Suriyelileri Ne Yapalım?

Atmak mı lazım, satmak mı? Ülkelerine geri mi gönderelim, sevelim sevilelim mi? “İyi” insanlar mı bu Suriyeliler “kötü” mü? Yılbaşı kutlamalarına katılsınlar mı yoksa ülkelerinde kanlı savaş varken sessizce bir kenarda otursunlar mı?

Önce karar verelim / bilelim: Kim bu Suriyeliler?

Hangi Suriyelilerden bahsediyoruz? Bu insanlar neden kendi ülkelerini, mallarını, mülklerini bırakıp buralara geldiler? Kendilerine zulüm uygulayan diktatör bir rejimden mi kaçtılar yoksa eli kanlı tekfiri örgütlerden mi?

Neden kendi ülkelerinde kalıp savaşmayı ya da “can güvnliklerinin olduğu” yerlere değil de Türkiye ve diğer komşu ülkelere göç ettiler? Yaşadıklarının sorumlusu kim ya da kimler? Kaçtılar mı, göç mü ettiler? Kaçmaları ya da göç etmeleri kandırılmalarının sonucu mu(ydu), zorunluluk mu(ydu)? Neden tartışıyoruz Suriyelileri?

Soru çok, cevap çeşitli.

Taksim’deki yılbaşı kutlamaları sırasında bir grup Suriyelinin kutlama yapıp “Suriye Suriye” sloganları atması sert tartışmalara neden oldu.

Tartışmalara katılan tarafların bir kısmının üslubu,içindeki nebat konusunda ayrıntılı bilgi sahibi olmayıp ormanı dışarıdan tarif etmeye çalışanlara benziyor. Bir başka deyişle Suriyelilere tepki gösterenlerin ya da tepkilere karşı çıkanların birçoğu yukarıdaki soruların cevabını bilmiyor, merak da etmiyor aslında. Hal böyle olunca tartışmaya katılanların bir kısmı tekil örnekleri Tüm Suriyelilere teşmil ediyor, bir kısmı bilerek ya da bilmeyerek ırkçılık yapıyor, hatta bir kısmı yine bilerek ya da bilmeyerek “karşı kampta” yer alanları savunmuş ya da “aynı kampta” yer aldıklarına karşı çıkmış oluyor.

Neden mi bahsediyoruz? Daha önceki örnekleri / bilgileri tekrar etmiş olacağız ama “ormandaki nebatı” tarif edebilirsek ne demek istediğimizi de anlatmış olacağız.

Diğer komşu ülkelerde bulunanlar için de aynı soru ve cevaplar geçerli olabilir ama biz Türkiye’ye kaçanlar ile ilgili bazı bilgileri paylaşalım:

– Tarihinde ilk kez dışarıya sığınmacı veren Suriye geçmişte insanların sığındığı bir ülkeydi. 1948’den bu yana Filistinlileri kabul etti, bugün yaklaşık 500 bin Filistinli Suriye’de yaşıyor. Yaşadıkları yerler “kamp” olarak adlandırılsa da aslında çok katlı binaların, özeller de dahil hastanelerin, okulların, alışveriş merkezlerinin, her meslekten insanların bulunduğu binlerce insanın yaşadığı semtler. Bu semtlerde hemen her Filistinli örgütün temsilcilikleri, büroları var ve bu örgütler bu semtlerde faaliyet içinde.

– ABD’nin Irak saldırısından sonra yaklaşık 2 milyon Iraklı Suriye’ye sığındı.

– Lübnan iç savaşı ve 2006 Hizbullah – İsrail savaşında binlerce Lübnanlı Suriye’ye sığındı. Savaşlar bitene kadar Suriye’de barındılar.

Bu sığınmacıların hepsi Suriye’de eğitim ve sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlandılar. Filistinliler için ise “pozitif ayrımcılık” yapıldı ve halen Suriye’de devlet memurluğu da dahil her tür işte çalışabiliyorlar ve bir Suriyeli ile aynı haklara sahipler.

Böyle bir Suriye’den insanların kaç sebebi neydi peki?

Kısaca savaş. Ama kirli savaş.

– Geldikleri topraklara olan aidiyetleri, anıları, kültürel birikimleri, zenginlikleri Suriyelileri göç ettirenlerin umurunda değildi. Onlar Esad’a karşı yapılan kampanyanın zemininin oluşturulabilmesi için birer dolgu malzemesiydi o kadar. Daha savaş başlamadan yerleri hazırdı ve kendilerine maddi imkanların cazibesine kapıldılar.

– Türkiye’ye gelen / getirilen Suriyelilerin profili belli. İktidar bu süreçte “çok ince” hesaplarla hareket etti. Bu nedenle bu insanların çoğuna sığınmacı değil Türkiye’de “iktidarın davetlisi” de denilebilir. Bugün hala Lazkiye, Tartus gibi yerlerden Türkiye’ye gelmek isteyenlere vize verilmemesi de bu “ince” hesapların sonucu. Sahi Halep’ten ve başka yerlerden kaçmak zorunda kalan Ermeniler, Kürtler, yönetim yanlısı Sünniler, Hıristiyanların kaçta kaçı Türkiye’yi tercih etti ve neden?

Gazeteci olarak 2007 yılından 2016 Mart ayına kadar Suriye’de bulundum.

Aşağıda yer alan tespitler gösterilerin başladığı günlerden 2016 Mart ayına kadar devamlı olarak bulunduğum Suriye’de yerinde yaşayarak yaptığım gözlemlere dayanarak yapılmıştır. Bu tespitlerin bir kısmı Suriyelilere karşı düşmanca tavır içinde olanlar tarafından da dile getiriliyor. Ancak önemle belirtilmek gerekir ki bu tespitler faşizan bir yaklaşım ile Suriye(li) değerlendirmesi yapanlar ile uzaktan yakından alakalı değildir ve hangi saik ile olursa olsun Türkiye’de bulunan Suriyeliler başka bir ülkeye göçmek zorunda kalan ya da göçen insanlar olarak asla ve asla faşizan bir yaklaşımı hak etmemektedirler. Bu nedenle bu tespitlerin sadece “tespit” olduğu gerçeği gözardı edilmemelidir.

– Suriyelilerin hepsi “kaçarak” gelmedi. Bir kısmı göç dalgasının oluşturduğu “fırsatı” kullanmak istedi. Bu gibilerin amacı Türkiye’yi köprü olarak kullanıp Avrupa’ya geçmekti. Ama bu yolculukta da “politika malzemesi” olmaktan kurtulamadılar ve Berlin’i, Paris’i hayal ederken İstanbul’a, Antep’e razı oldular. Batı ülkeleri “seçici” davrandı ve “okumuşları” almaya çalıştı, standardın altında kalanları Türkiye’de “bıraktı.”

– Suriyeliler içinde orduya katılmamak için Türkiye’ye gelenler de var, Türkiye’nin “taşı toprağı altın” diye düşündüğü için gelenler de. Bu gibilerin sayısı az değil.

– Suriyeliler içinde sermaye sahibi olanların sayısı da az değil. Kendi ülkelerinde savaşın “işlerini bozması üzerine” çok sayıda iş adamı Türkiye’ye yatırım yaptı, işyeri açtı. Toplu emlak işlerine girenler bile var bunların arasında.

– Eşi, çocuğu,babası, akrabası Suriye ordusuna karşı savaşan çok sayıda kadın ve çocuk da Türkiye’ye geçti.

– Bazı iş sahiplerinin işlettiği yerlerin sermayeleri talan, hırsızlık, örgüt parası gibi kaynaklardan. Bu gibileri illegal kaynaklara bulaşmayanlardan ayırabilmek neredeyse imkansız, elbette bu gibilerin buralara gelişi istihbaratın bilgisi dahilindedir. Bu gibilere “hareket alanı” sağlanması da bu bilgi doğrultusundadır.

– Türkiye’deki her Suriyeli Esad yanlısı / laik ya da Esad karşıtı / dinci değil. Türbanlı, trübansız, sakallı, sakalsız olmaları da ölçü değil.

– Taksim Meydanı’nda bayrak açanlar Esad ve laiklik karşıtlarıydı. ÖSO bayrağını açtılar. Bu bayrağı açanlara özellikle dikkat etmek gerekiyor. Bu bayrağı açanları buralara “getirenler” ya da gelmesine neden olanlar olası bir durumda ilk önce bu insanları kullanacaklardır. ÖSO Bayrağı açanların sahip olduğu anlayış da buna müsaittir.

Peki neden “Mehmetçik orada onlar için ölürken, Suriyeliler burada keyif çatıyor?” Bu soruyu Erdoğan’a ve geçmişte ve bugün birlikte hareket ettiği liderlere sorup cevap vermelerine imkan tanımadan şunu sormak lazım:

Mehmetçik Suriyeliler için mi Türkiye’de iktidarın politikaları için mi ölüyor?

“Suriyeliler kendi ülkelerinde savaştan kaçmışlar burada keyif yapıyorlar” eleştirilerine gelince:

Türkiye’ye geçen Suriyeliler savaşmayı tercih etmeyerek yeni bir Stalingrad destanına imza atmak istememiş belli ki.

Şu örnek önemli: Suriye’deki Kürtler de tercihlerini buradaki çoğu Suriyeli gibi savaşmayıp başka ülkelere göçmekten yana kullanabilirdi. Ama o zaman ne olurdu? Bugün sahada da masada da söz hakları olmazdı.

Herkes savaş ve ordu taraftarı olmak zorunda değil elbette. Ama bu daha çok felsefi bir tercih ve savaş çoğu zaman tercih değil dayatmadır / zorunluluktur. Eğer kendi topraklarınıza, insanınıza tecavüz edenlere karşı savaş(a)mazsanız bedel ödemeyi göze almazsanız “tartışılan yığınlar” olmanın ötesine geçemezsiniz.

Bugün Suriyeliler bu nedenle hangi sebep ve hedef ile gelmiş / getirilmiş olurlarsa olsunlar yığın olmaktan kurtulamıyorlar.

Bizdeki mezhepçi ve faşizan kafalar da Suriyelilerin bu durumu yaşamaları için işbirliği halinde ellerinden geleni yaptı, yapıyor. Birincisi “seçerek” getirdi, ikincisi “ayar vermek gerektiğinde” harekete geçiyor.

Musa Özuğurlu