Yazı İnsanın Kalbidir

Dersim, romanlarda en çok anlatılan yerlerin başında gelir. Ana ekseni 38’e gelinen süreç ve o zamana kadar yaşanılan trajedidir. Bu kadar çok roman olmasına rağmen hafızalarda yer alam Dersim romanı neredeyse yok denecek kadardır. Kuşkusuz bunun birçok nedeni vardır. Tanıtımlar, duyurular ve dağıtımın az olması öncelikli sorunlar olarak durmaktadır. Hal böyle olunca okurun bundan haberi olmamaktadır. İkinci olarak okura ulaşmasına rağmen, birbirlerine benzeyen romanlar arasında bir bocalama yaşanmaktadır. Farklı bir içerik, farklı bir sunum bulamayan okur yenisini okumaya çekinmektedir. Kendi adıma bir okur olarak ben de böyle yaklaşıyorum. Uzun uzun metinler, aynı konular, kurgular… Tam da böyle zamanlarda Cem Uğur’un, Barbarlar Zamanı romanı ile karşılaştım. İsmine ve arka kapağına bakınca romanın faklı bir içerikte olduğu hemen yakalanıyor.

Cem Uğur, romanı iki şekilde götürüyor. Dün ve yakın zamanda yaşanılanlar. Geçmiş ve güncel arasında o kadar anlamlı geçişler yapmış ki yazar, işte aradığım anlatım şekli budur diyerek, sayfalara gömülüyor ve bir çırpıda ilerliyorsunuz. Dersim trajedisini anlatırken, masalsı bir dil giriyor işin içine. Gerçeküstü bir dille aktarıyor meramını Uğur. Bugünü anlatırken ise gerçeğin diline sığınıyor. Zaman geri ve ileri arasında akarken, insanların psikolojik durumları, her şeye rağmen aşık olabilme, gülebilme halleri çok başarılı bir şekilde anlatılıyor.

Barbarlar Zamanı’nın sürükleyici olmasının asıl nedeni Dersim’in dününe değinilen bölümlerin adeta öykü tadında olması. Tek tek okunduğunda bir öykü kitabının içinde geziyormuş duygusuyla, keyiflice okutuyor kendini roman. Yer yer mizahla süslenmiş sayfalar, yer yer şiirsel dokunuşlar, en çok da hüzün. Beni en çok etkileyen bölüm Kemal kuşunun anlatıldığı bölüm. Böyle bir kuşun olduğunu bilmiyordum doğrusu. Ben Dersimi bombalayan uçaklara bu ismin verildiğini düşünürdüm. Dışkısında zehirli gazlar olan böyle bir kuş bir zamanlar Dersim’de varmış ve soyu tükenmiştir. Romanda bununla ilgili bir de dipnot bulunmaktadır.

Cem Uğur, gelecek vaat eden bir romancı. Dersim’de yaşanan acıları özgün bir dille, sağlam bir kurguyla aktarıyor. Bugünü ise Munzur’un suyu kadar berrak bir dille geziyor. Cem Uğur’a önerim yakın zamana dair yeni ürünler ortaya koyması. Çok başarılı ürünlerle bizleri buluşturacağına inanıyorum.

Şairler sezgileri ile düşünüp imgelerini kuran insanlardır. Sabahı omzundan öperler. Ali Dayıya mektuplarını yazarlar. Acıya yük olmak gibi bir dertten, yaşadığı kentlerde sürgünü yaşayan çocuk olmak gibi bir derde düşerler.

Omzundan Öptüm Sabahı, Burhan Gündoğan’ın Parya, Ali Dayıya Mektuplar ise Binali Duman’ın Kaos Çocuk Parkı Yayınları’ndan çıkan şiir kitapları. Kitaplar için iki kelam etmeden önce şairlerin kitaplarının isimleri ve dizelerinin yardımıyla bir giriş yaptım.

Burhan Gündoğan’ın şiirlerini okurken bir anda kendimi doğanın içinde buldum. Doğanın koynundan süt sağar gibi bırakılmış dizeler. Tomurcuk tomurcuk, bahar kokusu, suların şırıltısı gibi bir seremoni halindeler. Öyküsü olan, öyküleşen şiirler gece vardiyasından çıkıp, okuyanın rüyasında dolaşıyor ve ona emeğin, alınterinin ne şekilde yollara düştüğünü gösteriyor.

Burhan Gündoğan’ın bugüne kadar yayınlanmış tüm şiir kitaplarındaki ortak özellik, şiirlerinde bir anlatıcının olması. Anlatımcı bir dili var Gündoğan’ın. İnce ince, nakış örer gibi, büyük bir sabırla anlatıyor. Şairi anlatıcı olan şiirler de akıcı ve damıtılmış olarak geliyor okuyucunun karşısına.

Gözleriniz

Gözlerinizi bir kez daha sevin bu sabah

Her çirkinliğin karşısında söyleyin o aynaya

Ardımızdan gelecekleri unutma

Şiir, uzun soluklu bir yoldur. Kimi şair bu yolu hızlı geçer, kimi dinlene dinlene, kimi de maraton koşar gibi. Burhan Gündoğan dinlene dinlene bu yola koyulandır. Yürür, durur, etrafını inceler, soluklanır ve tekrar yola düşer. Şiirler bu arada demlenir ve dinlenme anında ikram edilir. Binali Duman ise bu yolun maratoncusudur. Ali Dayıya Mektuplar’a, maratonun ortalarında gün yüzüne çıkan şiirler demek mümkün. Yalnızlığını, yanılgılarını, hüzünlerini, derdini, serzenişlerini sırtına alarak koşuyor ve konuşuyor Duman.

belki yanılgı belki yalnızlık

olduğunu unutur insan

kısa bir vakit huzuru hatırlar

lakin onu bir orada tutan uçurumdur sadece

Uzun bir sessizlik döneminden sonra geldi Ali Dayıya Mektuplar. Bu sürede dergilerde de çok az göründü Binali Duman. Üretimine yakın tanıklık eden biri olduğum için rahatlıkla söyleyebilirim ki sessizliği üretimsizlikten değil, aksine üretmek için kapanmasındandı. Benim bildiğim hazır dört dosya kapıda. Gittikçe daralan yayın işleri ile uğraşmak istememesindendi sessizliği. Zaman içerisinde diğer kitapları da yayınlanınca geleceğe taşan bir şiirle karşı karşıya olduğumuz görülecektir.

Şiir, biraz duygu, biraz deneyim ve biraz da sözcüklerle oynama telaşıdır bana göre. İmgeler ve dil böyle geliştirilir. Tam da böyle bir deneyimin dizeleri ile karşı karşıyayız. Binali Duman şiiri kendi mecrasında yürüyor ve kaldığı yerden dokunuyor hayata. Sabırla, deneyerek ve duyguyla.

hiçbir şey aramızda kalmaz biliyorum

insan gevezedir çünkü bir de kekeme

yoruyor kendini hem dinlerken hem de anlatırken

olana sığınmak biraz da bu değil mi

Barbarlar Zamanı, Cem Uğur, İletişim

Omzundan öptüm Sabahı, Burhan Gündoğan, Parya

Ali Dayıya Mektuplar, Binali Duman, Kaos Çocuk Parkı

Özgün E. Bulut