Sivas Madımak katliamından sağ kurtulan Elif Dumanlı anlatıyor

Elif Dumanlı 2 Temmuz 1993 yılında Madımak’ta bulunan aydınlardan birisi. Çocuk edebiyatı araştırmacısı ve yazarı. Elif Dumanlı, o gün yaşananları PİRHA’ya anlattı.

“Her 2 Temmuz’da sürekli kabuslar görüyorum”

“Yıllardır her 2 Temmuz yaklaştığında sürekli kâbuslar görüyorum. Bu sene kimseyle röportaj yapmayacağımı düşünüyordum. Arkadaşların ısrarı ile tabii ki bir tarih var tarihsel gerçekliği insanların bilmesi gerekiyor. Bunun için saygı duyarak böyle bir şeye başlıyorum” diyerek yeniden tarihe not düşen söyleşisine başlıyor Elif Dumanlı ve daha önce anlatamadıkları ile kafasında oluşan sorularla dolu anlatımına başlıyor.

“Herkes 8 saat bu acıyı seyretti”

O günler neler yaşandığını herkes merak ediyor. Zaten 8 saat boyunca televizyonlarda seyredildi aslında. Ancak içeride olmakla ile dışarıda olmanın farkı nedir bilmiyorum.

Geçen Hüseyin Aygün’le otururken, içeri ile ilgili neler yaşadıklarımızdan bahsettim. Hepimiz sakin bir şekilde içeride bekledik. Toz dumanlar bize ulaşana kadar. İçimizde en garip olan ve olayları anlamayan Hollanda vatandaşı Karina idi. Çok şaşkın ve çok panikti. Karina’yı bir türlü algılayamadık. Çünkü içimizde bir umut vardı. Devlet gelip bizi kurtaracaktı.

“Alevilerin Cumhuriyetin temel unsuru olduğunu düşünüyorduk”

Daha önce de bazı röportajlarımda belirtim. İnsanın kendi iradesinin dışında, doğuştan getirdiği birtakım özellikleri vardır. Bu özelliklerinden dolayı hiç kimse katledilemez. Öyle düşünüyorduk.

Bu özelliklerden biri de Aleviliktir. Üstelik Aleviler cumhuriyetin temel unsuru ve koruyucusu, bu nedenle mevcut sistemi kurmaya, yaşatmaya çalışıyorsun, kalkıp hiçbir suçun yokken birileri tarafından öldürülmeyi hiç birimiz düşünmedik. Sakin bir şekilde bekledik.

“Sivas katliamı ile ilgili çözemediğimiz çok şey var”

Aziz Nesin ve Arif Sağ’ın meclisteki milletvekilleriyle, o dönemde hükümetin ortağı olan SHP ile görüşmelerini izledik, dinledik. Her an kurtarılmayı bekledik. Meclisle telefon iletişimimiz vardı. Yani Sivas Katliamı ile ilgili çözemediğimiz çok şey var.

Söylemek istediğim, bizim sakin beklememizin sebebini Auschwitz toplama kampında bir psikiyatrist çözmüş. Yahudiler üzerinden ‘bunu daha öncede anlatmıştım’ kısaca anlatmak isterim. Orada Yahudiler kurşuna dizilmeden önce kendi mezarlarını hazırlatıyorlarmış, sonra kendi kazdıkları mezara giriyorlarmış, yani mezar boylarına uygun mu değil mi diye bakıyorlarmış.

Ondan sonra kıyafetlerini çıkarıyorlar ve düzgün bir şekilde katlayıp kenara bırakıyorlarmış ve silaha bakıp öylece bekliyorlarmış. Ve o silahtan kurşun çıkmayacağını, bir anda ‘haydi af edildiniz, gidebilirsiniz’ denileceğini düşünüyorlarmış.

Çünkü Yahudi olmak doğuştan gelen bir özellik, suç unsuru yok. Öldürülme gerekçesi olduğunu kimse düşünmüyormuş. Bizdeki de buydu. Aynı ruh durumu olduğunu düşünüyorum.

“Yahudiler de öldürüldüklerine anlam veremiyorlardı”

Ve şimdiye kadar sürekli sorduğum ve 3-4 sene önce sormayı bıraktığım soru şuydu; ben öldürülmeyi hak etmedim, hiç kimse öldürülmeyi hak etmedi. Böyle bir olayı hak etmedik. Neden peki yaşandı bu katliam!

Ama artık austchwitz toplama kampında Viktor E. Frankl’in İnsanın Anlam Arayışı kitabındaki yazdıkları ile Hannah Arendt’in Kötülüğün Sıralandığı kitaplarını okuyunca daha da netleştim.

“Kimliğimiz yok edilmemizin tek nedeni”

Bizim kimliğimiz doğduğumuz andan itibaren fişleniyor ve sistem tarafından yok edilmemiz gerektiği düşünülüyor. Yani en son bu OHAL’le birlikte bize yöneltilen devletin kamu kurumlarında çalışan insanların kimlikleri üzerinden ihraç edilmesi de bunun en son basamaklarından birisi.

O günü kısaca anlatayım neler yaşadığımızla ilgili ondan sonra bu güne gelmek istiyorum. Cumhurbaşkanlığındaki komisyondan bahsetmek istiyorum.

“İki kültür birbirinden ürktü”

O gün biz Kültür bakanlığının izin verdiği, valiliğin öncülük yaptığı, devletin kamu kurumlarının ortak olduğu yasal bir etkinliğe gittik. Etkinliğe gittiğimizde de tabi ki normal kıyafetlerimizle gittik. Hep söylediğim gibi yolda yürürken tam köşeyi dönmüştük çember sakalı dini kıyafetli bir adamla karşılaştık. Bende de şort vardı. Adamla karşılaşınca adam bir anda ürktü, ben de ürktüm. Sivas’ın ortasında iki kültür karşılaşınca birbirinden ürktü. O gün bir terslik olduğunu anladım. Yani bize farklı gözle bakıyorlardı. Rahatsız oldukları belliydi.

Yani halk olarak bu etkinlikle ilgilenmek ‘şimdi düşünüyorum da’ normal bir şey değil. Zaten sıradan halk da değillerdi. Genellikle dini kıyafetliydiler ve militan oldukları belliydi.

“O militanlar önceden oraya nakledildiler”

Bu insanlar özellikle daha önceden oraya nakledildi, bu katliam önceden planlandı. Bizim etkinliğimizden dolayı galeyana gelen halkın spontane bir eylemi değildi.

Daha çok Aziz Nesin’i suçladılar. Cumhurbaşkanının oluşturduğu komisyon “İşte siz sivri dilli aydınlarla birlikteydiniz” diyerek sorumluluğu Aziz Nesin’e yüklemeye kalkıştı. Ayrıca, “Siz Aleviler uysalsınız, sistemle uyumlusunuz, nasıl öyle insanlarla bir araya geliyorsunuz” gibi sorular da yönetildi.

Ne var ki bu yaklaşım günümüzde de böyle sürüyor. Aziz Nesin’le birlikte olmasaydık böyle bir katliama maruz kalmayacaktık, devletin bakış açısı bu, yani katliama maruz kalmamak için nasıl davranacağımızın mesajları veriliyor.

“Osmanlının Alevilere verdiği görev”

Ayrıca bize verdikleri bir mesaj daha vardı. ‘Osmanlı’da yeniçeri ocaklarının içindekiler Alevi Bektaşi dergahından olduğu biliniyor. Yani biz size Osmanlı’dan beri görev verdik. Cumhuriyet’te de bir görev verdik. Onu savunacaksınız, bizim verdiğimiz görevleri yapacaksınız, hiç kimseyle görüşmeyeceksiniz. Özellikle de Kürtler ve sosyalistlerle’ Bir kimlik üzerinden bu mesajı veriyorlar. Cumhurbaşkanlığı komisyonunda da konuştuğumda ve görüştüğümde de bu mesajları aldım. Ayrı bir konu, o konuya da birazdan döneceğim.

“Sürekli taciz edildik”

Evet, bizi o gün taciz etmeye başladılar. Evet tarihsel bir iş için oradaydık. Bir kültür etkinliği vardı, bir de kitapların açıldığı stantta yazarlar söyleşi yapıyorlardı. Ben oradaydım. Aziz Nesin’in kitaplarından sorumluydum. Pir Sultan’da bir kitap standımız vardı.

Kültürel etkinliklerin yapıldığı salona da gelip taciz ediyorlarmış. Bize de geldiler taciz ettiler. Bu kitapları açamazsınız, şunu yapamazsınız gibisinden, çok aldırış etmedik. 2 Temmuz günü ise durum daha da farklıydı. Yemek yediğimiz yerde gruplar hepsi tek tip kıyafetli idi. Hepsinin yaşı birbirine uygundu. 20-25 yaşlarında erkeklerdi. Slogan atıp çok rahat Sivas sokaklarında gezmeye başladılar.

“Polislerin kaliamdaki katkısı”

İşin ilginç yanı otelin önünde göremediğimiz kadar polis vardı. O polislerin hiç biri otelin önüne gelmedi. O polisler koridor oluşturdu. Onların rahatlıkla gezmelerine sebep oldu. Bir yanılsama olmasın. Durdurmak gibi bir niyetleri yoktu. Kalabalık çoğaldıkça, dernektekiler haklı olarak bizi otelin içine çekti. Güvenliğimizi sağlamak için. Otele geldik. İki gruba ayrıldık. Tabii Kültür merkezindekiler orada kapalı kaldılar. Sadece dışarıda olanlar ve içeride yemek yiyenler otele geçti.

“Kalabalık güruh oteli sardı”

Otele geçtiğimiz anda otelin etrafı sarılmaya başlandı. Ama hiç birimizin aklına ne yangın çıkacağı ne de katledileceğimiz geldi. Biz gençtik aklımıza gelmedi ama hani orada tecrübeli arkadaşlar vardı. Sistemi çözebilecek düzeyde insanlar vardı. Onlarında aklına da gelmedi galiba. Daha önceki katliamları biz kulaktan dolma yaşadık. Maraş ve Çorum katliamları gibi yaşadığımız katliamlar önümüzde duruyordu. Onlarla ilgili sağlam tespitler ve tahliller yapılamadı. Osmanlı’da yaşanan katliamların da niteliğini bilmiyoruz. Dersim katliamına ilişkin de net tespitler yoktu.

“Sivas Aleviler için ayrım noktası oldu”

Sivas katliamının görüntülü olması aslında Alevilerin yüzleşmesini, geçmişiyle aynı zamanda geleceği ile yüzleşmesine sebep oldu. Bir kırılma yaşandı. Ben bunu görüntülü olmasına bağlıyorum. Ben 2 Temmuz’dan bu güne zombi filmleri izlemiyorum ama rüyalarımda zombi görüyorum. Onları zombileştiriyorum. Onlardan kaçmaya çalışıyorum.

“Otelden BBP’nin balkonuna atladım”

Otelin her tarafı sarılmıştı. Otelin sağında solunda, çatısında, bir koridorda kadınlar olarak sıkıştık kaldık. Katliamın birde kadın boyutu var biraz sonra unutmazsam anlatmaya çalışayım. Yani taş atmaları bitmedi, enerjileri, öfkeleri bitmedi. Nasıl bir öfke anlayamıyorum. Hiç bir zamanda anlayamayacağım. Sonra ben karanlıkta duvarları yoklaya yoklaya aşağıya indim.

iki tane yer vardı, biri sağdan gidilen, birisi de Azizi Nesin’in olduğu yerdi. Aziz Nesin’le karşılaştım. Onun odasına girip oradan çıkmaya çalışmak istedim. Aziz Nesin’in olduğu yerden çıkma fikri benim hayatımda farklı bir yere evirdi.

Buradan Büyük Birik Partisi’nin olduğu koridora atlamak. Bu büyük bir travma idi.

“BBP’de kalaslarla dövüldük”

Verdiğim karar farklı etkiledi beni. Bir kat alttaydı, oraya atladım.. Atlayınca bir şey olmadı. BBP başkanı Muhsin Yazıcıoğlu açıklama yapmıştı. Ölmeden önce. ‘Biz onları kurtardık iyi davrandık’ diye. Hayır, orada bizi kalaslarla dövdüler.

Tekrar içeriye atmaya çalıştılar. Kadınlar yaklaştığında ‘orospular’ diyerek içeriye iteklediler. Yani Alevilerin özellikle de Pir Sultan Abdal Derneği’nin BBP’den sorması gerektiği hesaplardan biri budur diye düşünüyorum. BBP bizi çok sonra içeriye aldı. Zamanı kestiremiyorum ama 3-4 saat geçmiştir, o zamana kadar bizler birçok arkadaşı kurtarabilirdik.

Dumandan boğularak ölen birçok arkadaşların sorumlusu BBP’dir. O kadar kendilerini cici göstermelerine gerek yok. Bunun hesabı sorulmalı. Orada saatlerce bekledik ve şiddete maruz kaldık. BBP’ye geçiş için bir pencere vardı. O pencereyi tutmuşlardı. Ve geleni dövüyorlardı. BBP’nin öfkesi dışarıdaki insanların öfkesi gibiydi. Sonradan zaman ilerledikçe saati kestiremiyorum 10.00-11.00 olabilir. Sonra bizi içeriye almaya başladılar.

“Önce kalasla dövdüler sonra çay verdiler”

Bir süre sonra polis geldi. Bize çay verdiler. O günden beri çay içemiyorum. Şok üstüne sok yaşıyorsun. Biraz önce seni kalaslarla döven adam biraz sonra sana çay getiriyor. Çok normalmiş gibi. Sonra emniyete alındık. Emniyet yetkilileri ‘sizi koruyamayacağız’ dediler. Emniyetin içindesiniz ve sizi koruyamayacağız diyorlar. Bizi buldukları uçaklarla tahliye etmeye çalıştılar. Ben haber için gelen özel bir uçakla 7-8 kişi ile birlikte döndüm. Arif Sağ’ın eşi vardı. Aziz Nesin’in hatırladığım kadarıyla özel sekreteri vardı.

“Erdal İnönü Katliam sırasında gelmeliydi sonra geldi”

Emniyette iken, hükümette olan sosyal demokratlardan Erdal İnönü, Fikri Sağlar ve milletvekilleri geldi. Üzüntülü bir şekilde ellerimizi sıktılar. O gelme kurtarılmadan önce de olabilirdi. Sivas Ankara arası 1 saat, olaylar başlamadan öncede gelebilirdiler. Ben o ‘geçmiş olsun’u yüreğimde kabul etmedim. Şimdide kabul etmiyorum.

“Alevi katliamlarında sosyal demokratlar iktidarda”

Birçok önlem alınabilirdi. Alevilerin yaşadığı katliamlara baktığımızda Çorum, Maraş, Sivas hepsinde de sosyal demokratlar ya hükümetti ya da hükümet ortağı idi. Hiç birisinde de biz korunmadık. Korunamadık. Nefesimizi bile takip eden istihbarat örgütleri, katliam hazırlıklarını görmezlikten geldi.

Ben Cumhuriyetin bizi koruduğunu düşünmüyorum. Tam tersine cumhuriyetin kuruluş aşamasında, kuruluşunda bir problem olduğunu düşünüyorum. Yüzleşmemiz gerektiğini, özellikle Türk Alevilerinin yüzleşmesi gerektiğini düşünüyorum.

“Katliamda kadın olmak”

Onun dışında, kadın olarak Aziz Nesin’in odasından atlasaydım ne olurdu? Bunu neden tercih etmediğimi yıllardır düşünüyorum.. Sürekli oraya atlasaydım bir sürü erkek içerisine atlayacaktım ve tecavüze maruz kalacaktım.

Komünist Mustafa Suphi’nin onun Rus eşinin Karadeniz’de erkek komünistler öldürüldükten sonra onun günlerce Karadeniz’de tecavüze maruz kalarak delirerek ölmesi aklıma geliyor. Yani bu bende yaşamadığım, ama yaşama ihtimali olduğum bir an ve sürekli üzerimde bir ağrılık meydana getirdi. Yani bir sonraki aşama oydu, yıllarca içimden gitmedi ve şu anda da gitmediğini söyleyebilirim.

“Ezilenlerin sözcükleri olmuyor”

Kadın olarak ezilen bir halkın bireyisin, bunun yanında kadınsın. Ezilenlerin sözcükleri olmuyor, suskun oluyorlar. Daha az konuşuyorlar ve susuyorlar. Senelerce hiç kimseyle konuşamadım. Çünkü bu katliamı algılayamadım. İçimde suskunlaştım ve kendimden uzaklaştım.

“Alevi kurumları Diyarbakır Cezaevi’ndeki Kürtler gibi katliamlarla yüzleşemediler”

Ben konuşmadıkça insanların bana yaklaşımları da pek sağlıklı olmadı. Benim de onlara yaklaşımım sağlıklı olmadı. Bunları sorgulayamadık. Ben beklerdim ki Pir Sultan ve diğer örgütlü yapılardan, sol sosyalist alevi örgütlerden, katliamlarla ilgili yüzleşme toplantılarımız ve sempozyumlarımız olsun. Örneğin Diyarbakır cezaevinde yaşanan bir yüzleşme sempozyumu oldu. Bu benim hayatımdaki önemli anlardan biriydi. Orada yaşayan Kürtler yüzleştiler. Yüzleşince başka bir mücadele alanına yöneliyorsun.

Biz hala yüzleşememekten dolayı sistemin bize biçtiği anı yaşıyoruz, üzülüyoruz, anmalarımızı yapıyoruz ve geri dönüyoruz. Onları yıllarca içimizde biriktiriyoruz. Yüzleşemediğimizden dolayı da Çorum’dan sonraki Sivas katliamını algılayamıyoruz.

Pirha