP binasından dağa çıktığı” algısını yaratmaya çalıştı ve bu aileleri de HDP binasının önünde eylem yapmak için yönlendirdi. Anbean adeta ablukada olan, polis tarafından gözlenen HDP binasında böyle bir faaliyetin olmayacağını aklı başında herkes bilir. AKP, kayyum atamalarına gösterilen tepkileri kamufle edip, gündemi değiştirmek ve yine bu tepkilerin Türkiye kamuoyundan gelmesinin de önüne geçmek için, bu denli uçuk senaryolara başvurdu.

AKP’nin bu hamleleri sıkışmış- lığını, yalan da olsa ikna edici bir siyaset üretemediğini göstergesi olarak da okuyabiliriz. Eğer Diyarbakır’da HDP binasının önünde oturanların beklentisi savaşın bitmesiyse, HDP ve geldiği gelenek, daima bunun için mücadele etti. Halkların ittifakına güvendi, savaşın beslendiği bütün zeminlere karşı politika üretti. Bir kez olsun savaşın safında bulunmadı; derinleşmesinin önüne geçmek için de bedel ödedi. Dolayısıyla savaştan sorumlu olan da iktidar, barış adımlarına karşılık vermesi gereken de. HDP ise kalıcı barış için bulunmaz bir şans ama mevcut iktidar, HDP’yi tanımadığı gibi, barış taleplerini terörize eden bir dayatma içinde olmaya devam ediyor.

Ferhat Tunç

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı