Seçim Sadece “Erkeklerin İşi” Değil, Kadınlar Var

Seçim tarihinin “erken” filan değil “aşırı erken” yani demokratik bir seçime imkan tanımıyor oluşu akla geliyor.

2019’da yapılması planlanan seçimlerin 24 Haziran’da yapılmasının kadınlar üzerinde etkilerini düşündüğümde öncelikle seçim tarihinin “erken” filan değil “aşırı erken” yani demokratik bir seçime imkan tanımıyor oluşu akla geliyor. Bu bütün toplum için zorluk yaratıyor ama kadınların demokrasiye ve siyasi temsilde desteğe olan ihtiyacı düşünüldüğünde, 24 Haziran bizim için gerek seçmen, gerekse adaylık noktasında daha özel zorluklar yaratıyor. Kadınlar ayrıca güçlendirilmeleri ve önlerinin açılması gereken siyasi mecrada, yüzbinlerce lira, yüzbinlerce imza ile daha çok engellenmiş durumda.

Ama öte yandan seçim kararı, gerek kadınlar gerekse tüm Türkiye toplumu açısından iktidarın gerçek durumunu da açığa çıkarıyor.  16 Nisan referandumunda kadınlardan da “evet” çıkarsa “her şey çok güzel olacak” diyerek oy isteyen iktidar, şimdi erken seçim kararını “çok büyük tehlikeler var” diye açıklıyorsa, kadınlar da durup bir düşünecek elbette. Sadece bu bile şimdiye kadar iktidara oy veren kadınların artık düşünmesine yeter ama kadınların iktidardan yüz çevirmek için çok daha büyük sebepleri de var.

Bu yüzden de bütün antidemokratikliğine rağmen, kadınların ve demokrasiyi savunan herkesin seçim mücadelesine katılması görevi var. İktidarın saymakla bitmeyecek çelişkileri ve kadınlara reva gördükleri artık defalarca kanıtlanmış durumda ve bu sefer siyaseti kendi lehimize değiştirebiliriz.

Ayrıca kadınlar, Türkiye’de epey uzun süredir herkesten daha ağır sorunlar yaşadığı ve iyi direndiği düşünülünce erken seçime belki de herkesten daha hazır olabilirler.  Bu açıdan önlerine çıkan bütün engellere rağmen hem aday olma, hem seçim çalışmalarına katılım hem de demokrasi lehine oy kullanma bakımından kadın seçmen beklenti ve umut yaratıyor.

Ve bu sefer durum, iktidara oy veren geniş emekçi topluluklardan kadınlar için de daha önceki seçimlerden farklı:

– Çalışan çalışmayan tüm kadınlar için şartlar iyiye gitmiyor, geçim derdi var, işsizlik var, intiharlar var…

– OHAL döneminde o kadar çok mağduriyet var ki, bunların hemen hepsi doğrudan en çok kadınları etkiliyor.

– Başta can meselesi olmak üzere şiddet artıyor, devlet kadınları korumadığı gibi çocukları da korumuyor.

– Kadınların gündelik zorluklarında engelli maaşı, büyükanne desteği gibi sosyal yardımlar sunan iktidarın bunlara devam etmesi belirsiz. Daha doğrusu erken seçim kararına sürükleyen ekonomik gidişatın buna imkan vermesi mümkün görünmüyor.

– Nitekim kadınların 6284 Koruma Kanunundan nafaka hakkına gerek ekonomik olarak, gerek şiddet karşısında ellerindeki tek haklarının, her birinin geri alınmaya çalışıldığını görüyoruz.

– Yıllardır iktidarın kadın seçmenden oy almak için en büyük kozu olan “başörtüsü” konusu ise artık kapanmış, geride kalmış durumda. Buna karşılık başörtülü ya da başı açık bütün kadınların ve kız çocuklarının nasıl hor görüldüğünü her gün başka bir olguyla yaşıyoruz.

Kadının, çocuğun ayrı müstakil bir varlık olduğunu reddedip ancak kendi çizdiği sınırlarda: sahnenin kenarında, pembe otobüste, pembe otoparkta görülmesini “lütfedecekler”, biz de kabul edeceğiz öyle mi?

Bizi ve kız çocuklarını korumayan, her gün horlanmamıza neden olan, bizi eşya gibi gören erkeklerden yana olan, apaçık biçimde erkeklerin tarafını tutan iktidara daha önce oy veren kadınların da artık oy vermek için hiçbir sebebinin kalmadığını düşünüyorum.

Aslına bakarsanız Türkiye’li kadınların gündeminde, seçim değil yaşadığımız gerçek sorunlar ve ihtiyaçlarımız vardı. Biz çözüm beklerken sorunlarımızın, taleplerimizin yine geri plana itileceği seçim gündemi ile karşı karşıyayız. Bizim gerçek ihtiyaçlarımız için hiçbir adım atmayan iktidarın yine sırf kendi ikbali için seçim dayatıyor. En son 1 Kasım seçimlerinde görev aldığım sandıkta oy kullanan yaşlı teyzenin intizarını unutamıyorum: “kızım bir daha hemen gelmeyiz değil mi? Ben çok zor geliyorum buraya” diyordu…İşte bütün bu birikenler, bu süreç, iktidarın kadınlar yararına hiçbir adım atmadığını da açığa çıkararak onunla hesaplaşmayı da sağlayabilir.

Kadınlar, gerek hakları için direnirken, gerekse mücadeleye katılamasa bile, ev halkının yükünü taşımakta her gün verdiği geçim mücadelesinde zaten sürekli bir çaba içinde oldukları için belki de seçime en hazır durumdalar. Elbette ki seçim çalışmalarına da aktif olarak katılacak, tıpkı referandumda olduğu gibi kendi fikir ve güçlerini katacaklar. Ülkede kadın mücadelesinin canlılığı ve sürekli bir seçim havası olmasıyla kadınlar daha çok politize olmuş durumda, dolayısıyla artık seçim “erkeklerin” işi değil.  Her dünya görüşünden kadın kamusal olarak da seçim çalışmalarına katılıyor, fikrini söylüyor, tartışıyor, kendisi aday oluyor. Kadınların aktif politik özne olarak seçime katılmalarını daha da ilerletmek için elimizden geleni yapmalıyız.

Bizim sadece adaylardan beklentimiz yok, vaatlerimiz de var. Bu vahim gidişatı kadınlar durduracak. Sahneden indirilmek istenen kadınların bu seçim sürecine cevabı her anlamda sahne almak için mücadele olacak.