Seyit Cemal Konferansı

Munzur Üniversitesi, 24 Aralık 2017 tarihinde Avcılar Belediyesi Kültür Merkezi salonunda Pir Seyit Cemal’i konu alan bir konferans düzenledi. Konferansın çağrıcısı, merkezi İstanbul’da bulunan Dewres Camal (Derviş Cemal)Ocağı Vakıfıydı.

Bir kaç dostumla, ne duyacağımız merakıyla programı izlemeye gittim. Dewres Cemal hakkında üniversitemizin değerli rektörü, hocaları ve Hozat Belediye Başkanı, bize resmi söylemin dışında, yeni referanslar ve yeni analizler sunacaklar mıydı acaba?!

Konferansın açılışını Dersim toplantılarının müdavim sunucusu İlknur Kaplan yaptı. İlknur Hanım kısa bir selamlamanın ardından ‘Büyük Önder Mustafa Kemal, silah arkadaşları ve şehitler adına saygı’ duruşuna çağırdı katılımcıları. Ardından da İstiklal Marşını okuttu. Yeni karşılaştığımız bir durum değildi bu. Programın‘kurucu iradeyle’ açılması, günümüz Aleviliğinin besmelesi haline geldiği için, duruma şaşırmadık. Ortamdan ayrılmayı düşündükse de bunu yapmadık. O saat itibarıyla “Ya Dewres Camal!” deyip, sabırla, onun inançsal dünyasına ve Raa Heqi inancına çakılacak çivileri (!) görmek istedik.

Sahne kurgusu, konferanstan ziyade sanatçıları birer birer sahneye alan bir konser muhtevasındaydı. Bizim cenahtan oyunun ilk perdesi Pir Kasım Dede’nin yaptığı duayla açıldı. Yüreğimi en çok acıtansa vakıf başkanı Hıdır Demir’in eline tutuşturulan yazıyı okurken çektiği ıstıraptı. Yazı içeriğinde kurulan uzun Farsi cümleler, düzgün okumasını engelliyordu. O birkaç satırdan ibaret olan metni muhtemeldir ki hocalar vermişti eline. Başkanın okuma güçlüğü, onların gülüşmelerine neden oluyordu. Yarattıkları bu sevimsiz ortamdan dolayı, acınacak durumdaydılar aslında…

Sonra bu mizansenin figüranlarından Hozat Belediye Başkanımız sahneyi aldı. İslam tarihinden kendince bize referanslar sundu. Alevi inancının Müslümanlığın özü olduğunu, Sünni ayrılıklara son verip birleşmemiz gerektiğini Alevilere anlattı.

Keşke başkan bunu Alevilere değil de hocaların aracılığıyla, böyle bir konferansta din kardeşlerimize anlatsaydı. Çünkü Alevilerin asırlardır var olagelen mağduriyeti ortada. Dün sapıklar diye alınlarına damga vuruluyordu, bugün kapılarına çarpı işareti konuluyor. “Bir olalım” sözünün muhatabı Aleviler değil, onları ötekileştirenlerdir oysa. Belediye Başkanımızın aracı olduğu bu toplantı bile, baştan sona bir asimilasyon faaliyetidir.

Belediye başkanının konuşmasından sonra, sahneyi genç yaşta profesör olan Munzur Üniversitesi Rektörü aldı. Hocamız Alevilerin gönlünü hoş eden tarihi övgülerden sonra, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’ın
selamlarını iletti bize. Sonra da Dersimlilere o büyük müjdesini (!) verdi. ‘’Başbakanımız, Dersim’de Alevi Akademisi kurmak için yüz elli milyon TL ödenek çıkardı. Şimdiden Dersimlilere hayırlı ve uğurlu olsun’’ dedi.

Son konuşmacı üniversite hocalarından Coşkun Kökel oldu. Coşkun hocayı, Namık Kemal Zeybek, Rıza Zelyut ve İzzettin Doğan’dan farklı  cümleler kurar diye sabırla bekledim. Toplantı seyri ilerledikçe TV kanallarını gezinip, kendi İslam’ını milyon maaşlar karşılığında anlatan, Nihat Hatipoğlu’nu dinler gibi oldum.

Coşkun Kökel’in özel eğitimlerden geçtiği her halinden belli. Zira hocada, dinleyicisini hipnoz etme  becerisini gördüm. Bazı şeyler özel yetenekler gerektirir ya, o da kendisine verilen görevin sorumluluğu ile konuşuyordu.

Coşkun Kökel, söze Seyit Cemal’in Hacı Bektaş-ı Veli’den el aldığını anlatırken Hacı Bektaş-ı Veli’yi de götürüp, Türkmenistan şeyhi Ahmed Yesevi’ye bağladı. Oradan Hacı Bektaş-ı Veli’yi Ahmed Yesevi eliyle Türklüğü ve İslam’ı yaymak üzere Rumeli’ne (Anadolu’ya) getirdi.

Hocamız bu görüşlerini şecereler eşliğinde temellendirmeye çalışırken, dinleyicisinde bir hayli heyecan uyandırdı. Hatta bazıları kendinden geçti, atasına verilen mühürlü şecereleri seyrederken. O an kimse bu tarihi vakanın arka planında dönen dolaplarla alakalı değildi.

Konferansta bilerek soru almadılar. Anlattıkları uydurma hikayeler akılda kalsın istediler. Örneğin şu soru sorulmalıydı; Hacı Bektaş Veli Dergahından el almış,  erenlerin ve taliplerin, bir eli kanda bir eli halkların ekmeğinde olan hükümdarların ve padişahların vereceği şecerelere ne ihtiyacı olabilirdi?!

Bu uyduruk tezleri hala ciddiye alıp dinleyenler var maalesef. Dilim varmıyor ama ‘bize ne yapsalar yeridir’ demekten kendimi alamıyorum.

Bahsi geçen tarihlerde hükümdarlar Anadolu toprağının dörtte birine bile hâkim değillerdi. Hele kültürel olarak esamileri okunmuyordu. Etki alanında olmayan bölgelere nüfus etmek amacıyla dağıtılan şecerelerin alevi ocakları tarafından bu kadar abartılıyor olması anlaşılır gibi değil. Aleviler için kutsal olan o mürşit ocağından el almış ve bir lokma bir hırkayı kendine yol eylemişlerin bu sahte evraklara ve bu sahte görüşlere itibar etmesi gerçekten hüzün verici. Siz ki kılıcını kınında tutmayanların verdiği sözlere değil tenezzül, tarih boyunca gülüp geçmişsiniz, şimdi ne oldu da kör kuyularda iz sürmeye düşmüşsünüz?! Yazık çok yazık!

Yıllardır tekrarlanan bir yalan bu konferansta tekrar  pişirilip önümüze servis edildi. Oysa İddia edildiği gibi ne Hacı Bektaş’ı Veli, Hoca Ahmed Yesevi ile buluştu, ne ondan el aldı ne de onun direktifiyle Anadolu’ya geldi. Çünkü Hacı Bektaş Veli’nin kabul edilen doğum tarihi 1209. Bu tarihten tam 43 yıl önce ölmüş (1166) olan Ahmed Yesevi, nasıl Bektaş’ı Veliyi Anadolu’ya gönderir?! Kaldı ki günümüz bilgi çağında,isteyen herkes bu bilgilere rahatça ulaşa biliyorken! Sırmış gibi bize anlatılan o tarih, artık sır olmaktan çıktı, tabi bakmasını bilenlere.

Alevilik konusu, bu ülkenin Kürt Sorunu kadar yakıcı ve çözüm bekleyen bir sorundur. Onu hal yoluna koymak ve resmi olarak tanımak oyun kurucuların işine gelmiyor. Hazır İslam’a bir iktidar zırhı giydirilmişken bu zırhın şemsiyesi altına gelmeyerek ayak direyenler ya asimile edilecekler ya da dönem dönem olduğu gibi icabına (!) bakılacaktır. Süregelen devlet aklı hala bu inadın peşinde. Onun içindir ki derin labirentlerde yeni projeler hazırlanıyor, bütçe
ayrılıyor ve eskiyen yüzler yerine, yenilerini hazırlayıp aramıza salıyorlar.

Neticede, inançla etnik kökenimiz Türkmenistan steplerinde dolaştırılıp Arap çöllerinde abdest aldırıldıktan sonra, nihayet Türk’ün dış kapısına mandal olma teveccühü ile onurlandırıldık. Ne denilir: “Dewres Cemal aşkına, düşün yakamızdan!”

Yüz yıllardır bu kadim inanç resmi tarihçiler eliyle yalan üzerinden tarif ediliyor. Munzur Üniversitesi’nin ve hocalarının yapacağı konferanslarda bunun tekrarından ibaret olacaktır.

Zira samimiyetin testi yalan tarih değil, gerçeği anlatmaktır. Munzur Üniversitesinin başlattığı bu çalışma, sisteme bir türlü entegre edilemeyen Dersim Aleviliğinin tasfiye planıdır. Görünen o ki Munzur Üniversitesi benzer konferansları Alevi ocaklar eliyle sürdürme niyetinde. Hazır elimizde bir Alevi kurultaylarının hüsranı var iken, yeni bir vebalin altına imza koymak saflık değilse,bir kez daha o hakikat kapısına çakılacak paslı çivilere, onay veriyoruz anlamına gelecektir.